Buradasınız: Anasayfa / Sözlük / Abbas bin Abdulmuttalib Kimdir

Abbas bin Abdulmuttalib Kimdir

Sponsor Bağlantılar

ABDULLAH b. ABBAS b. ABDÜLMUTTALİB Hakkında Ansiklopedik Bilgi

Ebü’l-Abbâs Abdullah b. el-Abbâs b. Abdilmuttalib el-Kureşî (ö. 68/687-88) Hz. Peygamber’in amcasının oğlu, tefsir ve fıkıh ilimlerinde otorite kabul edilen ve çok hadis rivayet edenler arasında yer alan sahâbî.
İbn Abbas diye de meşhur olan Ab­dullah, hicretten üç yıl kadar önce, müslümanlar Kureyş’in ablukası altın­dayken Mekke’de doğdu. Annesi, Hz. Hatice’den hemen sonra müslüman olan Ümmü’1-Fazi Lübâbe’dir. Doğduğu zaman babası tarafından Hz. peygamber’e götürüldü ve duasına mazhar ol­du. Hicretten muaf tutulanlardan (müstaz’af) olan annesiyle Mekke’de kaldı. Bir süre sonra onunla birlikte Medine’ye göçtüğü şeklindeki rivayet yanında, babası Abbas’la birlikte fetih yılı (630) hicret ettiğine dair de rivayet­ler vardır. Hz. Peygamber’in fiil ve ha­reketlerini öğrenmek arzusuyla onun yanında kalmaya çalışır, Peygamber’in zevcelerinden Meymûne teyzesi olduğu için bazı geceler Peygamber evinde ko­nuk edilirdi. Peygamber’e karşı olan sevgisi, bağlılığı ve samimi hizmetleri sebebiyle onun takdirini kazanmış ve “Allahım. ona Kitab’ı öğret ve dinde mütehassıs ktl!” tarzındaki duasına na­il olmuştur. [368]

Halife Osman devrinden itibaren çe­şitli vesilelerle Arap Yarımadası’nın dı­şına çıktı; Kuzey Afrika’ya, Cürcân’a, Taberistan’a ve İstanbul’a gitti. 656 yı­lında Hz. Osman tarafından hac emî-ri tayin edildi. Daha sonra Hz. Ali’nin maiyetinde Cemel ve Sıffîn savaşları­na katıldı. Ona, Muâviye’yi Şam valili­ğinden azletmemesini tavsiye ettiyse de sözünü dinletemedi. Hakem olayın­da Ebû Müsâ el-Eş’arî’nin Ali’yi temsil etmesine karşı çıktı. Daha sonra Hâricîler’i ikna etmek üzere Ali tarafından görevlendirildi. Haricîler karşısında tahkîm’i savundu, bu olayı bahane ederek Ali’yi tekfir etmemeleri ve ona karşı gelmemeleri gerektiğini âyetlerle ispata çalıştı. Hâricî-İbâzî ve Sünnî kay­naklar arasında, söz konusu görüşme­nin seyri hakkında farklı ifadelere rast­lanıyorsa da görüşmelerin oldukça çe­tin geçtiği, bazı Hâricîler’in fikir değiştirerek kendi grublanndan ayrıldığı müştereken belirtilmektedir. [369]

