Buradasınız: Anasayfa / Sorular ve Cevaplar / Şafii ve diğer mezheplere göre, zekatı vaktinden önce vermekle geciktirmek hakkındaki hükümler nelerdir?

Şafii ve diğer mezheplere göre, zekatı vaktinden önce vermekle geciktirmek hakkındaki hükümler nelerdir?

Sponsor Bağlantılar

Şafii ve diğer mezheplere göre, zekatı vaktinden önce vermekle geciktirmek hakkındaki hükümler nelerdir?

Geciktirmiş olduğunuz zekatı vermelisiniz. Ramazan ayından önce de sonra da verecek olsanız iki katı olarak vermeniz gerekmez. Ödemeniz gereken miktar ne kadarsa o kadar verirsiniz.

Yılı Dolmadan Önce Zekât Vermek:

Alimler nisap miktarı mala sahip olmadan önce, zekâtı peşin olarak vermenin caiz olmadığı hususunda ittifak etmişlerdir. Çünkü zekâtın farz olmasının sebebi henüz ortada yoktur, dolayısıyla alışverişten önce parayı ödeme durumunda olduğu gibi, yine adam öldürmeden önce diyet ödemede olduğu gibi, önceden ödenmesi caiz değildir. (1)

Fakat zekâtın farz olma sebebi bulunduğu zaman -ki bu tam bir nisaba malik olmaktır- malın zekâtını önceden verme konusunda iki görüş vardır.

Cumhura göre; (2) Nisaba malik olan kimsenin zekâtını yılı dolmadan önce kendi isteği ile önceden vermesi caizdir. Çünkü bu kişi zekâtını farz olma sebebi gerçekleştikten sonra ödemiştir.

Hz. Ali (r.a)’den rivayet edildiğine göre: “Hz. Abbas (r.a) Resulullah (a.s)’a vakti gelmeden önce malının zekâtını peşin ödemeyi sormuş, Hz. Peygamber (a.s) bu konuda ona ruhsat vermiştir.” (3)

Zekât, iyilik ve kolaylık olması için tecil edilen malî bir haktır. Dolayısıyla, vakti gelmeden önce peşin olarak verilmesi de caizdir. Bu tecilli olan bir borcu peşin ödemek, hata ile adam öldürme diyetini peşin ödemek gibi olup, tecil edilmiş malî haklara benzemektedir.

Şafiîlere göre: Peşin zekât vermenin yeterli olmasının şartı, sene içinde mal sahibinin yıl sonuna, Fitre de Şevval ayının girmesine kadar zekâtın farz olmasına ehil olarak kalmasıdır. Bunun gibi, yıl sonunda zekân alan kimsenin yahut Şevval girdiği zaman fitreyi alan kimsenin zekât ve fitreye müstehak olması şarttır. Eğer bu iki şart bulunmadığı için, peşin olarak verilen zekât yeterli değilse ve zekâtı alan kişi de bunun peşin verilen zekât olduğunu biliyorsa bunu geri alır. Eğer mal sahibi veya bu zekâtı alan kimse zekât geri alınmadan önce ölürse yahut alan kimse mürted olursa yahut kaybolursa yahut başka bir mal ile ihtiyaçtan kurtulursa yahut nisap eksik olursa yahut verilen zekât alanın mülkiyetinden çıkarsa ve ticaret malı değilse, farz olduğu zaman ehil olmaktan çıktığı için peşin olarak verdiği zekât kâfi değildir.

Zahirîlerle Malikîlere Göre: (4) Senesi dolmadan zekâtı vermek caiz değildir. Çünkü zekât namaza benzeyen bir ibadettir, vakti girmeden önce çıkarılıp verilmesi caiz olmaz. (5) Aynı zamanda yıl geçmesi zekâtın iki şartından biridir, nisapta olduğu gibi, zekâtın yıldan öne alınması caiz değildir.

Zekatın Farz Olmasından Sonra Malın Yok Olması:

Zekât farz olup mal yok olduktan sonra zekâtın farziyetinin düşmesi konusunda fakiblerin iki görüşü vardır.

Hanefîlere göre: (6) Zekât farz olduktan sonra mal yok olursa zekât düşer. Bunun gibi öşür ve mukaseme haracı da düşer. Çünkü farz olan miktar nisabın bir parçasıdır. Bunun bir sebebi de kolaylığı gerçekleştirmektir. Çünkü zekât kudret-i müyessire ile farz olmuştur. Kudret-i müyessire zekâtı ödeyinceye kadar zenginlik durumunun devam etmesidir. Dolayısıyla, zekât mahalli olan nisabın yok olması sebebiyle farz olan zekât da düşer. İster ödeme imkânı bulunmuş olsun ister olmasın, hüküm değişmez. Çünkü şeriat zekâtın farz olmasını, zenginlik durumunun zekâtı ödeme vaktine kadar devam etmesine bağlamıştır. Buna bağlı olan şey onsuz gerçekleşmez. Buradaki kudret-i müyessire, nema vasfıdır, nisap değildir.

Kudret-i müyessire yok olsa da, bir kimse malını tüketmekle, yani kasten yok etmekle zekât borcu düşmez. Çünkü bunda kendisinin sebep olduğu haksızlık vardır. Malın bir kısmı kendiliğinden helak olursa, parçayı bütüne benzetme yolu ile, helak olan kadar zekât düşer.

