Buradasınız: Anasayfa / Sözlük / Adağın Hükmü Nedir

Adağın Hükmü Nedir

Sponsor Bağlantılar

Adağın Hükmü

Adağın yerine getirilip getirilmemesinin hükmü mezheplere göre değişiklik gösterir. Hanefîler bu konuda adağın mutlak veya muallak ol­masını değil, adanan şeyin açıkça belir­tilip belirti İm em esin i esas almışlardır. Adanan şey ismen belirtilmişse, adak ister mutlak ister muallak olsun, yerine getirilmesi vaciptir. Adak müphem ise. niyet edilen şeyin ifası vâçip olur. Herhangi bir niyet söz konusu değilse ye­min kefareti ödemek gerekir. Adak mutlak ise hemen, muallak ise şart gerçekleşince kefaret ödenir. Müphem adak konusunda fukahanın çoğu bu görüştedir; ancak İmam Şafiî’ye göre müphem adak geçersizdir. Mâlikîler’e göre, adak ister mutlak ister muallak olsun, gereğini yerine getirmek vaciptir. Şafiî ve Hanbelîler’e göre ise mutlak adağın ifası vaciptir. Muallak adağa ge­lince, eğer nezrü’t-teberrür ise yerine getirilmesi vacip olur. Nezrü’l-lecâcda ise adakta bulunan kimse muhayyerdir; şart gerçekleşince dilerse adağı yerine getirir, dilerse yemin kefaretini öder.

Adak hükmünün ne zaman ve ne şe­kilde sabit olacağı hususu, adağın mut­lak ve muallak olmasına, gelecek bir zamana bağlanıp bağlanmamasına, bir mekânla mukayyet veya adanan şeyin bedenî veya malî bir ibadet olup olma­masına göre değişmektedir. Adak her­hangi bir şart veya zamana bağlanmamışsa (mutlak adak), adanır adanmaz borç terettüp eder ve bu borcu hemen yerine getirmek müstehap olur. Bir şarta bağlanan adağın (muallak adak) yerine getirilmesi ise o şart gerçekle­şince vacip olur. Şart gerçekleşmeden önce adak yerine getirilirse geçersizdir; yapılan ibadet ise nafile sayılır; şart gerçekleşince yeniden ifası lâzımdır. Bu, adağın gerçekleşmesi istenen bir şarta bağlanması (nezrü’t-teberrür) ha­lindedir. Adak. gerçekleşmesi istenme­yen bir şarta bağlanmışsa (nezrü’l-lecâc), şart gerçekleşince adanan şeyin yerine getirilmesi veya yemin kefareti ödeme arasında muhayyerlik söz konu­sudur.

Yerine Getirilmesi Gelecek Bir Zamana Bağlanan Adak.

Ebu Hanîfe ve Ebu Yûsufa göre, Talan gün … adağım ol­sun” şeklindeki bu tür adakta zaman kaydına itibar edilmeyip daha önce de yapılabilir. İmam Muhammed, sadaka gibi malî ibadetlerde aynı görüşü pay­laşmakla beraber, oruç ve namaz gibi bedenî ibadetlerde belirtilen vakit gel­medikçe adak hükmünün sabit olmaya­cağı görüşündedir. Şafiî ve Hanbelıler’in görüşü de aynı doğrultuda olup onlara göre bu ibadetleri zamanından önce ifa etmek geçersizdir. Belli bir zamana bağlanan adak özürsüz olarak tehir edilirse günaha girilmiş olur. Vakti be­lirlenmeyen adaklarda ise. eğer her­hangi bir niyet de söz konusu değil idiyse, âlimlerin çoğunluğuna göre, zamanla mukayyet olmayan mutlak va­cipte olduğu gibi, bu adağı kişi dilediği zaman yerine getirebilir. Ancak yerine getirmeden ölürse günahkâr olur. Bazı âlimler ise bu tür adağın hemen yerine getirilmesi gerektiği görüşündedirler.

Mekânla Mukayyet Adak.

Adağın mut­lak veya muallak oluşuna göre yukarıda zikredilen hükümler geçerli olmakla birlikte, mekân şartına riayet edilip edilmeyeceği konusunda farklı görüşler vardır. Ebû Hanîfe ve talebeleri Ebû Yûsuf ve Muhammed’e göre, mekân şartına itibar edilmeden başka bir yer­de de ifası mümkündür. Aynı şekilde, Hanefîler’e göre adakta belirli bir malı veya fakiri tayine de itibar edilmez; ay­nı cins ve miktarda başka bir mal ile başka fakirlere ödeme yapılabilir. Mâli­kîler’e göre. özellikle Mescid-i Haram, Mescid-i Nebî ve Mescid-i Aksa başta olmak üzere, herhangi bir mekânda na­maz ve itikâf adanmışsa bu şarta uyul­ması gerekir.

Hanbelîler’e göre ise bu üç mescidden birinde namaz, oruç ve itikâf adanmışsa mekân şartına riayet edilir. Bunun dışındaki yerlerde, kurban adağı hariç, mekân şartına itibar edil­mez. Şâfıîler’e göre sadaka adağında mekân şartına uyulur, oruçta mekânın önemi yoktur. Namazda ise yalnız üç mescidden birinde adak adanmışsa mekân kaydına riayet gerekir.

Bir kimse adağını yerine getirmeden ölürse, mecbur olmamakla beraber, ve­lîleri onun adına adak borcunu ödeye­bilirler. Hanbelîler’e göre hac, oruç. sa­daka, itikâf gibi bedenî ve malî ibadet­lerde niyabet geçerlidir; ancak namaz başkası adına kılınamaz.

İmam Şafiî’nin bir görüsüne göre oruçta da niyabet ol­maz; her gün için bir fakir doyurulur. İmam Mâlik’e göre hiçbir bedenî iba­dette niyabet geçerli değildir. Hanefîler de, malî yönü bulunan hac hariç, bedenî ibadetler konusunda bu görüştedirler. İbn Hazm ise namaz da dahil olmak üzere velîlerin adağı yerine getirmekle mükellef olduğu görüşündedir. Üzerin­de malî bir adak borcu olarak ölen kim­senin bu borcunun malından ödenmesi hususunda Mâlikî ve Hanefîler vasiyet­te bulunmasını şart koşarlar. Diğer âlimlere göre vasiyet etmese de malın­dan ödenmesi gerekir.

Adak yalnız Allah rızası için yapılır. Başka herhangi bir kimse adına adakta bulunmak haramdır. Adanan namaz, oruç, hac. vb. bir ibadet normal bir iba­det gibi ifa edilirken adak kurbanı, udhiyye veya nafile olarak kesilen diğer kurbanlardan farklı hükümlere tâbidir. Adak adayanın kendisi, eşi, çocukları ve torunları, anne ve babası, dede ve nine­leri adak kurbanının etinden yiyemez­ler, yedikleri takdirde karşılığını fakir­lere sadaka olarak vermeleri gerekir.

Sponsor Bağlantılar

Bir önceki yazımız olan Adağın Şartları Nelerdir Başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.


Etiketler: adak kefareti, adağın hükmü nedir, adak orucu tutulmazsa ne olur, adak adayıp yerine getirmemek, adak orucunun hükmü nedir, adak yerine getirildiğinde belirti, bir hükmü yerine getirilmesi

Cevapla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Scroll To Top