Buradasınız: Anasayfa / Sorular ve Cevaplar / Şafi mezhebine göre imamlık ile ilgili hükümler nelerdir?

Şafi mezhebine göre imamlık ile ilgili hükümler nelerdir?

Sponsor Bağlantılar

Şafi mezhebine göre imamlık ile ilgili hükümler nelerdir?

1.  Müslüman Olmak

İmamlığın sahih olabilmesi için aranan şartların ilki, imamın müslüman ol maşıdır. Gayri müslim bir kişinin imamlık etmesi sahih olmaz.

 

2.  Ergen Olmak

İmamlığın geçerlilik şartlarından biri de imamın ergen olmasıdır. İman cuma namazının şartlarını taşıyan cemaati kırka tamamlamaktaysa, ergen ol ması şarttır. Ama kendisi dışında kırk kişi temin edilebiliyorsa, mümeyyiz bi çocuk olsa bile imamlığı geçerli olur. Buna göre ergen bir kişinin farz namaz da mümeyyiz bir çocuğa tâbi olması sahih olur. Nafile namazlarda da hükür aynıdır. Ama mümeyyiz çocuğun kendisi gibi mümeyyiz olan bir çocuğ imamlık etmesi ittifakla sahihtir.

 

Hanefî mezhebine göre ise mutlak olarak ne farz, ne de nafile namazla da ergen kişinin mümeyyiz çocuğa tâbi olması sahih olmaz.

 

3.  Erkek Olmak

İmamlığın geçerlilik şartlarından biri de imamın erkek olmasıdır. Buna göre cemaat erkeklerden oluşmuş ise, kadın veya erselik (erdişi, hünsa) birin bu cemaate imamlık etmesi sahih olmaz. Ancak cemaat kadınlardan oluşmı ise, onlara imamlık edecek kişide erkeklik şartı aranmaz. Aksine kadının kadına ve erseliklere imamlık etmesi sahihtir.

 

4.  Akıllı Olmak

İmamlığın geçerlilik şartlarından biri de imamın akıllı olmasıdır. Delinin imamlık etmesi sahih olmaz.

 

5.  Okumuş Biri Olmak

İmamlığın geçerlilik şartlarından biri de, imamın Kur’ân-ı Kerîm okuması­nı bilen biri olmasıdır. Cemaattekiler okumuş olur da imam ümmî olursa, üm-mînin onlara imamlık etmesi sahih olmaz. Bu durumda aranan şart, imamın namazının geçerliliğini temin edecek derecede düzgün bir okuyuşta bulunma­sıdır. Kur’an öğrenmekte olan kişinin ardında namaz kılınabilir. Kendilerine namaz kıldırabilecek derecede Kur’an okuyabilecek biri bulunsun bulunma­sın, ümmînin kendisi gibi ümmî olanlara imamlık etmesi sahih olur.

 

6.  Sağlıklı Olmak

İmamın cemaate namaz kıldırmasının sahih olabilmesi için sağlıklı olma­sı şarttır. İmamdaki özür, namazın yeniden kılınmasını gerektiren bir özür ol­madıkça, kendisine uyan kişi sağlam olsa bile imamlığı sahih olur.

 

Hanefî mezhebine göre ise kendisinde sidik akıntısı, sürekli ishal, yellen­me, burun kanaması gibi özürlerden biri bulunan kişinin sağlam kimselere imamlık etmesi sahih olmaz. Ama kendisinde bulunan özrün aynısının bulun­duğu kimseye imamlık etmesi sahih olur. Özürlerinin farklı olması halinde imamlık etmesi sahih olmaz.

 

7.  Hadesten ve Necasetten Temiz Olmak

İmamlığın sıhhat şartlarından biri de, imamın hadesten ve necasetten te­miz olmasıdır. Buna göre bir kişinin, başlangıçta abdestsiz olduğunu bildiği imama tâbi olması sahih olmaz. Ama imamın abdestsiz olduğunu namazday­ken anlarsa, imamdan ayrılmaya niyet ederek namazını yalnız başına kılma­ya devam etmesi gerekir.İmama uyan kişi, namazını imamla birlikte kılıp tamamladıktan sonra imamın abdestsiz olduğunu anlarsa, kılmış olduğu namaz sahih olduğu gibi cemaat sevabını da kazanır. İmamın namazı ise bu durumların tümünde ge­çersizdir. Çünkü taharet (yani abdestli olmak), namazın geçerlilik şartıdır. İmamın, taharet şartını taşımaksızın kılmış olduğu namazı yeniden kılması icap eder.Kurumuş sidik gibi gizli bir pisliği taşıdığı cemaat tarafından bilinen kişi­nin imamlığı da sahih olmaz. Ama böyle bir pisliği taşıdığı bilinmezse, kendi­sine uyulması, cuma namazı dışındaki namazlar da sahih olur.Cuma namazında da kendisine uyulması sahih olur. Ama kendisiyle bir­likte cemaat sayısı kırkı bulursa, cemaatin de namazı geçersiz olur.Üzerinde, iyice bakıldığında görülebilecek olan alenî bir pislik bulunan imama uyulması, bu pisliğin cemaat tarafından bilinmemesi halinde bile kılı­nan namaz mutlak surette geçerli olmaz.

 

Hanefî mezhebine göre ise abdestsiz veya üzerinde pislik bulunan kişinin imamlığı, bu şekilde kılınan namazın bâtıl olması nedeniyle sahih olmaz. İma­mın namazının bu sebeplerden ötürü bâtıl olduğunu bilmeyen cemaatin na­mazı sahih olur. Ama âdil imamın söylemesi veya âdil kimselerin tanıklığıyla bunu öğrenirlerse namazları bâtıl olur ve bu namazı yeniden kılmaları gerekir. Namazın bâtıl olduğunu söyleyen imam âdil değilse sözü kabul edilmez. Yal­nız ihtiyat gereği olarak cemaatin bu namazı yeniden kılması müstehap olur.

