Buradasınız: Anasayfa / Sözlük / Abdülmelik Bin Mervan Kimdir? Hakkında Bilgi

Abdülmelik Bin Mervan Kimdir? Hakkında Bilgi

Sponsor Bağlantılar

ABDÜLMELİK b. MERVAN Hakkında Ansiklopedik Bilgi

Ebü’l-Velîd Abdülmelik b. Mervân b. el-Hakem (ö. 86/705) Emevî halifesi (685-705).
Kaynakların büyük bir kısmına göre 26 (646-47) yılında doğdu. Babası Mer­vân b. Hakem, annesi Âişe bint Muâviye b. Mugîre’dir. On yaşında iken Hz. Os­man’ın evine yapılan saldırıya şahit ol­du. On altı yaşında da Halife Muâviye tarafından Medine divanı relsliğine ta­yin edildi ve Medineli birliklerin başında Bizans’a karşı yapılan bir sefere iştirak etti (42/662-63) Bu tarihten sonra Me­dine’de babasının yanında kaldı ve he­men hiçbir askeri harekâta katılmadı. Ancak Muâviye’nin ölümünden sonraki iktidar mücadelelerine şahit oldu. Hz. Hüseyin’in Kerbelâ’da şehid edilmesinin ardından Medineliler’in Yezîd’i hal’etmeleri üzerine, Medine’de bulunan 1000 kadar Ümeyyeli Mervân b. Hakem’in evinde toplanarak müdafaaya çekildiler ve Dımaşk’a haber göndererek yardım istediler. Yezîd, Müslim b. Ukbe el-Mür-rî kumandasında 12.000 kişilik bir or­duyu Medine’ye gönderdi. Ancak bu sı­rada Medine’deki Ümeyyeliler serbest bırakılmışlardı. Abdülmelik’in de için­de bulunduğu bu grup yolda Müslim’e rastladı. Müslim, Medine’nin kuzeydo­ğusunda yer alan Harre’de karargâh kurmuştu. 27 Zilhicce 63 [487] tarihinde yapılan savaşta Medine-liler mağlûp oldular. Harre Savaşı’na katılan Abdülmelik, muhtemelen Mek­ke’nin neticesiz kalan muhasarasına da iştirak etmiştir.

Mervân b. Hakem’in 65 Ramazanında (685) ölümü üzerine veliaht Abdülmetik Dımaşk’ta hilâfet makamına geçti. An­cak halifeliğini yalnız Suriye ve Mısır eyaletleri tanıdı. Hicaz ve İrak Abdullah b. Zübeyr’in idaresi altında bulunuyor­du. Mısır’a kadar bütün Kuzey Afrika İslâm devletinden kopmuş, bu parça­lanmadan faydalanmak isteyen Bizans, Suriye’ye karşı akınlara başlamıştı. Hali­fenin rakibi Abdullah b. Zübeyr de zor durumda idi. Mekke kuşatmasında Ab­dullah’ı destekleyen Haricîler, muhasa­ranın kaldırılmasından sonra ona karşı cephe almışlar, Necd ve Basra bölge­lerinde tehlikeli isyanlar başlatmışlar­dı. Nâfi” b. Ezrak’ın lideri olduğu Ezraki Haricîleri (Ezârika) Basra’yı tehdit edi­yordu. Abdullah b. Zübeyr’in Haricîler ile meşgul bulunduğu sırada Abdülmelik’in bu durumdan faydalanarak harekete geçmesi beklenirken, muhtemelen Su­riye’ye tam manasıyla hâkim olamadı­ğı için herhangi bir teşebbüse girişme­di. Bu sırada Kûfe’de her iki halife için de tehlikeli olabilecek Muhtar b. Ebû Ubeyd es-Sekafi’nin isyanı patlak verdi.
Irak’ta Abdullah b. Zübeyr ile Muh­tar arasındaki mücadeleler aslında Ab­dülmelik’in işine yarıyordu. Abdülmelik, Muhtâr’ın öldürülmesinden sonra el-Cezîre’de bulunan İbrahim b. Mâlik el-Eşter’i kazanmak için bazı teşebbüs­lerde bulunduysa da geç kaldı: çünkü İbrahim daha önce davranan Abdullah b. Zübeyr’in kardeşi Mus’ab tarafına geçmişti. Abdülmelik Irak üzerine hare­kete geçeceği sırada. İslâm âleminin bu karışık durumundan faydalanmak iste­yen Bizanslılar hücuma geçti. Abdülme­lik öncelikle bu tehlikeyi bertaraf etmek mecburiyetinde kaldı. Aslında Musab’ın durumu da pek parlak değildi. Bir ta­rafian Hâricîler’in faaliyetleri, diğer ta­rafian Horasan’daki Arap kabileleri ara­sındaki mücadeleler onu oldukça zor durumda bırakmıştı.

