Buradasınız: Anasayfa / Sözlük / Adana Şehri Hakkında Ansiklopedik Bilgi

Adana Şehri Hakkında Ansiklopedik Bilgi

Sponsor Bağlantılar

ADANA Hakkında Ansiklopedik Bilgiler

Akdeniz bölgesinde şehir ve bu şehrin merkez olduğu il.
Akdeniz bölgesinin birinci. Türki­ye’nin dördüncü büyük şehridir. Seyhan nehrinin Toroslar’dan Çukurova’ya indi­ği yerde deniz seviyesinden 23 m. yükseklikte kurulmuştur. Büyük ve canlı kesimi Seyhan’ın sağ (batı) kıyısın­da bulunursa da sonraki gelişmelerle nehrin sol kıyısına da taşarak sahasını genişletmiştir.

İslâm Öncesi Adana. Coğrafî şartlar bakımından yerleşmeye uygun bir böl­gede ve özellikle Anadolu’nun güney kapısı sayılan Gülek Boğazı’na yakın mesafede kurulmuş olması, şehrin tari­hinin çok eskilere gitmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Nitekim çivi yazılı Hitit tabletlerinden, milâttan önce II. binyılda Kizzuvvatna’daki (Kilikya) bü­yük Samri (Saros, Seyhan) nehrinin kıyı­sında, içinde bulunduğu bölgeye adını verecek kadar önemli bir Adaniya veya Ataniya şehrinin mevcut olduğu öğre­nilmektedir. Bu şehrin Adana olduğu kabul edilmekte, ancak elde yeterli delil bulunmadığı için bugünkü Adana ile ay­nı yerde mi, yoksa onun yakınlarında mı kurulduğu kesinlikle bilinmemek­tedir. Adana şehir adı hakkında bilgi veren diğer eski bir kaynak, milâttan önce IX-VIII. yüzyıllara tarihlenen Karatepe iki dilli kitabeleridir. Kadirli ilçesi­nin 25 km. güneydoğusunda Karatepe mevkiindeki müstahkem Geç Hitit ha­rabelerinde bulunan, Fenike alfabesi ve Hitit hiyeroglifleri ile yazılmış kitabeler, Karatepe’nin “Adana Kralı Avvarikus’a tâbi olduğunu” bildirmektedir. Aynı de­vir Assur vesikalarında adı Que (Kilikya) Kralı Urikki şeklinde geçen bu kral. Ka­ratepe kitabelerine göre Danunalar’ın kralıdır.

Adlarına ilk defa. milâttan önce X!V. yüzyılda Mısır’a gönderilmiş olan çivi yazılı mektuplarda (el-Amarna arşivi) rastlanan Danunalar’ın Amanos dağlan dolaylarında, doğu Kilikya’da güçlü bir krallığa sahip oldukları ve başşehirleri­nin de muhtemelen Pakhri adını taşıdı­ğı bilinmektedir. Buna göre, Karatepe kitabelerinde adı geçen Danunalar Kra­lı Avvarikus’un oturduğu Adana şehri­nin de Kilikya Danuna Krallığı’nın I. bin-yıl başlarındaki merkezi olması kuvvetle muhtemeldir. Danuna kavmi, eski Grek efsanelerinde yer alan Anadolu menşeli Danaos’un ailesiyle ve Danaolar kavmiyle alâkalı görülmektedir Ibk Barnett 365, 4421. Öte yandan. Adana’nın kuru­luş efsanesine göre, şehrin kurucusu kabul edilen gök tanrısı Uranüs’ün oğlu Adanos’un da bu eski aile veya kavim­den geldiği düşünülebilir. Hint-Avrupa kökenli Adana ismi üzerine yapılan eti­moloji çalışmaları ise kelimenin a(n)-“Üzerinde, yanında”, -dânu “Nehir” şek­linde tahlil edilebileceğini ve “Nehir üze­rinde” kelime mânasını taşıyabileceğini göstermektedir. [482] Bu teklifi, Adana’nın Selevkid dönemin­deki adı olduğu sanılan Antiokhia ad Sarum “Sarus üzerindeki Antakya”; aş. bk.l ibaresi de, anlam itibariyle göster­diği paralellik açısından kuvvetle des­teklemektedir.