 

8. İmamın Peltek Olmaması

İmamlığın geçerlilik şartlarından biri de, imamın telaffuzunun düzgün ol­ması ve telaffuz esnasında dilinin bir harften diğerine kaymamasıdır. Örneğin telaffuz esnasında dili (sîn) harfinden (sâd) harfine, (dâd) harfinden (zı) harfi­ne, (zâl) harfinden (ze) harfine, (râ) harfinden (gayn) harfine kaymamalıdır.

Dili bir harften başka bir harfe kayan peltek kimselerin, dillerini düzeltme­ye çalışmaları gerekir. Düzeltmedikleri takdirde, yalnızca kendileri gibi peltek­lere imamlık etmeleri sahih olur. Peltek olanlar dillerini düzeltmeye çalışma­dıkları takdirde, kusurlu olduklarından dolayı imamlık etmeleri bir yana, mün­ferit olarak kıldıkları namazları da geçerli olmaz.

 

Hanefî mezhebine göre böyle bir kişi, Fâtiha’dan başka bir sûre veya âyeti düzgün olarak okuyabilirse namazı bâtıl olmaz.

 

Konuşmasında (fâ) harfini tekrarlayan fe’fâ ve (tâ) harfini tekrarlayan tem tam’a gelince, bunların kendileri gibi olan kimselere imamlık etmeleri sahihtir. Kendileri gibi olmayanlara imamlık etmeleri ise mekruh olmakla birlikte sahihtir.

 

Hanefî mezhebine göre ise bu gibi kimselerin imamlıkları, pelteğin imam­lığı gibi olup ancak kendileri gibi olanlar için sahihtir.

 

9.  İmamın Başka Bir İmamın Peşinde Namaz Kılmakta Olmaması

İmamlığın geçerlilik şartlarından biri de, imamın başka bir imamın peşin­de namaz kılma halinde bulunmamasıdır. İmama bağlılığı devam ettiği süre­ce, imama uyan kişiye tâbi olarak namaz kılmak sahih olmaz. Ancak bir kişi birinci rek’atın kılınmasından sonra gelip imama tâbi olur ve namazını imamın selâm vermesinden sonra kalkıp yalnız başına tamamlamakta iken bir başka­sı gelip kendisine tâbi olursa, her ikisinin de namazı sahih olur. Çünkü önce­ki şahsın ilk imama bağlılığı, o imamın selâm verişiyle sona ermiştir. Yalnız bu sahihtik, cuma namazı dışındaki namazlarda söz konusudur.

 

Hanefî mezhebine göre bu durumda sonuncu şahsın namazı sahih ol­maz.

 

10.  İmamın Namazının Kendisine Uyan Kişinin Mezhebine Göre de Sahih Olması

İmam, kendisine uyarak namaz kılanların da mezheplerine riayet etmeli­dir. Meselâ Hanefî mezhebine mensup bir kişi, vücudunun herhangi bir yerin­den kan çıkıp akmış, ama daha sonra o kanı temizlememiş ve abdest alma­mış bir imamın ardında namaz kılarsa veya Şafiî mezhebine mensup bir kişi, eli aralarında evlenme engeli bulunmayan bir kadına değmiş, fakat daha son­ra abdest almamış bir imamın ardında namaz kılarsa, bu durumdaki kişilerin tâbi oldukları imamların namazı kendilerinin mezheplerine göre geçersiz oldu­ğundan namazları bâtıl olur.(Zühaylî, el-Fıkhü‘Nslâmî, 2/1199.)

 

Mâliki ve Hanbelî mezheplerine göre namazın geçerlilik şartları yalnızca imamın mezhebine göre değerlendirilir.

 

11.  İmamın Cemaatten İleride Durması

Cemaatin imamın gerisinde durması, imamlığın geçerlilik şartlarındandır. Cemaatten biri imamın ilerisine geçerse hem namaz hem de imamlık bâtıl olur. Yalnız Kabe’nin etrafında kılınan namaz bu hükmün dışında tutulmuştur. Kabe’nin etrafında kılınan namazda imamla aynı yönde olmayan kişilerin imamdan ileride durmalarında bir sakınca yoktur. Ama imamla aynı yönde olanların imamdan ileride durmaları durumunda namazları sahih olmaz.İmama uyan kişinin topuğunun kıyam halinde iken imamın topuğundan önde, ka’de halinde iken kuyruk sokumunun imamın kuyruk sokumundan ön­de olmaması gerekir. Aksi takdirde namazı sahih olmaz.

 

12.  İmama Uyan Kişinin, Görerek veya İşiterek Az Bir Miktar da Olsa İmamın Hareketlerini Algılayabilmesi

Bu şekilde imamın hareketlerini az bir miktar da olsa algılayabilen muk-tedînin namazı sahih olur. İmam ve imama uyan kişi mescid içindeyseler ara­larında 300 zirâdan (yaklaşık 100 m.) fazla bir mesafe bulunsa da aynı me­kânda sayılırlar.İmam mescidin bir ucunda, ona uyan da mescidin girişinde namaz kılar­sa imamlık sahih olur. Yalnız namaza girmezden önce aralarında, çivilenmiş kapı gibi bir maninin bulunmaması gerekir. Ama namaza başladıktan sonra böyle bir mani meydana gelirse bu, namazın geçerliliğine zarar vermez. Aynı şekilde aralarında kilitli bir kapının bulunması da namazın geçerliliğine engel değildir. İmama uyan kişinin, imama kıbleye yönelik olarak ulaşması ile kıble­ye dönük olarak ulaşması arasında da bir fark yoktur. (Zühaylî, el-Fıkhü‘l-İslâmî, 2/1250.)