Abdülmelik’in Mus’ab’a karşı ilk as­kerî harekâtı 689 yazında oldu. Ancak, Dımaşk’tan ayrılmasından kısa bir süre sonra geri dönmek mecburiyetinde kal­dı. Zira onun ayrılmasını fırsat bilen Amr b. Saîd el-Eşdak, başşehirde teh­likeli bir isyan çıkartmıştı. Derhal Dımaşk’a dönen halife, âsiyi mağlûp ve bizzat kendi eliyle idam etti. Ertesi yıl yapılan sefer de kış sebebiyle yarıda kaldı. 691 yılı başlarında el-Cezîre bölgesi­ni itaat altına almaya başlayan ve bu arada yıllardan beri Karkîsiyye’de dire­nen Züfer b. Hâris’i ortadan kaldıran Abdülmelik, Mus’ab’a karşı artık kesin sonucu alma kararında idi. Abdülme­lik Kınnesrîn yakınındaki Butnân Habîb, Mus’ab ise Tekrit yakınındaki Bâcümeyrâ’da karargâh kurdular. Mühel-leb b. Ebû Sufre ve Abdullah b. Hazım gibi değerli kumandanlar Hâricîler’le mücadele ettiklerinden Mus’ab’ın ya­nında bulunmuyorlardı. Diğer tarafian Mus’ab’ın kuvvetleri arasında yer alan İraklı birlikler savaş tarafiarı değillerdi. Savaş başlamadan önce Abdülmelik üs­tün durumda idi. Nihayet iki ordu Deyrülcâselik mevkiinde karşılaştı. Sava­şın ilk anlarında İbrahim b. Mâlik el-Eşter’in öldürülmesi Mus’ab için büyük kayıp oldu. Bazı Iraklı birlikler savaşa başlamadan kaçtılar. Mus’ab harp mey­danında pek az bir kuvvetle kalmasına rağmen kahramanca savaştı; ancak sa­vaş meydanında can vermekten kurtu­lamadı (691).

Abdülmelik zaferden sonra Küfe’ye gidip halktan biat aldı. Ardından Basra halkı da onun halifeliğini tanıdı. Böylece 691 yılı sonlarında Hicaz dışındaki böl­gelerde Abdülmelik’in halifeliği tanın­mış oldu. Artık sıra Mekke’de bulunan Abdullah b. Zübeyr’e gelmişti. Abdül­melik daha Kûfe’den ayrılmadan, Irak’a karşı giriştiği harekâtta kendini göster­miş olan Haccâc b. Yûsuf u 2000 kişilik bir Suriyeli birliğin başında Mekke üze­rine gönderdi. Tâifie karargâh kurarak Mekke üzerine küçük çapta akınlar yap­maya başlayan Haccâc. halifeden kesin emir alır almaz Mekke’yi kuşattı. Mu­hasara altı ay kadar sürdü. Abdullah b. Zübeyr daha fazla dayanamadı ve yap­tığı huruç hareketi sonunda birkaç sa­dık adamıyla birlikte öldürüldü. [488] Böylece Abdülmelik İslâm devletindeki iç karışıklıklara son vermiş ve birliği sağlamış oldu.

Abdullah b. Zübeyr tehlikesinin orta­dan kaldırılmasından sonra Abdülme­lik’in karşısında önemli bir muhalefet kalmamıştı. Ancak İran, Irak ve el-Ce­zîre bölgelerinde Haricîler büyük hu­zursuzluk kaynağı idiler. Küfe ve Basra kuvvetleri Necdiyye Hâricîleri’ni Yemâme’nin Muşahhar mevkiinde 73’te (692-93) mağlûp ettiler. Hicaz Valisi Haccâc’ın sıkı tedbirleri, bölgede sükû­netin sağlanmasına yardımcı oldu. Bu arada Haccâc, Mekke kuşatması sırasında tahrip edilmiş olan Kabe’yi tamir ettirdi (694). Abdullah b. Zübeyr’in ölü­münden sonra Abdülmelik tarafına ge­çen ve Hâricîler’e karşı başarılı mücade­leleriyle şöhret kazanan Mühelleb b. Ebû Sufre, Irak valisi ve halifenin kar­deşi Bişr b. Mervân’dan istediği desteği alamadığı için Haricîler karşısında başa­rılı olamıyordu. Irak’ın bu karışık duru­muna son vermek için Abdülmelik 694 yılının sonlarında Haccâc b. Yûsuf’u Irak valiliğine tayin etti. Haccâc aldığı sert tedbirlerle bir tarafian Küfe ve Bas­ra’da kısa sürede sükûneti sağlarken diğer tarafian da Mühelleb’e takviye kuvvetleri gönderdi. Mühelleb böylece, Fars bölgesinde Kâzerûn yakınında Ezrakiler ile yaptığı savaşı kazandı [489] Yenilen Hari­cîler doğuya çekildiler. Ezrakîler’in relsi Katarî b. Fücâ1 el-Mâzinî, 77’de (696-97) Mühelleb ile yaptığı savaşta öldü­rüldü; tarafiarları da dağıldı. Ezrakiler’le savaş devam ederken diğer bir Haricî grubu olan Sufrîler el-Cezîre bölgesinde isyan çıkardılar. İki defa Kûfe’ye girme­ye muvaffak olan Haricî relsi Şebîb’e karşı Haccâc, sonunda Suriye’den yar­dım istemek mecburiyetinde kaldı. Su­riye’nin en seçkin kumandanlarından Süfyân b. Ebred el-Kelbî’nin Irak’a gele­rek onlara karşı harekete geçmesi. Şebîb’i zor durumda bıraktı. Bir çarpışma­da mağlûp olan Şebîb, Ahvaz bölgesin­de Düceyl ırmağından geçerken atından düşerek boğuldu (697). Böylece Ezrakîler’den sonra Sufrîler. de tesirsiz hale getirilmiş oldu.