Que Krallığı, 111. Salmanasar (m.ö. 858-824) zamanında Assur İmparatorluğu’na bağlanmış, II. Sargon (721-705) za­manında tamamen Assur hâkimiyetine alınmış ve kısa bir süre sonra da halkı.
696 yılında başlattıkları ayaklanma se­bebiyle Sennaherib tarafından katliama uğratılarak sağ kalanlar başka bölgele­re sürülmüştür. Kilikya, Assur İmpara-torluğu’nun yıkılmasından sonra Ana­dolu’ya hâkim olan Ahamenid-Pers İm-paratorluğu’na bağlı bir satraplık hali­ne getirilmiş, 333 yılında da Issos za­feriyle Büyük İskender’in eline geçmiş­tir. İskender’in ölümünden sonra, önce Diadoklar’dan Antigonos Monopthalmos’un payında kalmış, sonra Suriye’de krallığını ilân eden Seleukos Nikator’un eline geçmiş, daha sonra ise Seleukos ve Mısır’daki Ptolemaios krallıkları ara­sında birkaç kere el değiştirmiştir. Bu dönemde Adana’nın. Seleukos kralı IV. Antiochos Epiphanes tarafından Anti­okhia ad Sarum adıyla yeniden imar edilen şehir olduğu sanılmaktadır. He­lenistik krallıkların Romalılar tarafın­dan birer birer yıkılması sırasında mey­dana gelen devlet otoritesi boşluğun­dan faydalanan Akdeniz korsanları. Ki­likya sahillerindeki yerleşme merkezle­rini tahkim ederek yüz elli yıl kadar bölgeye hâkim olmuşlardır. Nihayet Ki­likya milâttan önce 12 yılında Pompelus tarafından Roma İmparatorluğu’na ka­tılmış ve ancak bu tarihten sonra böl­gede siyasî istikrar sağlanabilmiştir. Ro­malılar ve 395’ten sonra da Bizanslılar zamanında, başta Misis olmak üzere Adana bölgesinin büyük imar faaliyet­lerine sahne olduğu. Adana surlarının, su kemerlerinin ve ilki Hadrianus tara­fından yaptırılan (II yüzyıl) Seyhan üzerindeki Taş Köprü’nün. Justinianus ta­rafından muhtemelen aynı yerde yirmi bir gözlü olarak yeniden yaptırıldığı (VI. yüzyıl) bilinmektedir. Adana bölgesi, I. Heraklus (610-641) zamanında, Kur’ân-ı Kerîm’de temas edilen [483], Bizanslılarla Sâsânîler arasında, ön­ce Sâsânîler’in galip gelerek Antakya dolaylarını ve Tarsus’u ele geçirmeleri­ne, daha sonra ise Bizanslılar’ın galip gelerek İranlılar’ı geri atmalarına sahne olmuş ve Emevîler tarafından fethedilmeşine kadar yine Bizanslılar’ın elinde kalmıştır. [484]

Bibliyografya

1- A. Goetze. Kizzuıvatna and the Problem of Hitiile Geography, New Haven 1940.
2- 0. R. Gurney. The Hittites. Middlesex 1954.
3- Les Guides Bleu: Turçuie. Paris 1965.
4- R. D. Barneti, “The Sea Peoples”, The Cambridge Ancient History i’i ed.l, Cambridge 1975.
5- R. D. Barneti, “Phrygia and the Peoples of Anatolia in the Iron Age”, a.e.
6- V. R. d’ A. Desborough. “The End of Mycenaean Civilizalion and the Dark Age”, a.e.
7- Y. Arbeltman-G. Rendsburg, “Adana Revised: 30 Year Later”, Ar.Or.. 49/2 (1981). [485]