Daha sonra Hz. Ali onu Basra valiliğine tayin etti (39/659). Bu görevde iken ha­zineyi su isti mal ettiği, halifenin konuya eğilmesi üzerine istifa ederek devlet hazinesinden fazlaca bir meblağı da al­mak suretiyle yakınları ile birlikte şehri terkettiği yolunda bazı kaynaklarda [370] yer alan çelişkili bilgiler, Batılı yazarlar tarafından ilgi çekici bulunmuş, sübûtu kati bir iddia imiş gibi Basra’ya vali ol­duktan sonra İbn Abbas hakkında ileri sürülen rivayetlerin ihtiyatla karşılan­ması gerektiğine işaret edilmesine rağmen- üzerinde hassasiyetle durul­muştur. Halbuki muteber cerh ve ta’dil kaynaklarından hiçbirinde yer verilme­ğe ve üzerinde durulmağa değer görülmeyen bu bilgilerin temelinde si­yasî çekişmelerin ve Şiî-Sünnî ihtilâfının bulunduğu İlk bakışta anlaşılmaktadır. Zira Taberi’nin senediyle naklettiği bu haberin rivayet zincirinde yer alan isimlerden biri olan Ebû Mihnef Lût b. Yahya, bazı otoritelerce “Güvenilmez”, “Zayıftır”, “Hiçbir değeri yoktur”, “Aşırı bir Şiî’dir” gibi ifadelerle değerlendiril­miştir. Yine bu senede göre. haberi kendisinden duyanlar da belli değildir. Bu safhada haberin râvileri, isimleri meçhul bazı Kişilerdir. Ayrıca yolsuzluk iddiasının muhbiri olarak görülen Ebü’l-Esved ed-Düeli’ye İbn Abbas’ın tahkir edici sözler söylediği ve bu se­beple aralarında şahsî bir sürtüşmenin mevcut olduğu, Basra’dan ayrılırken hazineden aldığı malların birikmiş şah­sî istihkakı ile fey’den kendine düşen paydan ibaret bulunduğu da bu iddia ile birlikte zikredilen bilgiler arasında­dır. Hz. Peygamber başta olmak üzere Ömer, Osman. Ali gibi zevatın dua, öv gü, güven ve iltifatlarına mazhar olan. gerek ashap gerekse tabiîn devirlerin­de bilhassa tefsir ve fıkıh meselelerin­de otorite olarak tam bir itimatla ken­disinden faydalanılan, tarihin hiçbir devrinde ve muhitinde bu seçkin kişili­ğine gölge düşmeyen İbn Abbas hak­kında böylesine dayanaksız iddialarla hüküm verilmeye kalkışılması ve cüre­tin “Yalancı”, “Namussuz”, “Hilekâr”, “Düzenbaz” gibi çirkin ifadeler kullana­cak boyutlara kadar ulaşması [371], ilim adına bir talihsizlik olarak değer­lendirilmelidir. F. Buhl’ün bu garaz-kârâne üslûbu müsteşriklerce de tepki ile karşılanmış olmalı ki, sözü edilen ansiklopedinin ikinci baskısında İbn Abbas’ın hayatını L. Veccia Vaglieri ye­niden yazmış, İbn Abbas’ın Basra Valili­ğinden ayrılırken hazineye el koymuş olabileceğini, ancak bunun müslüman toplum nazarında aleyhine hiçbir etki yapmadığına ve onun güvenilir kişiliği­ne gölge düşürmediğine göre, bu ko­nuda onu haklı gösterecek kuvvetli ge­rekçelerin bulunduğunu, bu sebeple bu tür iddiaların bir değer taşımayacağını belirtmiştir. [372] Mürûcü’z-zeheb’de [373] yer alan ve İbn Ab­bas’ın Hulefâ-yi Râşidîn ve özellikle Hz. Ali hakkındaki müsbet kanaatlerini Muâviye’ye karşı nasıl bir açıklıkla söylediğini gösteren rivayet, onun Muâviye tarafına geçtiği tarzındaki id­diayı tereddüde yer bırakmayacak şe­kilde çürütmektedir.
Kaynaklar, mümtaz bir kişiliğe sahip olan Abdullah b. Abbasın siyasî ve sos­yal olaylar karşısında ilmî otoritesini ve siyasî itidalini daima muhafaza ettiğini belirtmektedir. Meselâ Muâviye’nin ve­fatından sonra Ali taraftarları Hz. Hüseyin’i Kûfe’ye davet ettiği zaman, Abdullah Kûfeliler’e güvenilemiyeceği-ni. davetlerine icabet etmemesi gerek­tiğini ona söylemiş ve mutlaka bir yere gidecekse bu yerin Yemen olabileceği­ni, aksi halde bazı tatsız olaylarla karşı­laşabileceğini kendisine hatırlatmışsa da sözünü dinletememiştir. Kerbelâ faciasını haber alınca çok üzülmüş ve rivayete göre gözlerini kaybedecek de­recede ağlamıştır. Abdullah b. Zübeyr’in halifeliğini ilân ederek Harem-i şerifi kendisine karargâh edinmesi üzerine, hilâfete Emevîler’den daha lâyık olma­sına rağmen Harem-i şerifi karargâh yapmasına karşı çıkmış ve ona biat et­meyerek Taife çekilmiştir. Hayatı bo­yunca müslümanların birlik ve beraber­liğini savunan, bunun gerçekleşmesi için zaman zaman yetkilileri uyaran, gerektiğinde eleştiren ve kendisine ya­pılan halifelik tekliflerine iltifat etme­yen Abdullah b. Abbas, yetmiş yaşların­da İken Tâif te vefat etmiş, cenaze na­mazını Hz. Ali’nin oğlu Muhammed b. Hanefıyye kıldırmıştır. [374]

