Buradasınız: Anasayfa / Sözlük / Adak Ne Demaktir, İslam Ansiklopedisi

Adak Ne Demaktir, İslam Ansiklopedisi

Sponsor Bağlantılar

ADAK Hakkında Ansiklopedik Bilgi

Dinen mükellef tutulmadığı halde kişinin kendi vaadiyle üzerine vacip kıldığı ibadet.
Türkçe adak kelimesinin Arapça kar­şılığı olan nezr, lugatta “İnsanın yerine getirmeyi kendisine borç (vacip) kıldığı, vaad ettiği şey” mânasına gel­mektedir. Nezr kelimesinin kökünde “Vacip kılmak, gerekli kılmak” mânası bulunduğundan İmam Şafiî, kasten ya­ralama suçunda ödenmesi gereken di­yeti (erş) nezr diye adlandırmıştır. Ke­limenin kök anlamlarından biri de “Uya­rıcı ve sakındırın mahiyetteki tebliğ ve i’lâm’dır (bk. inzar). Nitekim adak ola­rak verilen şeye nezîre dendiği gibi, or­dudaki öncü ve gözcü birliklerine de düşmanın durumunu bildirmeleri sebebiyle aynı ad verilmiştir. [382] Sâmî dillerden olan İbrânî-Ârâmî ve kısmen Âsurî dillerinde de adamak ve takdis mefhumlarını ifa­de etmek üzere nezr köküne rastlan­maktadır.

Bir fıkıh terimi olarak nezir, “Dinen mükellef olmadığı halde, kişinin farz veya vacip türünden bir ibadeti yapaca­ğına dair Allah’a söz vermesi” şeklinde tarif edilmiştir. Kelime, gerek sözlük gerekse terim anlamında Kur’ân-ı Kerim’de ve hadislerde [384] geçmektedir. İki âyette [385] isim olarak tekil, bir âyette [386] çoğul, ayrıca iki âyette de Hz. Mer­yem ve annesine atıfla fiil olarak zikre­dilmektedir:
“İmrân’ın karısı. ‘Rabbim! Ben karnımda olanı sadece sana hiz­met etmek üzere adadım, benden ka­bul buyur; doğrusu her şeyi işiten ve bilen ancak sensin’ demişti”

“İnsanlardan birini görecek olur­san de ki: Ben rahmana oruç adadım, bugün hiçbir insanla konuşmayacağım” [388] Bu iki âyet, daha ön­ceki semavî dinlerde de adağın meşru olduğunu göstermektedir.

Adak. genellikle herhangi bir hususta Allah’ın yardımını temin gayesiyle baş­vurulan dinî bir davranış olarak şu veya bu şekilde hemen hemen bütün dinler­de görülmektedir. Gerek Ahd-i Atik ve Ahd-i Cedîd’de, gerekse Grek ve Latin literatüründe peygamberler, krallar, azizler ve başkalarının yaptığı muhtelif adaklarla ilgili misaller çoktur. Yahudi­lik ve Hıristiyanlık’ta adak. normal dinî vazifeler dışında, bir kimsenin ya sami­mi dindarlığın bir nişanesi olarak veya Allah’ın yardımını temin maksadıyla belli bir şeyi yapma veya terketme hu­susunda Allah’a söz vermesi şeklinde görülmektedir. Kilise hukuku, alelade adak ile merasimli adak arasında, ikin­cisinin değistirilememe özelliğine sahip olması bakımından fark gözetir. Ortaçağ’da adak. çok defa varlıklı kimseler­ce kilise veya bir azizin türbesinin yap­tırılması, onarılması yahut tezyini şek­linde görülmektedir.

Hıristiyan dünyasında rastlanan sayısız adak türleri arasında haccetmek, sadaka vermek, hastalar için azizlerin kabirlerinden toprak almak, kilisede mum yakmak, kilise parmaklıklarına bez bağlamak gi­bi fiiller en çok görülenleridir. Katoliklik’te adakla ilgili hüküm ve düzenle­melerin varlığına karşılık Protestanlık adağı resmen tanımamıştır; buna rağ­men halk arasında adak yaygın şekilde görülmektedir.