Adana’nın İslâmî Deviri

İslâmî kaynaklarda Erde­ne, Edene. Ezene. Azana ve Batana şe­killerinde geçen, Osmanlı döneminin ilk zamanlarında ise veya imlâsıyla, Tanzimat’tan sonra da Edirne ile karıştırılmaması için şeklinde yazılan Adana’ya [486] ilk İslâm akınları Halife Ömer devrinde başlamıştır. Ancak geçici tür­den olan bu akınlar. Muâviye zamanında da devam etmesine rağmen bir sonuç vermemiş ve bölgenin asıl fethi, Emevi Halifesi Abdülmelik döneminde olmuş­tur. Türk-İslam toplulukları tarafından iskâna açılması ise Abbasîler zamanın­da Hârûnürreşîd döneminde Horasan­lı kumandan Ebû Süleym et-Türkî ta­rafından gerçekleştirilmiştir.

Adana X. yüzyılda Rumlar’ın, XI. yüzyıl sonlarında Selçuklular’ın ve bir müddet de Haçlılar’ın eline geçmiş, XII. yüzyılda bir ara Konya Selçuklularının idaresine girmiş ise de bu hâkimiyet uzun sürmeyerek tekrar Bizans İmparatorluğu ile Kilikya Ermenileri arasında el değiştirmiştir. Bundan sonra Adana. XIV. yüzyıl ortala­rından itibaren Memlükler’in ve bunlara bağlı olarak 1378-1562 yıllan arasında Türkmenler’in Üçok koluna mensup Yüregir boyu beylerinden Ramazan Bey’e ve ailesine intikal etmiştir. 1432’de Adana’dan geçen Bertrandon de la Broquiere, şehrin Hârûnürreşîd zama­nında Ebû Süleyman adında bir Türk­men kölesi tarafından tahkim edildiğini ve halkının Türkmen olduğunu kaydet­mektedir. Adana uzun müddet Mevlükler’le Osmanlılar’ın nüfuz mücade­lesine sahne olmuş, nihayet Çukurova bölgesi ile birlikte Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi esnasında Osmanlı toprak­larına katılmıştır. Bununla beraber uzun bir müddet daha Ramazanoğullan vası­tasıyla idare edilmiştir. Şehrin Osman­lı yönetimine geçmesinden sonra Ada-na’ya uğrayan Arap seyyahı Bedreddin el-Gazzi. buranın bağlık bahçelik bir yer olduğunu ve Seyhan nehri üzerine ku­rulmuş su dolaplarıyla sulama yapıldığı­nı ifade etmektedir.

Osmanlı hakimiyetindeki Adana, za­man zaman Halep eyaletine bağlı bir sancak olarak [487], bazan da müstakil bir eyalet halinde Osmanlı idari teşkilâtın­da yer almıştır. Nitekim 1608-1833 yıl­ları arasında mütesellimlik şeklinde idare edilen Adana, 1867’de Kozan, Ce­belibereket ve İçil sancaklarının birleş­tirilmesiyle bir eyalet haline getirilmiş­tir. [488] 1833-1840 yıllarında Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın isyanı ile baş­layan harekât sonunda. Mehmed Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa’nın eline geç­miş. Londra Antlaşması ile de 1841’de tekrar Osmanlı Devleti’ne bağlanmış­tır. 1865-1866 yıllarında ise. Ahmed Cevdet ve Derviş paşalar başkanlığında teşkil edilen Fırka-i Islâhiyye, birer de­rebeyi gibi hareket eden bölgedeki bey­leri ve onlara bağlı aşiretleri itaat al­tına alarak devlet otoritesini yeniden kurmuştur. I. Dünya Savaşı sonunda 24 Aralık 1918’de Fransızlar tarafından işgal edilen Adana, halkın şiddetli muka­vemeti neticesinde iki yıllık bir Fransız hâkimiyetinden sonra, 1921’de Ankara İtilafnâmesi ile Türkiye’ye testim edil­miş ve 5 Ocak 1922’de Fransızlar, şehri, kendilerine yardımcı olan Ermeniler’le birlikte terketmişlerdir. Bu tarih bugün Adana’nın kurtuluş günü olarak kutlan­maktadır.