İlmî Şahsiyeti

İbn Abbas. Hz. Peygamber’in vefatında on üç yaşında bir gençti. Çok hadis rivayet eden sahâbîlerden (müksirûn) biri olarak naklettiği 1660 hadisin bir kısmını biz­zat Peygamberden duymuş, çoğunu ise Hz. Ömer, Ali, Muâz, babası Abbas, Abdurrahman b. Avf, Ebû Süfyân, Ebü Zer, Übey b. Kâ’b. Zeyd b. Sabit ve diğer sahâbîlerden öğrenmiştir. Muteber ha­dis âlimleri onun rivayet ettiği hadisle­re önem vermişlerdir. 75 hadisini Buhârîve Müslim müştereken, 120 hadi­sini yalnız Buharı. 9 hadisini de Müslim tahric etmiştir. Ayrıca hadislerinin büyük bir bölümü Müsneti’de [375] yer almıştır. Kendisin­den de 197 kişi hadis nakletmiştir. Çok hadis rivayet etmiş olmanın yanında hadis öğretimine de önem vermiştir. “Din ilmini ancak şahitliğini kabul etti­ğiniz kişilerden öğreniniz” demiş, bazı tabiîler hakkında cerh anlamı taşıyan değerlendirmeler yapmıştır. [376]

Hadis öğreti­minde arz veya kıraat denilen metodun geçerli olduğunu belirtmiş, kendisin­den ders almak için gelen Tâifliler’e bir müddet hadis okuduktan sonra -yaşlı­lık ve yorgunluk sebebiyle- hadis me­tinlerini birbirine karıştırmaya başla­yınca şöyle demiştir: “Ben artık yorul­dum. Siz okuyun da ben dinleyeyim. Si­zin okuduğunuzu benim dinleyip tasvip etmem, tıpkı benim okumam gibidir” [377]

İbn Abbas’ın, Ehl-i kitap’tan olup Müslümanlığı kabul etmiş bazı kişiler­den rivayette bulunması da Goldziher ve F. Buhl gibi müsteşriklerin üzerinde durduğu hususlar arasındadır. Gerek İbn Abbas’ın gerekse diğer bazı sahâbîlerin bu çeşit haber ve rivayetleri az da olsa kullandıkları doğrudur. Ancak bu rivayetler hiçbir zaman verdikleri habe­rin ve bilginin doğruluğunu iddia edip bunlara inanmak için değil, bazı İslâmî görüş ve tezlerin izah ve teyidi maksa­dıyla kullanılmıştır; bunda bir mahzu­run bulunmadığı ise bizzat Hz. Peygamber’in izni ile sabittir. [378] İsrâiliyaftan sayılan bu tür rivayetleri üç gruba ayırıp değerlendirmek mümkün­dür:

1- Doğrulukları İslâmî delillerle sa­bit olanlar,
2- Yanlış oldukları bilinen­ler.
3- Haklarında İslâmî bilgi bulunma­yan hususlar. Bu sonuncular ne kabul ne de reddedilir. Rivayet edilmelerinde de bir mahzur yoktur. [379] İbn Abbas’tan gelen bu tür rivayetlere bazı çevrelerce yapılan itirazlar, aslında kendisine ait olduğu kesin olan rivayet­ler sebebiyle değil, daha çok siyasî dü­şüncelerle ona izafe edilen rivayetler dolayısıyladır. Nitekim F. Buhl de birtaraftan onu bu konuda tenkit ederken. “Kendisine atfen zikrolunan hadisler­den bazıları, sonradan sahtekârlar ta­rafından ona isnat olunmuştur” demek suretiyle bu gerçeği itiraf etmiştir.
Kur’ân-ı Kerîmin inceliklerini anlayıp yorumlaması için Hz. Peygamberin özel olarak dua ettiği Abdullah b. Abbas’ın tefsir ilmindeki üstünlüğü, daha ilk devirlerden itibaren hemen herkes tarafından kabul edilmiştir. Âyetlerin nüzul sebeplerini, nâsih ve mensuhunu çok iyi bildiği gibi Arap edebiyatına olan vukufu da mükemmeldi. Onun Nâfi’ b. Ezrak’ın sorularına verdiği doyu­rucu cevaplar [380], edebiyattaki üs­tün mevkiini göstermek için kâfidir. Bu sebeple ashap devrinden itibaren “Hibrü’l-ümme, Tercümânü’l-Kur’ân” unvanlarıyla anılagelmiştir. Nitekim Hali­fe Ömer, Bedir ashabının da katıldığı ilim meclislerinde, yaşı küçük olmasına rağmen onu da bulundurur ve fikirleri­ne değer verirdi.
İbn Abbas’a nisbet edilen tefsir riva­yetleri sayıca pek çok olduğu gibi sağ­lamlık bakımından da farklılık arzetmektedir. Hemen her âyet hakkında ondan bir veya birkaç tefsir şekli rivayet edilmiştir. Bu rivayet karmaşasın­dan dolayı İmam Şafiî. İbn Abbas’tan tefsire dair 100 civarında hadisten başka bir şeyin sabit olmadığını söyle­mek mecburiyetinde kalmıştır. Münek­kitler İbn Abbas’tan gelen tefsir yolları­nı (tarik), ona nisbetleri açısından tek tek inceleyerek değerlendirmişler ve bunların kimler tarafından hangi eser­lerde kullanıldığını da ortaya koymuş­lardır. Bu tefsir tarikleri şunlardır:
1- Muâviye b. Salih tariki. Ebû Salih Abdullah b. Salih-Ali b. Ebû Talha-İbn Abbas (yahut Mücâhid veya Saîd b. Cübeyr vasıtasıyla İbn Abbas). En sağlam tarik budur. Buhârî’de (talikan zik­rettiği tefsirlerde), Müslim’de ve sünenlerde bu tarikle rivayetler vardır. Ayrıca Taberî, İbn Ebû Hatim ve İbnü’l-Münzir de bu yolu tercih etmişlerdir.
2- Kays b. Müslim el-Kûfı tariki. Ata b. Sâib-Saîd b. Cübeyr-İbn Abbas. Buhârî ve Müslim’in şartlarını taşıyan sağlam bir tarik olup Feryâbî ve el-Müstedrek sahibi Hâkim tarafından kullanılmıştır.
3- İbn İshak tariki. Muhammed b. Ebû Muhammed-İkrime veya Saîd b. Cübeyr-İbn Abbas. Hasen mertebesin­de sağlam olup Taberî, İbn Ebû Hatim ve Taberânî tarafından çokça kullanıl­mıştır.
4- Süddî (el-Kebîr) tariki. Ebû Mâlik veya Ebû Salih vasıtasıyla İbn Abbas’a varan bu tarik de makbul sayılmıştır. Müslim, sünen-i erbaa ve Taberî bu ta­rikle rivayette bulunmuşlardır.
5- İbn Cüreyc tariki. Aradaki râvileri atlayarak doğrudan doğruya İbn Ab­bas’tan nakiller yapan İbn Cüreyr. topladığı rivayetlerin sağlamlığına dikkat etmemiştir. Bu sebeple onun rivayetle­ri başka yollarla desteklenmediği tak­dirde makbul sayılmamıştır. Ancak, Haccâc b. Muhammed’in aynı tarikle İbn Abbas’tan rivayet ettiği tefsir cüzü ittifakla sahih kabul edilmiştir.
6- Dahhâk b. Müzâhim tariki. Rivayet zinciri içinde yer alan Saîd b. Cübeyr’i zikretmediği için sağlamlığına güvenil­mez. Bu tarikin zayıf sayılan rivayetle-riyle Taberî, İbn Ebü Hatim. İbn Merdüye ve İbn Hibbân nakiller yapmışlardır.
7- Atıyyetü’l-Avfî tariki. Aradaki râvi­leri atlayarak doğrudan doğruya İbn Abbas’tan rivayette bulunduğundan güvenilmez. Tirmizî, bu yolla gelen bazı hadisleri hasen saymıştır. Taberî ve İbn Ebû Hatim de bu yolla pek çok rivayet­te bulunmuşlardır.