Abdülmelik, içeride sükûneti sağla­dıktan sonra fetihlere başladı. Haricî is­yanlarının bastırılmasında büyük başarılar göstermiş olan Mühelleb b. Ebû Sufre, 697 yılında Horasan valiliğine ta­yin edildi. Ancak oldukça yaşlanmış olan Mühelleb, Mâverâünnehir’i fethet­mek ve bu suretle hayatını daha büyük bir başarıyla kapamak istiyordu. Onun Horasan valiliği sırasında Mâverâünnehir’e akınlar yapıldı ve bazı başarılar el­de edildi; fakat istenilen netice alına­madı. 699 yılında Kiş üzerine yürüyen ve burasını karargâh yapan Mühelleb, oğullarını civar bölgelerin fethine me­mur ettiyse de hiçbiri tam bir başarı sağlayamadı. 702’de Mühelleb öldü, ye­rine oğlu Yezîd geçti. Haccâc. Yezîd’i kı­sa süre sonra azletti ve ileride Mâverâünnehir fâtihi olacak olan Kuteybe b. Müslim’i Horasan valiliğine tayin etti (704).

Irak umumi valisi Haccâc, Mühelleb’i Horasan valisi tayin ettiği sırada Ubeydullah b. Ebû Bekre’yi de Afganistan’­daki Türk hükümdarı Rutbil (Zunbil) üzerine göndermişti. Ubeydullah, karşı­sına çıkan kuvvetleri mağlûp ederek Kabil yakınlarına kadar gitti, fakat dağ­lık arazide daha fazla ilerlemenin tehli­keli olacağını düşünerek Rutbil’e anlaş­ma teklifinde bulundu. Rutbil bu teklifi kabul etti; ancak kumandanlarından bi­risi aniden hücuma geçerek müslümanları ağır bir yenilgiye uğrattı; bu arada Ubeydullah savaş meydanında hayatını kaybetti. Bu mağlûbiyetin intikamını al­mak isteyen Haccâc, halifenin iznini al­dıktan sonra Küfe ve Basra ordugâhla­rından 20.000 kişilik bir ordu kurdu. Ordunun teçhizi için hiçbir fedakârlık­tan çekinmedi, hatta askerlerin maaş­larını bite peşin ödedi. Son derece iyi donatılmış olan bu orduya İslâm tari­hinde “Tavus Ordusu” denmektedir. Or­dunun kumandanlığına Küfe ileri gelen­lerinden Abdurrahman b. Muhammed b. Esas tayin edildi. 699 yılında hare­ket eden Abdurrahman, önceki kuman­danlardan ayrı bir yol takip ederek bas­kınlar yerine yavaş ve düzenli bir şekil­de ilerlemeyi tercih etti. Rutbil’in haraç vermek şartıyla barış yapılması teklifini kabul etmedi. Zaptedilen şehir ve kale­lere, Irak ile irtibatı sağlamak gayesiyle askerî birlikler ve posta memurları yer­leştirdi. Kjşın yaklaşması üzerine hare­kâtı durdurup durumu Haccâc’a bildir­di. Ancak Haccâc hiçbir mazeret kabul etmeyerek Abdurrahman’ın ilerleme­sini, aksi halde kumandayı kardeşi İshak’a bırakmasını emretti. Abdurrah­man bu emir karşısında kumandanları­nı toplayarak onlarla görüştü. Iraklılar Haccâc’dan nefret ediyorlardı; ayrıca uzak ülkelerde uzun ve zor bir savaş onların işine gelmiyordu. Sonunda Hac­câc’a karşı isyan bayrağının açılmasına karar verildi.