 

Mescidin müştemilâtı ve avlusu da mescid hükmündedir. İmam ve kendi­sine tâbi olan kişi, namazı mescid dışında kılmakta ve aralarındaki mesafe de yaklaşık 100 m. kadar ise namazları sahih olur. Aralarında, içinden gemilerin geçtiği bir nehir veya insanların fazlaca gelip geçtikleri yol gibi bir fasıla bulu­nur da bu durumda imama uyan kişi, dilediği takdirde kıbleden sapmaksızın veya sırtını kıbleye dönmeksizin imama ulaşabilirse namazı yine sahih olur..İmam ve kendisine uyanlardan biri mescidin içinde, diğeri de mescidin di» şında olur da, mescidin dışındakiyle mescidin ona en yakın ucu arasında 100 metreden fazla bir mesafe bulunursa, imamlık geçersiz olur. Bu durumda na­mazın sahih olması için arada engel bulunmaması gerekir.

 

13.  İmamın İmamlığa, Kendisine Uyanın da İktidaya Niyet Etmesi

İmamlığın geçerlilik şartlarından biri de, imama uyan kimsenin, iktidaya (imama uymaya) niyet etmesidir. Bu niyetin, namazın başlangıcında yapılma­sı şart değildir. Namazda iken imama uymaya niyet edilirse, bu iktida kerahet­le birlikte sahih olur. Yalnız, cemaatle kılınması şart olan cuma ve benzeri namazlar bu hükmün dışındadır. Bunların başlangıcında “ıftitah tekbirine bitişik olarak imama uymaya niyet etmek zorunludur.Bunun yanı sıra bir kimsenin, mazereti olmaksızın imamdan ayrılmaya niyet etmesi de sahihtir. Ama mazeret olmadan bunu yapmak mekruhtur. Cu­ma namazı gibi cemaatle kılınması şart olan namazlar bu hükümden istisna edilmiş olup bu namazların birinci rek’atmda imamdan ayrılmaya niyet etmek sahih olmaz. Cemaatle iade edilmek istenen namazla cem’-i takdim olarak kı­lınan namaz da cuma namazı gibi olup aynı hükme tabidirler.

 

Hanefî mezhebine göre imama uyan kişi, imamdan ayrılmaya niyet edip namazını tek başına kılma durumuna geçerse namazı bâtıl olur. Ancak bu ki­şi, imamla birlikte son ka’dede teşehhüd miktarı oturduktan sonra bir zaruret­le karşılaşırsa, selâm verip namazı bırakabilir. Mazeretsiz olarak bunu yapar­sa, namazı sahih olmakla birlikte günahkâr olur.

 

İmamın imamlığa niyet etmesine gelince, meselâ sabah namazını kıldı­racağı zaman, “Sabah namazını kıldırmaya niyet ettim” demesi gerekir mi? Hemen belirtelim ki, beş vakit namazda böyle bir niyetin yapılması imamlığın ve namazın geçerlilik şartlarından değildir. Ancak cuma namazını, yağmur sebebiyle cem’-i takdim şeklinde kılınan namazı ve iade edilecek namazı kıl­dıracak olan imamın imamlığa niyet etmesi şarttır.

 

Hanefî mezhebine göre kadınlara imamlık edecek kişinin, kendisine uyanların namazlarının sahih olabilmesi için imamlığa niyet etmesi şarttır. İmamları, imam olmaya niyet etmediği takdirde, kendisine uyarak namaz kı­lan kadınların namazları bâtıl olur. Kendisinin namazı ise, bir kadın kendisiy­le aynı hizada bulunsa bile sahih olur. (Cezîrî, Mezâhib, 1/297, 417.)

 

Hanefî mezhebine göre imama uyma niyeti, cuma ve bayram namazı dı­şındaki namazlar için şarttır. Cuma ve bayram namazlarının ise cemaatle kı­lınmaları zaten zorunludur. Bunları kılarken ayrıca imama uymaya niyet et­mek gerekli değildir.

 

14. İmama Uyan Kişinin Namaz Fiillerinde İmama Uyması

İmamlığın sahih ve geçerli olması için, imama uyan kişinin namaz fiille­rinde imama uyması ve onu takip etmesi şarttır. İmama uyan kişinin şu fiiller­de imamı takip etmesi gerekir:

a)  İmama uyan kişi, iftitah tekbirini alırken imama uymalıdır. Bu tekbirin bir harfini bile imamdan önce veya onunla aynı anda telaffuz etse namazı ger­çekleşmez, kılınmış sayılmaz. İftitah tekbirini imamdan önce aldığından şüp­heye düşen ve bu şüphesi namaz esnasında doğan kişinin namazı bozulur. Ama bu şüphe namazın tamamlanmasından sonra meydana gelirse, namaz geçerli olur ve yeniden kılınması da gerekmez.

b)  İmama uyan kişi, imamdan önce selâm vermemelidir. Aksi halde nama­zı bozulur. İmamla aynı anda selâm verirse, mekruh olmakla birlikte namazı sahih olur. İmamdan önce selâm verdiğinden şüphe ederse namazı bozulur.

c)  İmama uyan kişi, namazın iki fiilî rüknünde imamı geçmemelidir. İma­ma uyan kişinin namazının sahih olması için fiilî rükünleri imamın ardı sıra yapması şarttır. Bir hadis-i şeriflerinde sevgili Peygamberimiz (s.a.v) şöyle bu­yurmuştur: İmam, ancak kendisine uyulsun diye (imam) yapılmıştır.” (Buhârî, Salât, 18.)