8- Mukâtil b. Süleyman tariki. Güve­nilmez.
9- Muhammed b. Sâib el-Kelbî tariki. Ebû Salih Bâzân yoluyla İbn Abbas’tan gelen bu tarik son derece zayıftır. Hele Süddî (es-Sağîr) yoluyla gelmişse asla güvenilmez. Bununla birlikte Sa’lebî ile Vahidî bu tarikle pek çok rivayette bu­lunmuşlardır. Urûzâbâdî tarafından derlenip İbn Abbas’a nisbet edilen Tenvîrü’l-mikbâs adlı tefsir bu tarikle ri­vayet edilmiştir.

Abdullah b. Abbas fıkıh ilminde de önemli bir yere sahiptir. Dört Abdul­lah’tan (abâdile) biri sıfatıyla devrinde Mekke’nin fıkıh otoritesi kabul edilmiş­tir ve fetvalarının çokluğuyla meşhur­dur. İbn Hazm onu fetvası en çok olan sahâbî olarak kabul eder. [381], Bu fetvaların Ebû Be­kir Muhammed b. Mûsâ b. Ya’kûb tara­fından yirmi cilt halinde toplandığı ri­vayet edilmekte ise de [382], eser bugün elimizde mevcut değildir. Özellikle İs­lâm miras hukuku (ferâiz*) alanındaki fetvaları müracaat kaynağı olmuştur. Onun en çok tartışılan fıkhî görüşlerin­den biri, Hz. Peygamber tarafından be­lirli bir süre için izin verilen ve daha sonra yasaklanan müt’a nikâhı konu­sundaki fikirleridir. İbn Abbas’tan ge­len rivayetlerin bazılarında onun müt’ayı tecviz ettiği, diğer bazılarında ise bu cevazın İslâm’ın ilk yıllarına ait oldu­ğundan ve daha sonra mutanın yasak­landığından söz ettiği görülmektedir. Herhalde İbn Abbas, Tirmizî’nin de be­lirttiği gibi, yasaklamadan habersiz ol­ması sebebiyle önceleri müt’anın caiz olduğunu söylemiş, doğrusunu öğren­dikten sonra ise bu görüşünden vazge­çerek onun haram olduğunu ifade et­miştir. [383]

İbn Abbas’ın talebeleri arasında bir­çok büyük fakih bulunmaktadır. İkri­me. Mücâhid. Atâ, Saîd b. Cübeyr, Tâvûs, Saîd b. Müseyyeb bunlardan ba­zılarıdır. Ayrıca. Mekke muhitinde yeti­şen fakihlerden bir müddet ilim tahsil eden İmam Şafiî’ye de gerek fıkıh ge­rekse tefsir ve edebiyatta, dolaylı ola­rak tesir ettiği söylenebilir. İbn Abbas tefsir, fıkıh ve hadisten başka, Arap edebiyatı ve ensâb ilmi tgeneloji alan­larında da derin bilgiye sahipti. Aynı zamanda kudretli bir hatipti: namazlar­dan sonra tesirli konuşmalar yapar, dinleyiciler arasında Arapça bilmeyen­ler varsa, sözlerinin onlar tarafından da anlaşılması İçin tercüman kullanırdı. [384]

Eserleri

1- Tefsîru İbn cAbbâs. Ken­disinden nakledilen ve çeşitli tefsir ve hadis kitaplarında yer alan metinler. Dr. Abdülazîz b. Abdullah, on beş hadis kitabında [385] yer alan İbn Abbas’a ait tefsir rivayetlerini Tef­sîru İbn Abbâs ve merviyyatüh… adıyla iki cilt halinde toplamış, bu riva­yetlerden Buhârî ile Müslim’de bulun­mayanların isnad’ını sağlamlık açısın­dan tenkide tâbi tutarak değerlendir­miştir. Tefsîru İbn Abbâs ayrıca Fîrûzâbâdr tarafından toplanan tefsir metinlerini de ihtiva etmektedir.