Abdurrahman, Irak’a dönmeden ön­ce Rutbil ile bir anlaşma yaptı. Sîstan’ın (Sicistan) önemli şehirleri olan Büst ve Zerenc’e kendi adına valiler tayin et­ti. Haccâc’ı Abdülmelik’ten ayırmanın mümkün olamayacağını bilen âsiler, Abdurrahman’a halife olarak biat ettiler. Emevî hilâfetine cephe alan Şfi, Haricî ve diğer gayri memnunlar kitlesi Ab­durrahman’ın bayrağı altında toplanı­yordu. Bu isyanı bastırmada Iraklılar’a güvenmeyen Haccâc’ın yanında ise hali­fenin gönderdiği az sayıda Suriyeli as­ker vardı. Kuvvetlerinin azlığına rağmen Hüzistan bölgesinde onları durdurmaya çalıştıysa da başaramadı.

Basra âsilerin eline geçti. Geri çekilmektense mağlûp olmayı tercih eden Haccâc, Basra yakı­nında Zaviye mevkiinde karargâh kur­du. [490] Haccâc’ın Süfyân b. Ebred e!-Kelbî kumandasındaki kuvvet­leri bir ay müddetle Abdurrahman’a mukavemet etti ve hatta 14 Mart 701 tarihinde yapılan çetin savaşta âsileri yenilgiye uğrattı. Abdurrahman bundan sonra Kûfe’ye giderek şehri ele geçirdi ve Haccâc’ın Suriye ile irtibatını kesti. Haccâc bu tehlikeli durumda paniğe kapılmadı; Fırat’ın sağ sahilini takip ederek Suriye ile kolaylıkla irtibat sağ­layabileceği Küfe yakınındaki Deyrikur-râ’da karargâh kurdu. Iraklılar da şehri terkederek Suriyeliler’in karşısında Deyrülcemâcim’de müstahkem bir or­dugâha yerleştiler (Nisan 701). İki ordu arasında başlayan küçük çaptaki çar­pışmalar aylarca devam etti. Suriye’de çok zor durumda bulunan Abdülmelik’i. peşine her gün yüzlerce kişinin katıldığı Abdurrahman’ın başarıları büsbütün korkutuyordu.

Bir tarafian Haccâc’a yardımcı kuvvetler gönderirken diğer tarafian Iraklılar’a akla gelmedik tâvizler veriyordu. Ancak Haccâc’ın azledil­mesine kadar varan bu tâvizler bir so­nuç vermedi ve meselenin halli tekrar kılıçlara kaldı. 2 Temmuzu sonların­da yapılan ve tarihlere Deyrülcemâcim Savaşı diye geçen savaşta sonucu yine Süfyân b. Ebred’in kuvvetli bir süvari hücumu tayin etti. Abdurrahman’ın bir­likleri sayıca çok üstün olmalarına rağ­men Suriyelilerin şiddetli mukavemetlerine dayanamayarak savaş meydanını terkettiler. Haccâc. galip sıfatıyla Küfe­ye girdi; orada silâhını bırakanların bia­tini kabul etti. Biat merasiminde, öldü­rülmekten korkan Kûfeliler Haccâc’ın ar­zusuna uyarak, isyan ettikleri için İslâ­miyet’ten çıkmış olduklarını itiraf etmek zorunda bırakıldılar. Pek az kişi böyle bir itirafian kaçınma cesaretini gösterebildi. Bundan sonra Iraklılar yavaş yavaş toparlanmaya başladılar. Abdurrahman, Basra’yı ele geçiren Ubeydullah b. Ab­durrahman el-Abşemi’nin yanına git­ti. Fakat burada fazla kalmayıp Düceyl ırmağı kenarındaki Meşkine geçti ve her tarafian kendisine katılan birlikler­le tekrar Haccâc’ın karşısına çıktı.

Gün­lerce çok kanlı bir şekilde devam eden savaş bir Suriyeli birliğin, bölgeyi iyi bi­len bir kişinin rehberliğinde bataklık­lar arasından geçerek Iraklılar’a arka­dan saldırması üzerine Abdurrahman’ın mağlûp olmasıyla sonuçlandı. Kaçanla­rın büyük bir kısmı ataklıklarda boğu­larak can verdiler. Abdurrahman ise Kirman üzerinden Sîstan’a kaçtı. Fakat Büstteki valisi onu Haccâc’a teslim et­mek üzere tutukladı. İşte tam bu sıra­da, daha önce kendisiyle anlaşma yap­mış olduğu Rutbil onu kurtardı ve Kabil’e götürdü. Dağılan İraklı birlikler Ubeydullah b. Abdurrahman el-Abşemî ile Abdurrahman b. Abbas el-Hâşimi’nin kumandası altında toplanarak İbnü’l-Eş’as’ı Sîstan’a çağırdılar. İbnü’l-Eş’as Sîstan’a döndü, fakat Umâre b. Temîm el-Lahmî kumandasındaki bir Suriyeli birliğin yaklaşması üzerine tekrar Rut­bil’e iltica etti. Umâre bütün Sîstan’ı itaat altına aldı (702). Haccâc, Rutbil’i çeşitli vaad ve tehditlerle Abdurrahman’ı kendisine teslim etmeye ikna et­ti. Haccâc’ın elinde işkence ile ölmektense intihar etmeyi tercih eden Abdurrahman yolda kendisini bir uçuruma atarak can verdi. Böylece birkaç yıldan beri devam eden ve Emevî hilâfetini ciddi bir şekilde tehdit eden son büyük isyan da bastırılmış oldu (704).