İlk çağlardan Osmanlı dönemine ka­dar kesin bir nüfus kaydına rastlanma­yan Adana’ya ilk Türk-İslâm unsurları­nın yerleştirilmesi, Abbasiler zamanın­da 809’da Ebû Süleym et-Türkî tara­fından gerçekleştirilmiştir. Adana’nın Türkler tarafından fethinden sonraki nüfusu hakkında ise ancak Osmanlılar döneminde sağlam bilgilere rastlanmak­tadır. Bununla birlikte Osmanlı önce­sinde. 1071 ‘den itibaren Çukurova’ya Oğuzlar’dan Kayıhan, Bayat, Döğer. Yazır, Dodurga. Avşar, Beydili. Bayındır. Salur, Peçenek, Çepni. Yapar, İğdir, Kı­nık ve Yüregir kollarına mensup toplu­luk ve aşiretlerin yerleştirildiği kaynak­larda zikredilmektedir. Nitekim Osman­lı fethinden hemen sonra 1519’da yapı­lan tahrir de bu gruplara bağlı cema­atlerin bölgede bulunduğu görülmekte­dir. [489] Bu tahrirden Adana’nın Halep’e bağlı bir sancak oldu­ğu anlaşılıyor. 1536-1537 yıllarında ise Adana sancağı Adana, Yüregir, Sarıçam. Dündarlu-Bulgarlu, Hacılu, Ayaş, Karaisalu ile Kınık nahiyelerinden teşekkül etmekteydi. Bu yıllarda Adana’da Akça veya Ağca Mescid, Câmi-i Cedîd-i Halil Bey, Debbâğan (Depebağ), Kara Sofu (Ahîlü), Kasarcılu. Çukur Mescid. Câmi-i Atik, Keçeci (İsa Hacıoğlu) Mescidi, Yu­karı Mahalle (Hâmid Hacı) Mescidi, Kan-taroğlu Mescidi, Hacı Fakihoğlu, Kadı Mescidi. Baytemür Mescidi, Burnukara Mescidi. Su Gedügi (Selim Bey) Mescidi. Saçlu Ahmed Mescidi, Bâb-ı Tarsus, Yarköy. Sâdât Mescidi, Zâviye-i Yârân Dede. Tabakhane. Emirlü. Ramazan Ağa Mescidi ve Kayalubağ olmak üzere yirmi dört mahalle bulunuyordu. Bu ta­rihte şehirde 763 hane 855 mücerred (bekâr) müslüman, doksan iki hane 141 mücerred gayri müslim vardı. Aynı ta­rihte Adana nahiyesinde elli bir mezraa ile bir köyde 925 hane ile 320 mücer­red müslüman nüfus ziraat yapıyordu. 1536-1537”de bütün Adana sancağın­da vergi hanesi olarak toplam 13.755 hane bulunuyordu ki bu da yaklaşık 80-90.000 arasında bir nüfusa tekabül et­mektedir. [490] 1547’de şehirde 640 hane 113 mücerred müslüman, 112 hane kırk ye­di mücerred gayri müslim. Adana nahi­yesinde ise kırk yedi mezraada ziraat yapan 845 hane 206 mücerred müs­lüman nüfus kaydedilmiştir ki. Adana sancağının Yüregir, Saruçam, Dündarlu-Bulgarlu, Hacılu ve Karaisalu nahiyele­rinde 411 mezraada oturan 12.714 ha­ne 3257 mücerredle birlikte sancakta (Ayaş. Berendi ve Kınık kazaları hariç), yaklaşık olarak 70-80.000 civarında bir nüfus bulunuyordu. Bunun ise ancak 607’si gayri müslim unsurlardan teşek­kül etmekteydi.