 

Muktedî (imama uyarak namaz kılmakta olan kişi), fiilî veya sözlü rükün­leri imamla eş zamanlı olarak yaparsa, bunun bir zararı veya günahı olmaz. Ama cemaat sevabının elden kaçmasına yol açtığı için mekruh olur. Ancak if­titah tekbiri bundan ayrı tutulmuş olup imamın tekbiriyîe eş zamanlı olarak alınması durumunda, iftitah tekbiri alınmamış sayılır.Aynı şekilde herhangi bir mazereti olmaksızın muktedî, iki fiilî rüknü imamdan önce veya sonra yaparsa namazı bozulur. Meselâ imam henüz kı­yamda iken muktedî onu beklemeyip rükûa, ardından secdeye varırsa nama­zı bozulur. Veya imam rükûa, ardından secdeye varır da muktedî hâlâ kıyam­da durursa namazı bozulur. (Zühaylî, el-Fıkhü‘l-İslâmı, 2/1256; Şirbînî, Mugni’l-Muhtâc, 1/505.)

 

İmamın kıraati normal olup müdrik olarak imama tâbi olan kişinin kıraati ağır ise ve bu yüzden imamdan geride kalırsa, rükû ve iki secdede imamdan geri kalması affedilir ve namazı da sahih olur.

İmama uyan kişi Fatiha okumayı unutur da imamın rükûa gitmesinden önce, okumadığını hatırlarsa, Fâtiha’yı okumak için imamdan geri durması ve bu geri durmanın da üç rükün kadar olması, namaza zarar vermez. Okuma­dığını imamın rükûa varmasından sonra hatırlarsa, okumak için kıyam haline geri dönmez. İmamın selâm vermesinden sonra bir rek’at namaz kılarak on­da Fâtiha’yı okur.Muktedî, Fatiha okumak için, imamın Fâtiha’dan sonra susmasını bekler­ken imam Fâtiha’dan sonra susmaz ve muktedînin Fatiha okumasından önce rükûa varırsa, bu durumda muktedî mazur sayılır ve rükûda imama tâbi olma­sı gerekmez. Aksine, Fâtiha’yı okuması gerekir. Bu yüzden rükû ve iki secde­de, yani üç rükünde imamdan geri kalma hususunda affedilir ve bu geri kalı­şı namazın geçerliliğine zarar vermez.

 

15. Muktedînin, Muhalefeti Fahiş Hata Sayılan Sünnetlerde de İmama Uyması

İmamlığın geçerlilik şartlarından biri de muktedînin, muhalefet edilmes fahiş hata olarak değerlendirilen sünnetlerde de imama uymasıdır. Bu sün netler üç tanedir:

a)  Cuma gününün sabah namazındaki tilâvet secdesi. İmam bu secdey yaparsa, muktedînin de yapması; terkederse muktedînin de terketmesi gerekir

b) Sehiv secdesi. İmam bu secdeyi yaparsa, muktedî de yapar. İmam ter kederse, muktedî bu hususta ona uymaz ve imamın selâm vermesinden son ra tek başına bu secdeyi yapar. Böyle yapması sünnettir.

c)  Birinci teşehhüd. İmam birinci teşehhüdü terkederse muktedînin de terketmesi gerekir. İmam birinci teşehhüdde oturursa, muktedînin de onunla birlikte oturması sünnet olur. Kunut duasına gelince muktedînin Kunut okuma veya okumama hususunda imama uyması zorunlu değildir.

 

Cemaate gitme mecburiyetini ortadan kaldıran sebepler

Cemaate gitme mecburiyetini ortadan kaldıran sebepler şöyle sıralanabilir

1.  Şiddetli yağmur, soğuk hava, yürümeyi engelleyecek derecede eziye verici çamur.

2.  Cemaate gitmeye mani olacak derecede şişmanlık, yaşlılık ve hasta lık. Bakacak kimsesi olmayan bir hastaya bakmakta olan hasta bakıcı da bı hükme tâbidir.

3.  Cemaate gidilmesi halinde başa gelmesinden korkulan bedenî veya malî zulüm ve ziyan.

4.  Büyük-küçük abdest darlığı.

5.  İştah çekici bir yemeğin hazır olması.

6. Şiddetli derecede açlık ve susuzluk.

7.  Körlük. Elinden tutup götürecek bir kimsesi bulunmayan ve kendi ba­şına da gidemeyen körün cemaate gitme mecburiyeti yoktur.

8. Yolculuğa çıkılacağı esnada arkadaşlardan geri kalma korkusu.

9.  Cemaate rahatsızlık verici kötü kokular saçan yiyeceklerin yenmiş ol­ması.

10.  Kaybedilen bir şeyi bulma veya gasbedilen bir şeyi geri alma umudu­nun mevcut olması.

11. Gerdeğe giriş.

12.  Cenazeyle ilgilenme.

13.  Yollarda çatı ve saçaklardan su damlaması ve buz parçalarının düş­mesi ihtimali.

14. Sıcak rüzgârların esmesi.

15.  Depremin vuku bulması.

16. Cemaate gidecek olan kişiye yolda veya mescidde eziyet edecek bi­rinin mevcut olması. Fıkıh ilmiyle iştigal etmek de

 

Hanefî mezhebine göre, ce­maate gitme mecburiyetini ortadan kaldıran sebeplerdendir.