Ukbe b. Nâfi’in şehid edilmesi (682) ve merkezde hilâfet mücadelelerinin başlamasından sonra Kuzey Afrika’ya yeteri kadar önem verilememişti. Bu­nun sonucu olarak bu ülkedeki İslâm hâkimiyeti tehlikeye düşmüş, hatta müslüman kuvvetleri Mısır’a kadar geri çekilmek mecburiyetinde kalmışlardı. Tunus’un sahil kısımları Bizans’ın kont­rolüne geçmiş, iç kısımlar ise yarı ba­ğımsız olarak Kusayle adlı bir Berberi relsinin idaresi altına girmişti. Bu arada müslümanlara karşı Bizans-Berberî itti­fakı kurulmuş, Kayrevan Kusayle tara­fından zaptedilmişti. Halife Abdülmelik, henüz Abdullah b. Zübeyr tehlikesi or­tadan kaldırılmadan. Mısır valisi olan kardeşi Abdülazîz’e yardımcı kuvvetler göndererek bu tehlikeli gidişe son ver­mesini istiyordu. Züheyr b. Kays kumandasında merkezden gönderilen or­du, Berka üzerinden Tunus’a doğru iler­lemeye başlayınca Berberi’ler geri çe­kildiler ve Kayrevan Züheyr tarafından geri alındı. Bunun üzerine Berberîler Kayrevan’ın batısında Züheyr’in karşısı­na çıktılar; yapılan savaşta Berberi’ler mağlûp oldu. Kusayle de öldürüldü (69/688-89). Züheyr b. Kays’ın bu ilerleyişi karşısında Bizans İmparatoru II. Justinianos, Kuzey Afrika’da tekrar duruma hâkim olmak için İstanbul’dan bir do­nanma gönderdi. Sicilya’dan da takviye kuvvetleri alan Bizans donanması Kartaca’ya asker çıkardı. Batıya doğru iler­lemekte olan Züheyr geri dönerek Bi­zans kuvvetleriyle karşılaştı. Yapılan sa­vaşta müslümanlar yenildi. Züheyr b. Kays’ın da şehid düştüğü bu savaşın 76 (695-96) yılında meydana geldiği kabul edilmektedir. Müslümanların bu mağ­lûbiyetinden faydalanmak isteyen Ber­berîler isyan ettiler; ancak aralarında birlik olmadığı İçin Kayrevan’daki müs­lüman kuvvetlerine bir şey yapamadı­lar. Mısır Valisi Abdülazîz b. Mervân, ha­lifeden yeni kuvvetler isteyince Hassan b. Nu’mân el-Gassânî kumandasında kuvvetli bir ordu Kuzey Afrika’ya sevkedildi. Kartaca zaptedildi; şehir halkının büyük bir kısmı Sicilya’ya kaçtı. Bizans İmparatoru Leontios, yeni bir donanma hazırlayarak 697 yılında Kartaca üzeri­ne gönderdi. Bu sırada Hassan, Avrâs bölgesinde Kâhine adlı âsi bir kadınla uğraşıyordu. Berberiler’i etrafında top­layan Kâhine, Hassân’ı mağlûp ederek Berka’ya kadar geri çekilmeye mecbur etmişti. Bu sebeple Hassan Bizanslılar’ın Kartaca’ya asker çıkarmalarına engel olamadı. Fakat bir süre sonra takviye kuvvetleri alıp Kartaca’yı ve Bizans’ın eline geçen diğer şehirleri kurtardı. Ar­dından, sıra büyük bir alanda hâkimi­yet kurmuş olan Kâhine’ye geldi. Has­san. 702’de Avrâs bölgesinde yapılan savaşta Berberîler’i yenilgiye uğrattı. Kâhine’nin savaş meydanında öldürül­mesi üzerine dağılan Berberîler Hassân’ın müsamahalı tutumu sayesinde kitleler halinde Müslümanlığı kabul et­meye başladılar. Böylece Kuzey Afrika’­da İslâm hâkimiyeti sağlam bir şekilde kurulmuş oldu.
Abdülmelik halife olduğu zaman, iç karışıklıklar sebebiyle Bizans İmpara­torluğu ite sulh yapmak mecburiyetinde kalmış. Çukurova bölgesinde Masisa’ya (Misis) kadar ilerlemiş olan Bi­zans’ı, her yıl büyük miktarda vergi ver­mekle durdurabilmişti. Bu ilk anlaşma­dan birkaç yıl sonra Bizans İmparatoru ile Merdeîler yüzünden yeni bir anlaş­ma yapmak zorunda kalmıştı (70/689-90). Muâviye zamanında İslâm devleti­nin hâkimiyetini tanımakla beraber eş­kıyalık yapmaktan da geri durmayan Merdeller, Abdütmelik’in bulunduğu güç durumdan faydalanarak Suriye’ye akın düzenliyorlardı. Bizans ile yapılan ikinci anlaşma bu akınları durdurmak içindi. İçerde sükûnet sağlandıktan sonra Abdülmelik’in kardeşi Muham-med b. Mervân kumandasındaki ordu Anadolu’ya karşı yeniden seferlere baş­ladı. 73 (692-93) yılında Bizans ordusu Sivas yakınlarında ağır bir yenilgiye uğ­ratıldı. Aynı zamanda Osman b. Velîd kumandasındaki ikinci bir ordu da Bi­zans kuvvetlerini bulundukları bölge­den çıkartmış ve bu bölge yeniden müslümanların idaresine geçmişti. Bu sırada Sımbat adlı bir gayri müslim rel­si İslâm devletine karşı isyan etti. Bi­zans İmparatoru II. Justinianos, daha sonra kendisini tahttan indirecek olan Leontios kumandasında Sımbafa yar­dımcı bir kuvvet gönderdi.