2- Ğalîbü’l-Kurbân. Atâ b. Ebû Rebâh’ın düzenlediği bu cüz, Süleymaniye Kütüphanesi’nde [386] bulunmaktadır. Eser, Kur’andaki “Garîb” kelimelerin hangi Arap ka­bilesinin lehçesinden alınmış olduğunu göstermek suretiyle âyetlere açıklık ka­zandırmaktadır. [387]

3- Mesâ’ilü Nafi’b el-Ezrak. Kur’an’da geçen anlaşılması güç 200 kadar kelime hakkında Hâricîler’in reislerinden Nâfi’ b. Ezrak’m sorduğu sorulara İbn Abbas tarafından verilen cevapları ihtiva etmektedir. Eserin nüshaları Zâhiriyye [388], Dârü’l-kütüb [389] ve Berlin [390] kütüphane­lerinde bulunmaktadır. Süyûtî eserin bir bölümünü el-İtkön’a aynen almış (II, 56-88), M. Fuâd Abdülbâkî de bu keli­meleri alfabetik sıraya koyarak Muc cemü ğarîbi’l-Kur’ân ile birlikte neşretmiştir. [391] Âişe Abdurrahman, daha geniş bir çalışma ile aynı eseri el-İccâzü’l-beynî li’l-Kur’ân ve mesâ’ilü Îbni’l-Ezrak adıyla yeniden neşretmiştir. [392] 4- el-Luğat fi’1-Kur’ân. Ab­dullah b. Hüseyin b. Hasnûn el-Mukrinin rivayeti olan ve bir yazması Süley­maniye Kütüphanesi’nde [393] bulunan eser, Selâhaddin el-Müneccid tarafından Luğatü’l’Kur’ân adıyla neşredilmiştir. [394] İ. Cerrahoğlu. Ğarîbü’l-Kur’ân ve Luğötü’l-Kur’ân ile Ebû Ubeyd’in Luğatü kabaili’l-Arab adlı eserini karşılaştırarak bu eserlerin aynı kay­naktan geldiğini göstermiştir. [395] 5- Kaşîdetü medh. Dört halife ile babası Abbas’ın menâkıbt hakkında olan bu kasidesini halife Muâviye’nin huzurunda okumuştur. Bu eserlerden başka ona izafe edilen Müsned, Havössu bazı’I-ed’iyye ve Hadîşü’l-Micrâc gibi bazı risaleler de bulunmaktadır. [396] Taberinin Tehzîbü’l-âşâr’mûa İbn Abbas’tan nakledilen hadisler. Mahmud Muhammed Şâkir tarafından iki cilt ha­linde Câmiatü’1-İmâm Muhammed b. Suûd el-İslâmiyye yayınlan arasında neşredilmiştir. [397]