1671’de Hicaz’a giderken Adana’dan geçen Evliya Çelebi, şehir hakkında şu bilgileri veriyor: Adana’nın dört köşe­li, 500 adım çevresi olan, yedi kuleli ve iki kapılı bir kalesi vardır. Kale doğu tarafından nehirle, diğer üç taraftan da hendeklerle çevrilmiştir. Kale içinde otuz yedi, kale dışında ise 8.700 ev bu­lunuyor. Ayrıca şehirde beşi büyük yet­miş cami, 130 dükkân, on yedi han ve bir kapalıçarşı vardır. Adana’nın mah­sulleri arasında limon, turunç, zeytin, incir, nar, şeker kamışı ve pamuk sayıl­maktadır. Bu arada, halkın Türkmenler’den oluştuğu, ayrıca az miktarda Arap, Rum, Ermeni ve yahudi bulundu­ğu da kaydedilmektedir. 1872 yılında ise 11.825 hanenin mevcut olduğu ve toplam 30.024 kişinin yaşadığı bu şe­hirde yedi fabrika, otuz beş sıbyan mektebi, otuz beş medrese, altı tekke, doksan mağaza, 1978 dükkân, elli beş değirmen, dört hamam, yirmi yedi han, beş kilise, otuz sekiz mescid ve yirmi cami bulunuyordu. Aynı tarihte Ada­na. Kozan, Cebelibereket ve İçil san­caklarından teşekkül eden Adana vilâ­yetinin toplam nüfusu 157.503’e ulaş­mıştı. Bu nüfusun 138.554’ü müslüman, 1949’u da gayri müslimdi. Bu sırada vilâyette 128 mescid, seksen dokuz ca­mi, otuz altı kilise, 226 sıbyan mekte­bi, seksen dokuz da medrese mevcut­tu [492] Kamûsü’l-a’lâm’da ise şehirde 20.000 nüfus ol­duğu kaydediliyor. 1890-1891 yıllarında Adana kazasında 58.049 müslüman ve 12.616 gayri müslim olmak üzere top­lam 70.665; bütün vilâyette ise 341.376 müslüman, 32.989 Ermeni, Rum ve Sür­yânî yaşıyordu [493]. 1891 yılında Vital Cuinet tarafından ya­pılan istatistiğe göre Adana kazasında 93.955 kişi bulunuyordu. Bunun 74.878’i Türk. 19.077’si gayri müslim olarak gös­terilmiştir.

Aynı müellif tarafından vi­lâyet nüfusu 403.439 olarak tesbit edil­miş, bunun 346.308’inin Türkler’den, 51.982’sinin de Rum ve Ermeniler’den teşekkül ettiği kaydedilmiştir. 1918 yı­lı sonunda Fransızlar tarafından yapı­lan bir istatistikte ise Adana kazasında 79.099 müslüman, 23.393 gayri müs­lim bulunduğu ve aynı tarihte Kozan, Cebelibereket, İçil sancaklanyla birlikte Adana vilâyetinin nüfusunun 445.725 olduğu ve bu nüfusun 372.689’unun müslümanlardan, 73.036’sının da Er­meni. Rum. yahudi ve diğer unsurlar­dan meydana geldiği kaydedilmiştir. [494] Bu gayri müslim nüfus. Adana ve Çukurova’nın kurtuluşuyla sonuçlanan mücadele so­nunda, birlikte hareket ettikleri Fransız kuvvetlerinin bölgeyi terkettikleri sıra­da onlarla beraber gitmiş ve çeşitli ül­kelere göç etmişlerdir. [495]

Bugünkü Adana

Yeni ve yakın çağlara göre Adana’nın gelişmesi Cumhuriyet döneminden sonra olmuştur. XX. yüzyı­lın başlarında 20-30.000 arasında olan şehir nüfusu, 1927 sayımında 72.652’ye, 1940 sayımında 88.119’a, 1970 sayımında 347.454’e yükselmiştir. Bu hız­lı gelişme sonucunda 1985 sayımında nüfusu 777.554’e çıkmıştır. Bu nüfusu ile Adana, bugün Türkiye’nin en kala­balık şehirlerinden biri haline gelmiş­tir. Nüfusun hızla artışında gerek ziraî gerekse sınaî bakımdan gelişmeler rol oynamaktadır. Nitekim hava. kara ve deniz yollarıyla Türkiye’nin önemli ih­raç merkezlerinden biri durumuna ge­len Adana’nın çevresi, bu gelişmesine paralel olarak.