 

İmamlıkta tercih sebepleri

Yönettiği vilâyette bulunan devlet yetkilisinin imamlık için öne geçmesi menduptur. Ondan sonra mescidin görevli imamı, imamdan sonra mıntıkanın devamlı sakini -eğer bilgili ve imamlığa lâyık biri ise- öne geçirilir. Bunların bu­lunmaması durumunda imamlık için sırasıyla şu vasıftaki kimseler tercih edil­melidir:

a)  Fıkhı en iyi bilen.

b)  Kur’ân-ı Kerîmi en iyi okuyan.

c) Takvası en fazla olan.

d)  İslâm’a önce girmiş olan.

e)  Nesebi üstün olan.

f)  Hal ve gidiş tarzı daha iyi olan.

g)  Elbisesi daha temiz olan.

h) Bedeni daha temiz olan.

i) Sanatı daha iyi ve temiz olan.

j) Sesi güzel olan. k) Sureti daha güzel olan.

ı) Evli olan bekâra tercih edilir.Yukarıda sayılan bu niteliklerde eşit olurlarsa, aralarında kura çekilir. Fı­kıh ve Kur’ân-ı Kerîm’i ileri derecede bilen fâsıka, kendisinden daha alt sevi­yede fıkıh ve Kur’an bilgisine sahip olan âdil kişi tercih edilir. Kendisiyle aynı pozisyonda bulunan çocuğa, ergen kişi tercih edilir. Kör olan kişi, bu hususta gözü gören kişi gibidir. (Şirbînî, Mugni’l-Muhtâc, 1/476-479; Nevevî, el-Mecmû; 4/175-181.)

 

İmamlıkta mekruh olan işler

Fâsık kişinin imamlık etmesi mekruhtur. Ama kendisi gibilere imamlık et­mesi mekruh değildir.Kendisini küfre götürmeyecek derecede bid’atçı olan birinin imamlık et­mesi mekruhtur.İmamın namazı uzatması tenzîhen mekruhtur. Zira sevgili Peygamberi­miz (s.a.v) bir hadis-i şeriflerinde imamları, namazı uzatmamaları hususunda şöyle uyarmıştır: İnsanlara imamlık eden kişi namazı hafif tutsun” (Müslim, Salât, 183,186; Tirmizî, Salât, 61.)

 

Cemaatin istemediği birinin kendilerine imamlık etmesi mekruhtur. Bu­nunla ilgili olarak bir hadis-i şeriflerinde sevgili Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Kendisinden hoşlanmadıkları halde bir kişinin bir topluluğun önüne geçip onlara imamlık etmesi durumunda Allah o kişinin namazını kabul etmez.” (Ebû Davud, Salât, 63.)

 

Bazı harfleri net olarak telaffuz edemeyen kişinin; (tâ) harfini tekrarlaya­nın (temtam), (fâ) harfini tekrarlayanın (fe’fa) imamlık etmesi mekruhtur.İmamın bulunduğu yerin, cemaatinkinden bir zira (yaklaşık 33 cm.) veya daha fazla yüksekte ya da aşağıda olması mekruhtur. Nitekim sevgili Pey­gamberimiz (s.a.v) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur: “Adam bir toplu­luğa imamlık ettiğinde onların bulunduğu yerden daha yüksek bir yerde dur­masın.” (Ebû Davud, Salât, 67.)

 

Ama cemaatten en az bir kişi imamla aynı seviyede bir yerde durursa bu mekruhluk ortadan kalkar.

Necasetten sakınmayan kişinin, hak etmediği halde zorla öne geçen ki­şinin, ergen olsa bile sünnet olmamış kişinin, nesebi gayri sahih olan kişinin başkalarına imamlık etmesi mekruhtur. Bunlar ancak kendileri gibi olanlara imamlık edebilirler. (Zühaylî, el-Fıkhü‘l-İslâmî, 2/1214.)

 

İmama uyan kişinin duracağı yer

İmama uyan bir erkek veya mümeyyiz bir çocuk ise, imamın sağında ve biraz gerisinde durması menduptur. İmamla aynı hizada veya arkasında ya da solunda durması mekruhtur.

 

Hanefî mezhebine göre imama uyan kişi erkek ise imamla aynı hizada durması mekruh olmaz.

İmama uyanlar iki erkek ise, imamın arkasında durmaları menduptur. İmama uyanlardan biri erkek, diğeri mümeyyiz bir çocuk ise, bunların da aynı şekilde imamın arkasında durmaları menduptur.

İmama uyanlardan biri erkek, diğeri bir kadın ise, erkeğin imamın sağ ta­rafında ve azıcık gerisinde, kadının da erkeğin arkasında durması gerekir. Bu durumda erkeğin yerinde mümeyyiz bir çocuk bulunursa, duruş yerleri yine aynı olmalıdır.İmama uyan cemaat erkek, çocuk, erselik (erdişi, hünsa) ve kadınlardan oluşmaktaysa, önde erkekler, sonra çocuklar, sonra erselikler, en sonda da kadınlar saf tutarlar.İmam cemaatin orta ilerisinde durmalıdır. Sağ veya sol ilerisinde durdu­ğu takdirde sünnete aykırı davranmış olur ki böyle yapmak mekruhtur. Cema­at içindeki en faziletli kimseler birinci safta durmalıdırlar ki, imamın abdestinin bozulması durumunda imamlık yapabilsinler.Birinci saf ikinciden, ikinci saf da üçüncüden daha faziletlidir. Bu fazilet derecesi en arkadaki safa kadar bu şekilde devam eder. Önünde bulunan saf­taki boşluğu dolduran kişinin de safı doldurmaya ehil biri olması gerekir. Me­selâ kadının, kendi durduğu meşru yerinden ayrılarak durması uygun olma­yan bir saftaki boşluğu doldurması caiz olmaz. Erkek çocuklar da erkek sayıldıklarından, ön saftaki boşluğu dolduracak bir erkeğin bulunmaması halinde bunlar o boşluğu doldurabilirler.