Müslüman­lar başlangıçta başarılı olamadılar ve Abdülmelik vergi vermek şartıyla Bi­zans ile yeniden antlaşma imzaladı, fa­kat bu antlaşma da uzun sürmedi. Bir müddet sonra müslümanlar büyük bir zafer kazanarak Maraş bölgesini hâki­miyetleri altına aldılar (695). Bu tarih­ten itibaren “Bizans gazaları” başladı. 79’da (698-99) Suriye’deki veba salgını­nın verdiği şaşkınlıktan faydalanan Bi­zans ordusu deniz yoluyla Antakya’ya bir akın yaptı. Ertesi yıl Velîd b. Abdül­melik Anadolu’ya başarılı bir sefer dü­zenledi. 81 (700-701) yılında Abdülme­lik’in oğlu Abdullah Erzurum’u fethetti.’ Ertesi yıl ise Bizanslılar, el-Cezîre Valisi Muhammed b. Mervân’ın İbnü’l-Eş’as’ın isyanı sebebiyle Irak’ta bulunmasını fır­sat bilerek Samsat’a kadar ilerlediler. İsyanın sona ermesinin ardından Abdul­lah b. Abdülmelik Darende’yi kuşattı ve uzun bir muhasaradan sonra 83 (702) yılında burasını fethetti. Ertesi yıl Masisa müslümanlar tarafından geri alındı.

Abdülmelik yirmi yıllık halifelikten sonra altmış yaşında Dımaşk’ta vefat etti [491]. ve bu şe­hirde defnedildi. Kendisinden sonra dört oğlu halife olduğundan, ona “Ebü’l-mülûk” (hükümdarlar babası) denilmiştir.
Oğullan arasında başarılı bir kuman­dan olan Abdullah (ö 132/749-751)am­cası Abdülazîz b. Mervân’ın ölümü üze­rine Mısır valiliğine tayin edildi. Yöne­timi boyunca gerçekleştirdiği en Önem­li faaliyet, divanda Arapça’yı resmî dil olarak kabul ettirmiş olmasıdır. Velîd’in hilâfetinin ilk yıllarında mevkiini koru­yan Abdullah, bir müddet sonra yetkile­rini kötüye kullandığı ve rüşvet aldığı iddiasıyla azledildi. Abdullah b. Abdül­melik b. Mervân’ın Abbasi Halifesi Ebü’l-Abbas es-Seffâh’ın emriyle Hîre’de idam edildiği de rivayet edilir.

Halife Abdülmelik zamanında teşeb­büs edilen ve başarıya ulaştırılan önem­li işlerden biri, ilk îslâmî sikkenin bastı-rılmasıdır. O tarihe kadar İslâm ülkele­rinde Bizans ve Sâsânî paraları tedavül­de İdi. Ancak bu paraların kullanılması bazı mahzurlar doğuruyordu. Siyasî ve iktisadî sahalarda ortaya çıkan bu mah­zurları gidermek için Abdülmelik attın (dinar) ve gümüş (dirhem) sikkeler bas­tırdı; böylece İran ve Bizans paralarını tedavülden kaldırmış oldu.