Türkiye’nin çeşitli yöre­lerinden göç eden işçi kitleleri sebebiy­le, gecekondu mahalleleriyle çevrilmiş­tir. Bundan dolayı belediye hizmetlerinin yerine getirilmesinde büyük zorluklarla karşılaşılmasına rağmen Adana, gide­rek modern bir şehir hüviyeti kazan­maktadır. Bunda, geçimi ziraate daya­nan halkın modern usullerle ziraat yap­ması sonucu daha çok ürün elde edil­mesinin rol oynaması kadar, bu ürünle­rin Adana’da kurulmuş sayıları doksana ulaşan fabrikalarda işlenmesinin de bü­yük payı vardır. Türkiye’de üretilen pa­muğun üçte biri Çukurova’da elde edil­diği gibi bunları işleyen altmış kadar ku­maş, bez ve iplik fabrikasıyla, yan ürün­leri işleyen yağ ve sabun fabrikaları bu­lunmaktadır. Adana’da eğitim ve öğre­tim faaliyetleri de oldukça gelişmiş du­rumdadır. 1872’de şehirde 226 sıbyan mektebi ve seksen dokuz medrese var­ken bugün ilde 1000’in üzerinde ilk­okul, 100 kadar ortaokul ve lise ile çeşitli meslekî ve teknik okullar ve bir üniversite (Çukurova Üniversitesi) bulun­maktadır.

Bugünkü Adana’da, bazıları tamirleri sırasında asıl özelliklerinden birçok şey kaybetmelerine rağmen, eski devirler­den epeyce eser kalmıştır. Bununla bir­likte seyahatnamelerde ve salnâmelerdeki kayıtlarda belirtilen eserlerden birçoğu da yok olmuştur. Bunların en önemlisi Adana Kalesi’dir. Kale. 1836 yılında Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa ta­rafından yıktırılmış ve bugüne ancak yı­kıntı halinde küçük bir duvar parçası kalmıştır. Bunun dışında otuz beş ka­dar cami. mescid. medrese, han, ha­mam gibi eserler günümüze kadar gel­miştir.