 

Hanefî mezhebine göre cemaatte sadece bir çocuk varsa bu çocuk, er­keklerin safına girebilir. Ama birden fazla olurlarsa, erkeklerin arkasında ken­di başlarına saf tutarlar. Erkeklerin safı çocuklarla ikmal edilemez.

 

Cemaat namaza kalktığında safları düzgün tutmalı, boşlukları doldurma-lı, saf içerisinde omuzlarını aynı hizaya getirmelidirler.Bir kişi camiye geldiğinde imamın rükûda olduğunu ve ön safta da bir boşluk bulunduğunu görürse, o rek’ata ulaşamama pahasına da olsa nama­za girmeyi ertelemeli ve o saftaki boşluğu doldurduktan sonra namaza girme­lidir. Ama namaza girdikten sonra saflardan birinde boşluk bulunduğunu gö­rürse, safları yararak da olsa gidip o boşluğu doldurmalıdır. Yalnız bunu ya­parken peş peşe üç adım atmamalı ve bu yürüyüşte kıyam halinde olmalıdır. Aksi takdirde namaz bozulur.

 

Hanefî mezhebine göre bir kişi camiye geldiğinde imamın rükûda olduğu­nu ve sonuncu safta boşluk bulunduğunu görürse, iftitah tekbirini mutlaka saf içinde almalıdır. Sonuncu safta değil de diğer saflarda boşluk görürse yine ay­nı hüküm söz konusudur. Eğer safta boşluk yoksa, o zaman safların dışında iftitah tekbirini alır. Önündeki safta bulunan bir kişiyi de yanına çekip onunla birlikte saf tutabilir. Ancak bunu yaparken o kişinin namazını bozacak aşırı ha­reketten yani amel-i kesîrden sakınmalıdır. Safların gerisinde tek başına na­maz kılması mekruhtur.

 

İmama tâbi olarak namaza giren kişinin daha sonra mihrabın hemen ar­kasındaki safta boşluk bulunduğunu görmesi halinde, bu boşluğu doldurmak için bir saf miktarınca yürümesi mendup olur.

İmama uyan kişi ikinci safta bulunur da birinci safta boşluk görürse, ora­ya intikal etmesi caiz olur. Ama üçüncü safta bulunur da birinci safta boşluk görürse, oraya intikal etmesi halinde namazı bozulur. Çünkü bu kadar yürü­mesi, fazla hareket (amel-i kesîr) sayılır.Kişi namaza başlamadan önce, mevcut olan saf boşluklarını doldurmak için yürüyebilir. Ama namaza başladıktan sonra, saflarda meydana gelen boşluğu doldurmak için safları yarıp da yürüyemez.Bir kişi namaza geldiğinde saflarda boşluk görmezse, iftitah tekbirini saf dışında alır. Bundan sonra önündeki safta bulunan ve kendisine muvafakat edeceğini umduğu erkeklerden birini kıyam halindeyken geri çekmelidir. Geri çektiği kişinin bulunduğu safta iki kişiden daha fazla şahsın bulunması gere­kir. Aksi takdirde geri çekmesi sünnete aykırı olur.

 

Kılınan namazın cemaatle yeniden kılınması

Bir vakit namazı cemaatle ya da münferid olarak kılınmış ise o namazın vakit içinde yeniden kılınması sünnettir. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v) bir gün ikinde namazını kıldırdıktan sonra bir adamın ikindi namazını kılmak üzere Mescid-i Nebevî’ye geldiğini görünce,“Buna sadaka verip de (iyilikte bulunup da) kendisiyle beraber namaz kı­lacak bir adam yok mu?” diye sormuş, bunun üzerine cemaatten biri kalkıp o adamla birlikte ikindi namazını yeniden kılmıştır.(Ebû Davud, Salât, 56; Zühaylî, el-Fıkhü‘l-İslâmî, 2/1184.)

 

Yalnız, daha önce cemaatle veya münferiden kılınmış olan bir vaktin na­mazını yeniden kılmanın bazı şartları vardır. Bu şartları şöyle sıralayabiliriz:

1. Yeniden kılınırken cemaatle kılınmalıdır.

2.  Farz namazı yeniden kılmaya niyet edilmelidir.

3.  İkinci namazın en azından bir rek’atı vakit içinde kılınmalıdır.

4.  İmam bu namazı, yeniden kılınmasının caiz veya mendup olduğunu benimseyenlerle birlikte kılmalıdır.

5.  Birincisi farz veya cemaatle kılınması sünnet olan nafile bir namaz ol­malıdır.

6. Bu yeniden kılış aynı günün aynı vaktin namazı için bir defaya mahsus olmalıdır.

7.  Bu namaz, cenaze namazından başka bir namaz olmalıdır.

8.  Namazı yeniden kılan kişi, safa girmesi mümkün olduğu halde iftitah tekbirini saf dışında durarak tek başına almamalıdır. Aksi halde yeniden kıldı­ğı namaz sahih olmaz. İftitah tekbirini aldıktan sonra cemaatten ayrılırsa da yeniden kıldığı namaz sahih olur.

9. Muktedir olan kişi, yeniden kılınan namazı ayakta kılmalıdır.

10.  Namazı yeniden kılan kişi, cemaatle kılma yükümlüsü olmalıdır.

11.  Giyecek elbisesi bulunmayan çıplak kişi, yeniden kılmak istediği na­mazı ancak karanlıkta kılabilir.

12.  İkinci namaz sahih olmalıdır.