Eski Çin’de prensler ve yüksek devlet memurlarının, ittifak veya barış antlaş­malarının onaylanması gibi önemli olay­lar vesilesiyle merasimli adakta bulun­maları yaygın bir âdetti. Prensler tara­fından sığır veya domuz, memurlar ta­rafından köpek, halk tarafından da ta­vuk kurban edilir ve kanı adak adayan­ların dudaklarına sürülürdü. Çin’de sık görülen bir adak çeşidi de arkadaşlar arasında yapılan ve kanların karıştırılmasıyla onaylanan ebedî kardeşlik ada­ğıydı. Bunun kan akrabalığına denk bir bağ oluşturduğuna inanılırdı. Çin’de yaygın diğer bazı adak çeşitleri ise şid­detli hastalık vb. hallerde bir tanrı veya tapınağa hediye sunmak, oruç tutmak veya haccetmek gibi fiillerdi. Mâbed ya­nındaki mukaddes ağaca bez bağla­mak, dağları ziyaret etmek, mum yak­mak vb. birçok adak çeşidinin yaygın olduğu Japonya’da mâbedlerde hususi adak yerleri vardır. Dinî hayatın önemli bir kısmını adakların oluşturduğu Hin­distan’da da belli başlı adaklar arasın­da en önemlileri, belirli günlerde hiçbir şey yememek veya bazı yiyeceklerden kaçınmak suretiyle yapılan perhiz ve oruç tutmaktır. Eski şamanist Türkler’de de suyu kutsama, ağaca bez bağ­lama, yatırları ziyaret etme ve kurban kesme gibi adaklara rastlanmaktadır.

İslâmiyet’in ortaya çıkması sıraların­da adak Araplar’da da günlük hayatta sıkça görülmekteydi. Genellikle, sürü­deki hayvanların 100’e ulaşması, bir er­kek çocuk sahibi olma ve savaş kazan­ma gibi nimetlere erişme veya bir has­talıktan yahut bir tehlikeden kurtulma gayesiyle kurban adanırdı. Bunun ya­nında, bazı olaylar gerçekleşinceye ka­dar birtakım davranışlarda bulunma­mak gibi bir nevi yemin mânasına adaklar da sıkça görülmekteydi. Meselâ bir kişi veya kabileden öç alıncaya veya o kabileden şu kadar adam öldürünce-ye yahut bir kuraklık halinde yağmur yagıncaya kadar et. yağ vb. şeyler ye­meme, şarap içmeme, cinsî ilişkide bu­lunmama, koku sürünmeme, eğlenme­me gibi adak-yeminlerde bulunulurdu. İtikâfta bulunmak, oruç tutmak da di­ğer belli başlı adaklar arasında görül­mektedir.

Bir dinden diğerine veya bir toplum­dan diğer topluma yer yer farklı uygu­lamalar görülmekle birlikte esasta bü­yük bir benzerliğin göze çarptığı adak meselesi, temelde insanlar arasında or­tak birtakım dînî-psikolojik sâiklerden kaynaklanmaktadır. İslâmiyet, şu veya bu din yahut toplumdaki adak anlayış ve uygulamalarıyla bazı benzerlikler görülse bile. diğer birçok konuda oldu­ğu gibi bu konuda da birtakım sınırla­malar getirerek kendine has bir anlayış ortaya koymuştur. İslâm Ansiklopedisi’ne “Nezir” maddesini yazan J. Peder­sen. Araplar’ın adak konusundaki örf ve âdetlerini uzun uzadıya anlatırken, oldukça sathî bir şekilde ve yer yer an­lamından saptırarak temas ettiği adak­la ilgili İslâmî hükümleri de bu âdetler­le karışık biçimde vermekle, söz konu­su âdetlerden hangilerinin İslâm tara­fından tasvip edildiği, hangilerinin edil­mediği hususunda tereddütler uyandır­mış ve İslâm’da adak konusunun anla­şılmasını güçleştirmiştir.