Fitre ile hac parasına gelince bunlar farz olduktan sonra düşmezler. Şahitlerin ölümü ile evliliğin batıl olmamasına benzer.

Bu iki mesele arasındaki fark şudur: Zekât büyüme ve gelişme ile ilgilidir. Dolayısıyla, zekât için ödeme imkânı bulunması şart koşulmuştur ki, insanlara kolaylık olsun. Çünkü insan, gücünün yettiği ile muhataptır. Kişinin bu maldan başka malının bulunmaması da caizdir. Fitre ve hac gibi durumlarda ise edanın farzlığı, malın büyüme ve gelişmesine bağlı değildir. Sadece zimmette vaciptir. Dolayısıyla bunun için yapabilme kudreti (kudret-i mümekkine) şart koşulmuştur.

Şöyle düşünülebilir: İkraz (borç vermek) ve iareden (ödünç) sonra, ticaret malının ticaret malı ile değiştirilmesinden sonra malın yok olması kendiliğinden helak olmadır, zekat gerektirmez. Fakat ticaret malını ticarî olmayan mal ile değiştirmek, otlak hayvanlarını otlak hayvanı ile değiştirmek kulun fiili ile olan istihlâktir, bunların zekâtını ödemek gerekir.

Cumhura göre: (7) Zekât farz olduktan sonra mal helak olursa, zekât borcu düşmez, bunu ödemek gerekir. Zekâtın tazmininde ödeme imkânının bulunması şarttır, farz olan zekâtta şart değildir. Çünkü bir kimse üzerine bir farz gerçekleşirse ödemekten aciz olma sebebiyle ondan berî, uzak olmaz. Bu fitre sadakası ile hac malında ve diğer borçlarda olduğu gibidir. Zekât, malın sahibi üzerine belirlenmiş bir haktır. Lâyık olan kimselere ulaşmadan önce telef olursa, bu sebeple mal sahibi ondan berî olmaz. Bu, insana olan borçlara benzer. Bir kimse, zekât miktarı malı malından ayırsa ve onu zekât olarak vermeye niyet etse, sonra da bu zekât telef olsa, telef olan zekât mal sahibinin tazminindedir. Yani onu ödemesi gerekir. Bu sebeple o kişiden zekât borcu düşmez. Bu ayrılan zekât miktarı malı verilmesi gerekli kimselere ulaştırmaya gücü yetsin veya yetmesin hüküm değişmez.

Malikîler hayvanların zekâtını bundan istisna etmişlerdir. Çünkü Malikîlere göre hayvanların zekâtının farz olması, sene geçmesiyle beraber zekât memurunun çıkıp istemesi ile gerçekleşir, eğer zekât memuru gelmeden önce mal telef olursa zekâtını ödemek zorunda değildir.

İbni Rüşd bir tarafa ayrılmış olan zekât malının çalınma, yanma yahut kaybolma suretiyle elden çıkması hususunda beş görüş zikretmiştir.

1. Mutlak olarak mal sahibi bu zekâtı ödemez.

2. Mutlak olarak öder.

3. Eğer kendi kusuru ile zekât telef olmuşsa öder, eğer bir kusuru olmaksızın yok olmuşsa ödemez. Malikî mezhebinde meşhur olan görüş budur.

4. Eğer muhafazada kusurlu davranmışsa tazmin eder, değilse geride kalan malının zekâtını öder. Ebu Sevr ile Şafiî bu görüştedirler.

5. Fakirler ile mal sahibi hisseleri ölçüsünde kalan malda ortak olurlar. (8)

Kaynaklar:
1- et-Mühezzeb, 1,166; et-Muğni, II, 631

2- Fethu’l-Kadîr, 1,516; el-Bedâyi, II, 50 vd.; el-Mühezzeb, 1,166 vd.; el-Hadrandyye, 105; el-Muğn H, 629 vd.; el-Mecmû1, VI, 139; Keşşafa’l-Kınâ, II, 310 vd.

3- Bu hadisi Ahmed, Ebu Dâvud, İbni Mace ve Tirmİzî hasen bir isnatla rivayet etmişlerdir. Ebu Dâvud bu hadisin Hasan b. Müslim’den mürsel olarak rivayet edildiğini zikretmiştir. En sahih olanı da budur. Neytü’t-Evtâr, IV, 149.

4- Bidayetü’l-Müctehid, I, 266; eş-Şerhu’l-Kebîr, 1,431; et-Kavânînü’l-Fıkhıyye, 99; Neylü’l-Evtâr IV,151.

5- İbni Kudame Hz. Peygamber (a.s)’in şu hadisini delil olarak ileri sürmüştür: “Yıl dolmadan zekât ödenmez.”

6- Fethu’l-Kadîr, 1,514-516; ed-Dürrü’l-Muhtâr, II, 28 vd., 100 vd.; el-Bedâyi, II, 15.

7- Bidayetü’l-Müctehid, I, 241; el-Mühezzeb, I, 144; el-Kavânînü’l Fıkhıyye, 99; el-Muğnî, D, 68: vd.

8- Bidayetü’l-Müctehid, 1,240

(bk. Vehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, c. 3, s. 268-271)

Sponsor Bağlantılar

Bir önceki yazımız olan Şafi Mezhebinde gusül (Boy) Abdesti Nasıl Alınır? (Şafi Mezhebi) Başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Cevapla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Scroll To Top