 

Aynı mescidde cemaatin tekrarı

Bir mescidde namaz cemaatle kılındıktan sonra, izni alınmaksızın görev­li imamdan önce veya sonra ya da onunla aynı anda aynı mescidde yeni bir cemaat oluşturularak aynı namazın kılınması mekruhtur. Ancak mescid bir yol üzerinde veya görevli imamı yoksa, ya da görevli imamı olduğu halde her iki cemaati içine alacak kapasitede değilse yahut vaktin çıkmasından korkulursa, cemaatin yeniden teşkil edilmesi mekruh olmaz.

 

Cemaate ulaşma hali ve cemaatin evde oluşu

İmama uyan kişi, selâmdan önce son ka’denin bir kısmında da olsa na­mazda imamla beraber bulunursa, yani iftitah tekbirini imamın selâm verme­sinden önce alırsa, imamla birlikte son ka’dede oturmamış olsa bile cemaate ulaşmış sayılır. Yalnız cuma namazı bu hükmün dışındadır. Şöyle ki, cuma namazının bir tam rek’atı imamla birlikte kılınmadığı takdirde cemaate, dola­yısıyla cuma namazına kavuşulmuş olmaz.

 

Hanefî mezhebine göre bu bakımdan cuma namazı da diğer vakit na­mazları gibidir.

 

Cemaatle namaz kılmanın fazileti bakımından cemaatin mes­cidde veya evde olması arasında bir fark yoktur. Ama mescidde olması daha faziletlidir.

 

İmama uyan kişinin durumları

İmama uyan kişi ya muvafık, ya da mesbûk durumunda olur. Muvafık, na­mazın son rek’atmda olsa bile iftitah tekbirini aldıktan sonra ve imamın rükûa varmasından önce Fatiha okuyacak kadar bir süre imamla birlikte namaz kıl­mış olan kimsedir.Mesbûk ise, bir rek’ata kavuşsa bile, normal okuyuşlu birinin Fâtiha’yı okuyacağı bir süre kadar imamla birlikte namaz kılamayan kişidir. Mesbûk ile muvafıkı ilgilendiren bazı hükümler vardır. Bu bağlamda mesbûk üç halde bu­lunur:

1.  Mesbûk, rükû halindeyken imama kavuşur.

2.  İmam kıyamda bulunur da mesbûk, iftitah tekbirini alır almaz imam he­men rükûa varırsa onunla birlikte rükûa varır.

3.  İmam kıyamda iken mesbûk iftitah tekbirini alır ve imam da onun Fâti-ha’dan bir miktar okuyabileceği kadar bir süreyle rükûa yaklaşmış olur.Bu üç halin birinci ve ikincisinde, mesbûkun imamla birlikte rükûa varma­sı gerekir ve bu takdirde Fatiha okuma yükümlülüğü ortadan kalkar. Rükûda kesin olarak imamla birlikte mutmain olarak durmuş ise, o rek’atı da geçerli olur. Aksi takdirde geçerli olmaz ve imamın selâm vermesinden sonra bunun yerine bir rek’at daha kılar.Üçüncü halde ise, imamın rükûa varmasından önce mümkün olduğu ka­darıyla Fâtiha’nın bir kısmını okur; okuyamadığından muaf olur. Fatiha’dan önce iftitah duasıyla eûzüyü okumaması mendup olur.Şayet bunların bir kısmını okursa, imamla birlikte rükûa gitmeksizin öyle­ce ayakta durup Fatiha’dan, bu duayı okuduğu kadar okuması gerekir. Bun­dan sonra rükûa vardığında imamla beraber rükûun da itminanını tahakkuk ettirirse rek’atı geçerli olur. Aksi takdirde geçerli olmaz. Rükûda mutmain ola­rak durmuş ise rek’atı geçerli ve namazı da sahih olur. Ancak kendisi farz olan Fâtiha’yı okumaya devam etmekteyken imam rükûdan kalkıp secdeye doğru giderse kendisinin o esnada imamdan ayrılmaya niyet etmesi gerekir. Bundan önce niyet etmesi gerekli olmadığı gibi, bu esnada niyet etmesi halinde de na­mazı bâtıl olur. Zira özürsüz olarak iki fiilî rükünde imamdan geri kalmıştır.Muvafık olan kişiye gelince onunla ilgili hükümler, İmama uyan kişinin namaz fiillerinde imama tâbi olmasıbahsinde anlatılmıştır.Sonra mesbûkla muvafıkın ikisi de anlatılan mânada mesbûk olurlar. Şöyle ki: Mesbûk, namazın bir kısmını kaçırıp da imamla birlikte kılamazsa, imamla birlikte kıldığı son kısım, namazın evveli sayılır.Meselâ sabah namazının ikinci rek’atında cemaate kavuşup namaza du­ran kişi, imamın selâm vermesinden sonra eksiğini telâfi ederken, imamla bir­likte kılmış olduğu ikinci rek’at, kendisine göre birinci rek’at sayıldığından, ka­vuştuğu rek’atta imamla birlikte Kunut duasını okumuş olsa bile, yalnız başı­na kıldığı rek’atta da Kunut duasını okuması sünnet olur.İmamın, Fâtiha’sını üstlenmediği mesbûkun, namazında Fatiha’dan son­ra zamm-ı sûre okuması da sünnet gereğidir. Meselâ öğle namazının üçüncü rek’atında imama kavuşan kişi, imamın selâm vermesinden sonra kılamamış olduğu kısmı tamamlarken Fatiha’dan sonra zamm-ı sûre okuması sünnettir.Kişi cemaate geldiğinde imamın secde halinde olduğunu görürse iftitah tekbirini alarak namaza dahil olur ve yeni bir tekbir almaksızın hemen secde­ye varır.Namazın sonunda imama kavuşan kişi iftitah tekbiri alıp oturur ve böyle­ce cemaat sevabını kazanır. Bu, onun namazının baş kısmı olur. Diğer mez­heplere göre muktedînin kavuştuğu kısım, namazın sonu; imamın selâm ver­mesinden sonra tamamladığı kısım ise namazın başıdır. İmamın selâm ver­mesinden sonra kalkıp eksiğini tamamlar. Nitekim bir hadis-i şeriflerinde sev­gili Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Kavuştuğunuz kısmı kılın, ka­çırdığınız kısmı ise tamamlayın.” (Mâlik, el-Muvatta; Salât, 30.)