Abdülmelik’in kültür alanında yaptığı en önemli iş, Arapça’yı resmî dil olarak kabul etmesidir. Onun zamanına kadar divanlardaki defierler Suriye’de Rumca, İran’da ise Farsça olarak tutuluyordu. Buna bağlı olarak memurların büyük bir kısmı da Rum veya İranlı idi. Arap­ça’nın divanda kullanılması için ilk te­şebbüs Haccâc tarafından yapılmıştır. Haccâc’ın İranlı kâtibi Zâdenferrûh b. Plrînin yardımcısı Salih b. Abdurrahman hesapların Arapça tutulmasını tek­lif etti ve bu işi üzerine aldı. Kısa bir süre sonra da Abdülmelik Dımaşk’ta da Arapça’nın kullanılmasını emretti. Sü­leyman b. Saîd adında bir kişi, bir yıl içinde bu konuda büyük başarı elde ederek halifeden önemli miktarda mü­kâfat aldı.

Abdülmelik daha küçük yaşlardan iti­baren kendini Kur’an, hadis ve fıkıh ilimlerine vermiştir. Halife olmadan ön­ce Emevî sarayında Şa’bî ve Zührî gibi bilginlerden megazî ve hadis okuduğu gibi. daha sonraki yıllarda himayesine aldığı Urve b. Zübeyr’in bilgisinden de istifade etmiştir. Bu çalışmaları sonun­da fıkıh ve hadis sahasında önemli bir gelişme sağlayan Abdülmelik, Medine ulemâsından Saîd b. Müseyyeb ve Urve b. Zübeyr gibi âlimlerin ilmî seviyesi­ne ulaşmıştır. Hz. Osman, Ebû Hüreyre, Ebû Said el-Hudrî, Ümmü Seleme, Muâviye, Abdullah b. Ömer ve diğer bazı sahabîlerden hadis öğrenmiş-. Urve b. Zü­beyr, Recâ b. Hayve ve Zührî gibi mu-haddisler de ondan hadis rivayet etmiş­lerdir. Bununla beraber rivayet ettiği hadisler az olduğu için ismi muhaddisler arasında sık geçmez. Abdülmelik hadisle ilgisini halifeliği sırasında da sürdürmüş, doğu eyaletlerinde bilinme­yen ve meşhur olmayan hadislerin orta­ya çıkışıyla yakından ilgilenmiş ve 75 (695) yılı hac mevsiminde söylediği hut­bede halkı bu hadislere karşı uyararak onları Kur’an’a ve dinin kesin hükümle­rine sarılmaya çağırmıştır. Abdülmelik aynı zamanda ictihadda bulunabilecek kadar İslâm hukukuna vâkıf bir fakih idi. Ayrıca şiirle ilgilendiği ve sohbetle­rinde daha çok edebî konular üzerinde durduğu, Hasan-ı Basrî ve Abdullah b. İbâz gibi devrin ileri gelen simalarıyla cemiyetin çeşitli meselelerini tartıştığı bilinmektedir. Âlimleri daima himaye ederdi. İlme olan saygısı sebebiyle İbn Ömer. Hasan-ı Basrî ve Enes b. Mâlik’i devrin meşhur valisi Haccâc’a karşı ko­rumuş ve öldürülmelerine engel olmuş­tu. Abdullah b. Zübeyr ile mücadelesi sırasında Dımaşk’ta kendisini ziyaret eden Zührînin bütün borçlarını ödeye­rek onu sıkıntıdan kurtarmıştı.

Abdülmelik devrinde imar faaliyetle­rine de önem verilmiş, artık büyük bir imparatorluk haline gelen İslâm devle­tinin her tarafında yollar ve köprüler yapılmış, birçok eser meydana getirilmiştir. Bunların başında. İslâm dünya­sındaki ilk büyük camilerden biri olan Kubbetü’s-sahrâ’nın inşası gelmektedir. Irak’ın üçüncü ordugâh şehri Vâsıt Haccâc tarafından onun zamanında ku­rulmuştur. Haccâc. aynı zamanda valisi bulunduğu bölgelerde ziraata da büyük önem vermiş, sulama kanalları açtırmış ve halkın refah seviyesini yükseltmiştir.

İslâm devletinin teşkilâtlanması hali­fe Ömer zamanında başlamış, Muâviye günün şartlarına göre bu teşkilâtı daha da geliştirmişti. Fakat devletin siyasî ve iktisadî bünyesi süratle değiştiği için teşkilâtı da buna uydurmak gerekiyor­du. Halife Abdülmelik, gelişen ihtiyaçlar karşısında bu hususa da önem vermiş, ayrıca posta hizmetleri ile istihbarat va­zifesini yürüten berîd teşkilâtını yeni­den düzenlemiştir. Oldukça geniş bir sahaya yayılmış olan ülkenin hemen her tarafında çıkan isyanları bu teşkilât sa­yesinde haber alıyor ve derhal müdaha­le edebiliyordu.