Bu eserlerin önemlilerinden biri. Justinianus tarafından yaptırılan Bizans yapısı yirmi bir gözlü Taş Köprü’dür (VI. Yüzyıl). Seyhan nehri üzerinde kurulmuş bulunan bu köprü çeşitli dönemlerde tamir görmüş, nehrin getirdiği alüvyon­lar sebebiyle de iki basından birer gö­zü görünmez olmuştur. Halen 310 m. uzunluğunda ve 13 m. yüksekliğindedir. Tarihî eserler arasında, 1409’da Akça Ağa tarafından inşa ettirilen Ulucami mahallesindeki Akça Mescid; yi­ne aynı mahallede Ramazanoğulları’ndan Halil Bey tarafından 1495’te yaptı­rılan Harem Dairesi ile 1497 yılında in­şa edilen Tuz Hanı (Selâmlık Dairesi); Halil Bey’in oğlu Pîrî Paşa tarafından 1529’da inşa ettirilen ve bugün Büyük-saat yakınında yer alan Çarşı Hamamı; 1513 yılında Ramazanoğlu Halil Bey ta­rafından inşasına başlanan ve Pîrî Paşa tarafından 1541’de tamamlatılan Ulucami Külliyesi; yine 1541’de inşa edi­len ve banisi Cuma Fakih isimli bir zat olan Cuma Fakih Mescid ve Medresesi; 1548’de Savcı Bey tarafından inşa ettirilen Savcıoğlu veya Kemeraltı Camii; 1501 yılında Ramazanoğlu Halil Bey ta­rafından kiliseden camiye çevrilen Eskicami veya Yağ Camii ile bitişiğindeki 1558’de Pîrî Paşa tarafından yaptırılan Yağ Camii Medresesi; Ramazanoğulları zamanında tahminen 1558’de Hasan Kethüda tarafından yaptırılan Hasan Ağa veya Hasan Kethüda Camii; tahmi­nen 1591-1595 yıllarında Sevindikzâde tarafından inşa ettirilen Tahtalı Camii; yine tahminen 1600-1605’te, Ramaza­noğulları tarafından eski bir Roma ha­mamı kalıntısı üzerine kurulmuş bulunan Irmak Hamamı veya Yalı Hamamı; 1648’de Adana Valisi Cafer Paşa tara­fından yaptırılan Çâfer Paşa Camii; 1682’de Ramazanoğulları’ndan Mestanzâde Hacı Mahmud Ağa tarafından inşa ettirilen Mestanzâde Camii ve yine aynı kişi tarafından 1703’te yaptırılan Meştan Hamamı; 1704’te Ali Dede İsimli bir kişi adına Rakka Valisi Meh­med Paşa tarafından inşa ettirilen Ali Dede Mescidi; Musabalıoğlu Mustafa Bey tarafından yaptırılan Musabalıoğlu Mescidi, Medresesi ve Hamamı (Yeni Hamam); 1721’de Balcızâde Hacı Mus­tafa Bey tarafından inşa ettirilen Balcıoğlu Mescidi; banisi Abdürrezzâk el-Antâkî olan ve 1724’te yapılan Yenicami; 1748’de Alemdar Mustafa Ağa tarafın­dan inşa ettirilen Alemdar Mescidi; 1751’de Hacı Ahmed Ağa tarafından yaptırılan Siyavuşoğlu Mescid ve Med­resesi; 1751-1754 yıllarında Gencîzâde Hacı Mahmud tarafından inşa ettirilen Yeşil Mescid; 1825’te Adana Valisi Memiş Paşa tarafından yaptırılan Memiş Paşa Camii (Havutluoğlu Mescidi); XVI. yüzyılda Ramazanoğlu Halil Bey ve Pîrî Paşa tarafından yaptırılıp 1850-1851 yıllarında Kel Hasan Paşa tarafından tamir ettirilen Adana Bedesten veya Arastası (Kapalıçarşı); 1881’de Şeyh Zülfo (Zülfa) tarafından inşa ettirilen Şeyh Zülfo Mescidi; 1882 yılında Adana Vali­si Âbidin Paşa tarafından inşa ettirilmiş bulunan Saat Kulesi (Büyüksaat) halen ayaktadır. Bugün ise Diyanet İşleri Baş­kanlığına ait 1989 yılı istatistiklerine göre Adana’da il ve ilçe merkezlerinde 313, bucak ve köylerde 988 olmak üze­re toplam 1301 cami bulunmaktadır.

Adana şehrinin merkez olduğu Ada­na III, 1933-1956 yılları arasında Sey­han adıyla anılıyordu. İçel, Niğde, Kayseri, Kahramanmaraş, Gaziantep. Hatay illeri ve Akdeniz sahilleri arasında kalan Adana ili merkez ilçelerinden (Seyhan ve Yüregir) başka Aladağ, Bahçe. Cey­han, Düziçi, Feke, İmamoğlu, Kadirli, Karaisalı, Karataş, Kozan. Osmaniye. Pozantı. Saimbeyli. Tufanbeyli ve Yu­murtalık olmak üzere 15 ilçeye. 27 bu­cağa ayrılmıştır ve sınırları içerisinde 737 köy bulunmaktadır. 17.253 kmz genişliğindeki Adana ilinin 1985 sayımı­na göre nüfusu 1.725.940. nüfus yo­ğunluğu ise 100 idi.

Sponsor Bağlantılar

Bir önceki yazımız olan Adamava Bölgesi Neresidir? Hakkında Bilgi Başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Cevapla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Scroll To Top