 İSTİHLAF

İstihfaf, namazı kıldırmakta olan imamın veya cemaatten birinin, namazın geri kalan kısmını cemaate tamamlatması için liyakatli bir kişiyi imamın yeri­ne geçirmesidir. Bunu şöyle bir örnekle açıklayabiliriz:

İmamın, namazın bir kısmını kıldırdıktan sonra aniden hastalanması ve­ya abdestinin bozulması gibi bir sebeple ya da hiç sebep yok iken arkasında duran cemaatten veya orada duranlardan birini seçip imam olarak kendi yeri­ne geçirmesi ve onun da namazın kalan kısmını cemaate kıldırması istihlâftır. İstihlâfın sebebi, hades halinin vuku bulmasıyla imamın imamlıktan çıkması­dır. Ancak herhangi bir sebep olmaksızın da imam, yerine bir kişiyi geçirebilir.

 

Hanefî mezhebine göre istihlâfın sebebi, imamın abdestinin bozulması­dır. İmam sebepsiz yere yerine birini geçiremez.

 

İmam bir kişiyi, cemaat de başka bir kişiyi imamlık için öne geçirirse, her ikisinin de arkasında kılınan namaz sahih olur. Ama cemaatin öne geçirdiği ki­şinin arkasında namaz kılmak daha uygun olur. İmam, o mescidin resmî gö­revlisi ise onun tayin ettiği kişinin arkasında kılmak elbette ki daha uygun olur.Gerektiğinde istihlâf yapmak menduptur. Cuma namazının birinci rek’atında imamda bir mazeret meydana gelirse, namazı tamamlaması için bi­rini istihlâf etmesi mendup olur. Bu durumda cemaat, imamdan ayrılmaya ni­yet eder ve namazın ikinci rek’atını kendi başlarına münferit olarak da kılabi­lirler.

 

Cuma namazında istihlâfın sahih olması için iki şartın bulunması gerekir:

1. İstihlâf edilen kişi, imama uyan cemaatten biri olmalıdır. Diğer namaz­larda bu şart aranmaz.

2. İstihlâf çabucak yapılmalıdır. İstihlâftan önce, namazın meselâ rükû gi­bi bir rüknünü ifa edecek kadar zaman geçerse, artık ondan sonra istihlâf yap­mak sahih olmaz.Şunu da belirtelim ki, cuma namazında istihlâf edilen kişi birinci imamla beraber ilk rek’ata kavuşmuşsa, namazın geri kalan kısmını kıldırınca hem kendisinin hem de cemaatin cuma namazları sahih olur. Ama bu kişi cuma namazının ikinci rek’atında imama tâbi olarak namaza girmişse, namazın ka­lan kısmını kıldırırken kendisine tâbi olanların namazları tamamlanır, kendisi-ninki ise eksik kalır. Cuma namazı dışındaki diğer namazlarda istihlâfın sahih olabilmesi için herhangi bir şart aranmaz.

 

Hanefî mezhebine göre istihlâfın sahih olabilmesi için üç şartın bulunma­sı gerekir:

a)  İlk imam, bir kişiyi istihlâf etmeden mescidden çıkmamalıdır.

b)  İstihlâf edilen kişi imamlığa ehil olmalıdır. Aksi takdirde cemaatin na­mazı bâtıl olur.

c)  Namazın kalan kısmının tamamlanabilmesi için gerekli şartların tahak­kuk etmesi ki, bu şartlar şunlardır:

1.  İlk imamın abdesti elde olmayarak bozulmuş olmalıdır.

2.  Guslü gerektiren bir durum meydana gelmemelidir.

3. İlk imam abdestsiz olarak veya yürüyerek bir rüknü eda etmiş olmama­lıdır.

4.  Namaza girişten önce imamın abdestsiz olduğu bilinmemelidir.

5.  Hades hali imamın kendi vücudundan kaynaklanmış olmalıdır. Mese­lâ ilk imama, namaz kılmaya engel haricî bir necaset bulaşırsa, bu takdirde cemaat, namazın kalan kısmını ikmal edemez.

6.  Meydana gelen abdestsizlik hali; kahkahayla gülme, delirme, bayılma gibi nadir görülen hallerden biri olmamalıdır.

7.  İlk imam, iradesi dışında abdesti bozulunca kendisi de kasıtlı olarak abdestini bozucu bir şey yapmış olmamalıdır.

8.

Yakında su varken uzağa gitmek gibi gereksiz bir harekette bulunmuş olmamalıdır

Sponsor Bağlantılar

Bir önceki yazımız olan Şafi mezhebine göre cemaat ile ilgili hükümler nelerdir? Başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Cevapla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Scroll To Top