Kur’ân-ı Kerîm’de adağı teşvik eden veya yasaklayan herhangi bir hüküm yoktur. Daha önce de belirtildiği gibi. Hz. Meryem ve annesine atıfla iki adak olayı zikredilmekte ve bazı âyetlerde de [389] yapı­lan adakların yerine getirilmesinin lüzu­muna işaret edilmektedir. Bu ise, esa­sen diğer birçok âyette [390] zikredildiği üzere ahde vefa gösterilmesi gerektiğine dair genel İslâmî kuralın bir gereğidir. Hz. Peygamber’in, Allah’a itaat kabilinden olan adakların yerine getirilmesini em­retmesine mukabil [391] adak adamayı yasakladığı ve adağın ilâhî takdiri değiştirmeyeceğine işaret­le, “Adak hiçbir şeyi değiştirmez (bir başka rivayette, hiçbir fayda sağlamaz), ancak adakla cimrinin malı azaltılmış olur” [392] dediği rivayet edil­mektedir. Bazı âlimler bunu ve adağı yasaklayan benzeri diğer hadisleri zahi­rî manasıyla anlarken diğer bazı âlimler te’vil yoluna gitmişlerdir. Bunlara göre söz konusu hadislerdeki yasak, kişinin yapmakla yükümlü olmadığı bir ibadeti yapacağına dair Allah’a söz verip onu üstlendikten sonra sözünden dönmek­ten sakınması gerektiğine ve adağın manevî sorumluluk getiren bir iş olduğuna işaret etmektedir. Aksi halde, adak adamak anlamsız ve geçersiz bir sey olurdu. Oysa birçok âyet ve hadiste adakların yerine getirilmesi emredil­miştir. Bu hadislerden anlaşılan bir di­ğer husus da adağın insana bir fayda sağlamayacağı ve bir zararı gidermeyeceği. yani adakla ilâhî takdirin değişme­yeceği gerçeğidir. Bunun aksi bir düşünceyle adak adamak. İslâm inancıyla bağ­daşmadığından yasaklanmıştır. [393] Konuyla ilgili âyet ve hadislere daya­nan fıkıh âlimleri, adak adamanın dinî hükmü hususunda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Haneffier’e göre adak, is­ter mutlak ister muallak olsun, mubah­tır. Ancak adamak veya adamamak ko­nusunda dinî bir yükümlülük söz konu­su değildir. Mâlikîler’e göre mutlak adak müstehaptır; fakat devamlılık arzederse (meselâ her pazartesi oruç tutmayı ada­mak gibi), mekruh olur. Muallak adak ise Bâcî’ye göre mekruh, İbn Rüşd’e gö­re mubahtır. Mâlikî mezhebinde tercih edilen görüş ikincisidir. Şafiî ve Hanbelîler’e göre ise adak adamak tenzihen mekruhtur. Bunlara göre adak yasağıy­la ilgili hadisler, adakların yerine getiril­mesini emreden naslar göz önüne alı­nırsa, harama değil de kerahete delâlet eder. Diğer taraftan, Resûlullah’ın ve önde gelen ashabının adakta bulunma­yışları, adağın müstehap olmadığının bir başka delili sayılmıştır. Sonuç ola­rak, adak İslâmiyet’te umumiyetle se­vaba vesile olan bir davranış sayılma­mış, ancak adanınca da yerine getiril­mesi hususunda hassasiyet gösterilme­si istenmiştir. [394] Sponsor Bağlantılar

Bir önceki yazımız olan Adab Ül Müridin Nedir? Hakkında Bilgi Başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Cevapla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Scroll To Top