Abdülmelik b. Mervân Emevî halifele­rinin en büyüklerinden biridir. Halife ol­duğu sırada iç mücadeleler sebebiyle İslâm devleti parçalanmış olduğundan, hükmü ancak Suriye ve Mısır’da geçi­yordu. Halifeliği döneminde iç karışık­lıkları ortadan kaldırarak İslâm dünya­sında birliği sağlamış, Kuzey Afrika’yı yeniden hâkimiyet altına almış ve Bi­zans’a üstünlüğünü kabul ettirmiştir. Öldüğü zaman oğlu Velîd’e Atlas Okyanusu’ndan Ceyhun nehrine kadar uza­nan siyasî, askerî ve idarî bakımdan sağlam bir devlet bırakmıştı.
Abdülmelik, seleflerinin bir Arap seyyidi gibi hareket etme alışkanlıklarını terkederek bir hükümdar gibi davranan ilk Emevî halifesidir. Halifeliğe ve devletin bütünlüğüne yönelik mesele­lerde kesinlikle müsamaha gösterme­miş, güvendiği yüksek kademedeki ida­recileri de sonuna kadar desteklemiştir. [492]

bibliyografya

1- İbn Sa’d. et-Tabakâtü’l-kübra (nşr İhsan Abbas), Beyrut’1388/1968, V. 223-235, ayrıca bk. İndeks.
2- Halîfe b. Hayyât. Târîh “inar krem Ziya el-Ömerîl, Necef 1386/1967”, II, 196, 224, 257-306, 312, 315, 316, 322, 364.
3- Belâzürî, Fütûhutbüldân (nşr M I de Goere), Lelden 1863-66, bk. İndeks.
4- Ya’kübî. Târîh (nşr M Th. Houtsma), Lelden 1883-Beyrut, ts. (Daru Sâdır), II. 255, 257, 258, 261, 265-281, 283, 298, 304, 305.
5- Taberî, Târîh. (nşr M I. de Goeje), Lelden 1879-1901, bk. İndeks.
6- Mes’ûdî, Mürûcü’z-zeheb (nşr. vetre C Barber de Meynard-Pavet de Couricılle). Paris 1861-77.
7- Mes’ûdî, etlenbîh (nşrM I de Cocje), Lelden 1894.
8- İbnü’l-Esîr, et-KâmiUnşr. C. I Tornberg), Lelden 1851-76- Beyrut 1385-86/1965-66, bk. İndeks;
9- Zehebî, Tezkiretü’l-huffâz, Haydarâbâd 1375-77/1955-58.
10- Zehebî, Alâmü’n-nübelâ IV, 246-249.
11- L. Caetani, Chronoyraphia Is-tamica, Paris 1912.
12- J. VVelIhausen, Arap Devleti ne Sukutu ıtrc hikret Sultani, An­kara 1963.
13- Nabia Abboti, Studies in Arabic LUeıary Papyri Qur”anic Comınentary and I’uidîtion. Chicago 1967.
14- Muhammed Kürd Ali, el-İsiâm ve’l-hadâretü’l-‘Arabiyyc. Kahire 1968, II, 163-170;
15- Mİ A. Saban, The’Abbâsid Reuotution, Cambridge 1970.
16- Mİ A. Saban, Islamic Hıstory, Cambridge 1971.
17- Laura V. Vaglieri, “The Patridrchml and Umdyyad Caliphates”, The Cambridye His-tory of İslam, Cambridge 1970, I/A.
18- İbrahim Artuk-Çevriye Artuk, İstanbul Arkeo­loji Müzeleri Teşhirdeki İslâmî Sikkeler Kata­logu, İstanbul 1970.
19- B. Lewis. Tarihte Araplar (trc. H Dursun Yıldıl1, İstanbul 1979.
20- Philip K, Hitti. Siyâsîce Kültü­rel İslâm Tarihi (trc. Salih l’u£l, İstanbul 1980.
21- C. E. Bosworth. Mudicual Arabic Culture and Administration, London 1982, III. Böl.
22- Philip Grlerson,”The Monetary Reforms of ‘Abd al-Malik”, JESHO, III 11960).
23- Claude Cahen, “Deux Qvestions Şans Reponse Sur la Reforme Monetaire de ‘Abd al-Malik”, Studia Iranica. XI, Lelden 1982.
24- İhsan Abbas, “Abdülmelik b. Mervân ve devruhû fî-şekâfeti aşrih, Dirâsât, Xlll/1, Amman 1986.
25- K. V. Zettersiğen. “Abdülmelik”, İA. I, 95-97.
26- Talât koçyiğit, “Zührî”, İA, XIII, 644.
27- H. A. R. Gibb. “Abd al-Malik b, Marwân”, l’ (İng), I, 76-77.
28- C. H. Becker, “Abdullah”, İA, I, 28-29;
29- C. H. Becker, “Abd Allah b, =Abd al-Malik”, El (Ing).I,42. [493] Sponsor Bağlantılar

Bir önceki yazımız olan Abdülmelik Bin Mansur Kimdir Başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.


Etiket: mervan kimdir

Cevapla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Scroll To Top