Bibliyografya

1- Vâkıdî, Kitâbü’t-Meğâzî (nşl. M Jonesl, London 1965-66) Beyrut, ts. (Âlemu’i-kütüb). bk. Fihrist; İbn Sa’d, et-Tabakâtü’1-kübrâ (nşr. İhsan Abbasi, Beyrut) 1388/1968.
2- Müsned, I, 214-374; V, 116-122.
3- Buharî, “İlim”, 17, “Vudûd”, 10.
4- Müslim, “Zühd”, 72.
5- Tirmizî, “Nikâh”, 29.
6- a.mlf, Kitâbul-llel (el-Cami-‘u’ş-şahîh sonunda), V. 750-751, 752.
7- Müberred, Bâbü’l-Hauâric (el-Kûntu’den ayrı basım), Dımaşk, ts., s. 9.
8- Ya’kübî. Tarih (nşr. M Th. Houtsma), Leiden 1883-Beyrut, ts. (Dâru Sâdır),II, 205.
9- Taberî, Târih (nşr. Muhammed Ebû’l-Fazl), Kahire 1960-70-Beyrut, ts. (Dâru Süveydân), III, 546; IV, 108, 125; V, 141-143.
10- Mes’ûdî, Mürûcü’z-zeheb (nşr. M. Muhyiddın Abdülhamid), Beyrut 1384-85/1964-65.
11- Beyhaki, esSünenü’l-kübrâ, VII, 205-206.
12- İbn Teymiyye. Mukaddimetü’t-tefsîr (Mecmû’u fetâuâ içinde, neşreden Abdurrahman en-Necdî), Riyad 1382, XIII, 365-367.
13- İbn Kayyim, riâmü’l-mudakkı’în (nşr. M. Muhyiddin Abdülhamid), Kahire 1374/1955, I, 12.
14- İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe (nşr Muhammed İbrahim el-Bennâ v.dğr.), Kahire 1390-93/1970-73.
15- İbn Kesir, et-Bidâye, Beyrut 1401/1981, VII, 323; VIII, 295-307.
16- Zehebî, Tezkirelvi-huffâz, Haydarâbâd 1375-77/1955-58.
17- Zehebî, Mîzânü’l-i’tidâ (nşr Ali Muhammed el-Bicâvî), Kahire, ts. (Dâru İhyâil-kutübil-Ardbiyye), III, 419-420.
18- Zehebî, “A’lâmü’n-nübelâ” III, 331-359.
19- Zehebî, “Ma’rifetü’l-kurrâ” (nşr M Seyyid Câdelhak), Kahire 1969.
20- İbn Hacer, et-İşâbe, Kahire 1328.
21- İbn Hacer, Tehzîbü’t-fehzîb, V, 276-279.
22- Süyûtî, el-İtkân (nşr Muhammed Ebü’1-Fazl), Kahire 1387/1967.
23- Taşköprizâde. Miftâhu’s-sa’âde (nşr. K. Kâmil Bekrî-Abdülvehhâb Ebü’n-Nûr), Kahire 1968.
24- Keşfuz-zunûn, I, 429.
25- Zürkânî, Menâhilut-‘irfân, Kahire 1362/1943.
26- Sezgin, GAS, I, 25-28; II, 275.
27- Muh­sin el-Emîn. A’yânü’ş Şî’a (nşr. Hasan el-Emîn), Beyrut 1403/1983.
28- Tecrid Tercimesi, 1, 52.
29- Ö. Nasûhî Bilmen, Büyük Tef­sir Tarihi, İstanbul 1973-74.
30- Hüseyin ez-Zehebî, et-Tefsîr ve’l-müfessirûn, Kahire 1381/1961-62.
31- Muhammed b. Hasan el-Hacvî. el-Fikrü’s-sâmîfitârihi’t-fıkhi’l-İslâm, Medine 1396.
32- Emîr Abdüİaziz, el-En-kihatul-fâside, Amman 1402-1403/1982-83.
33- M, Ebû Zehre. eş-Şâfi’î, Kahire 1367/1948-Kahire, ts. (Dârü’l-Fikri’l-Arabî).
34- Abdüİaziz b. Abdullah el-Humeydî, Tefsîru İbn Abbâs ve meruiyyâtühû fi’ttefsîr min kütübi’s-sünne, Riyad, ts. (Câmiatü Ummi’t-kurâ yayını), I, 17-18, 21, 25-29.
35- İsmail Cerrahoğ­lu, Kur’an Tefsirinin Doğuşu ve Buna Hız Ve­ren Amiller, Ankara 1968.
36- İsmail Cerrahoğ­lu, “Tefsirde Ata b. Ebî Rabâh ve İbn Abbâs’dan Rivayet Ettiği Garibu’l-Kur’anı”, AÜİFD, XXII (1978).
37- J. Schacht, The Originsofmu hammadan Jurispuridence, Oxford 1975.
38- E. Ruhi Fığlaiı. “Hâricüiğin Doğuşu ve Fırkalara Ayrılışı”, AÜİFD, XXII 11978).
39- Von İsalah Goldfeld, “The Tafsîr of Abdallâh b. Abbâs”, Der İslam, LVIII (1981).
40- A. Rippin, “İbn Abbâs’s Al-Lughât fil-Qur’ân”, BSOAS, XL1V (1981).
41- Mustafa Çetin, “Abdullah b. Abbas ve Tef­siri”, Dokuz Eylül Üniversitesi İFD, İzmir 1983.
42- Eşref Edip-M. Ali Aynî, “Abdullah b. Abbas”, İTA, II, 213-218.
43- F. Buhl, “Abdul­lah”, İA, I, 26-27.
44- L. Veccia Vaglieri, “Abd Al­lah b. al-‘Abbâs”, El2 (İng ).
45- L. Veccia Vaglieri, ve İdârel, “Abdullah b. el-‘abbâs”, UDMİ, XII, 790-794. [398] Sponsor Bağlantılar

Bir önceki yazımız olan Abdullah Bin Abdilmuttalib Kimdir Başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Cevapla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Scroll To Top