Buradasınız: Anasayfa / Sorular ve Cevaplar / Müslümanın Müslüman Üzerindeki Hakları Nelerdir

Müslümanın Müslüman Üzerindeki Hakları Nelerdir

Sponsor Bağlantılar

Müslümanın Müslüman üzerindeki hakları nelerdir?

Müslümanın Müslüman üzerindeki hakkı Altıdır: 

Hz. Ali (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Müslümanın Müslüman üzerindeki altı hakkı vardır. 
1.) Karşılaştığında selam verir, 
2.) Davetine icabet eder, 
3.) Aksırdığı zaman “elhamdülillah” derse” Yerhamükallah” der, 
4.) Hastalandığında ziyaretini yapar, 
5.) Öldüğünde cenazesinin ardından yürür, 
6.) Kendisi için sevdiğini o kardeşi için de sever.” 
(Dârimî, İstizan: 5; İbn Mâce, Cenaiz: 43)

Bir Başka Hadis-i Şerifte:

1.) Selâmı almak,
2.) Hastayı ziyaret etmek,
3.) Cenazeye iştirak etmek,
4.) Dâvete icabet etmek,
5.) Aksırana “yerhamukellah” demek.
(Buhârî, Cenâiz 2; Müslim, Selâm 4; İbn Mâce, Cenâiz 1)

Müslümanın Müslüman Kardeşi Üzerindeki Hakları Beştir.  Şimdi Bunları Kısaca Açıklayalım:

Selamını Almak : Selamlaşmak muhabbeti, muhabbette kaynaşmayı, sevgiyi getirir. Kısacası selam aradaki buzları eritir. Bunlar ayrılmaz bir bütündür. Allah  ve resulü bizleri selamlaşma hakkında çokça uyarmışlardır.

Selâm, müslümanlar için âdeta bir paroladır. Karşılaştıkları zaman aralarındaki ilk söz selâmdır. “Önce selâm, sonra kelâm.” atasözümüz bu prensibi ifade eder. Selâm vermek sünnet, almak ise farzdır. Kendisine selâm verilen tek kişi ise, selâmı alması farz-ı ayndır. Topluluğa selâm verildiğinde, içlerinden birinin veya bir kısmının selâmı alması ise farz-ı kifâyedir. Böylece diğerlerinin üzerinden farz sâkıt olur.

Allah Teâlâ“Size bir selâm verildiği zaman, ondan daha iyisiyle selâm verin veya ayniyle mukabele edin.” (Nisâ sûresi, 4/86) buyurur.

Selâm, müminlerin birbirine duası ve iyilik temennisidir. “Allah’ın koruması altında olasınız.” veya “Selâmet, esenlik sizin üzerinize olsun ve sizden ayrılmasın.” anlamlarına gelir.

Hastalandığı Zaman Ziyaretine Gitmek : Hasta kardeşini ziyaret etmek ona moral verip teselli etmiş oluruz. Hasta halindeki insanlar hep yanlarında tanıdıklarını, arkadaşlarını görmek isterler. Hasta bu şekilde hastalığını bir nebze de olsa unutur.

Dinimiz sağlığa büyük önem verir. Fakat her şeye rağmen insan her zaman aynı sıhhat üzere olmaz, hastalanabilir. Peygamberler bile çeşitli hastalıklara düçâr olmuşlardır. Bu sebeple Müslümanlar, hastalığı Allah’ın bir imtihanı olarak kabul ederler. Hastalıklar çeşit çeşittir ve her hastalığın şiddeti farklı derecededir.

Sağlığında kendisiyle beraber olanların, hastalığında da kendisinin yanında olduğunu görmek insanı sevindirir, moralini yükseltir, terk edilmediğini ve tehlikeli bir hali olmadığını anlar, sıhhatine tekrar kavuşacağını düşünür. Ayrıca din kardeşlerinin duasını alır ve kendisi de onlara dua eder. Hasta ziyaretinde bulunanlar, güzel temennilerde bulunur, sabır tavsiye eder ve hastanın moralini yükseltici sözler söylerler. Hastanın yanında uygunsuz sözler söylemek ve çok uzun süre kalmak doğru değildir.

Öldüğü Zaman Cenazesine Gitmek : Kardeşinin cenazesine  gitmek ona karşı son vazifesini yerine getirmiş olur. Geride kalan akrabalarına da bir teselli vesilesi olur. Ölmüş olan kardeşine hayır yakınlarına da sabır duasında bulunur. Bu, ölene karşı son vazife olduğu gibi, arkada kalan yakınlarına karşı da bir haktır.

Mü’minlerin sağlıklarında birbirlerine karşı görevlerinin sonuncusu da ölüm anında cenazeye iştirak etmek, namazını kılmak ve onu kabrine defnetmektir.  Müslümanlar, sevinçli anlarında olduğu gibi kederli zamanlarında da birbirlerinin yanında olmalıdırlar. İşte cenaze, bu kederli anların en acıklı ve en ibretlisidir. Ölüm hepimiz için en büyük nasihat ve derstir. Bu sebeplerden dolayı, cenazeye iştirak etmek vazifelerimiz arasındadır. Cenazenin arkasından gitmek vazifesi, onun namazını kılmakla sona ererse de kabre defnedinceye kadar bulunmak daha faziletlidir.

Davet Ettiği Zaman Davetine İştirak Etmek : Peygamber Efendimiz (sav), sahâbe-i kirâmın bütün dâvetlerine icabet etmiştir. Dâvet edenin toplum içindeki sosyal mevkiine, zenginlik ve fakirliğine göre bir ayırım yapmamıştır.

Dâvete icabet etmek, dâvet edilen yere gitmek, Müslümanlar için önemli vazifelerden biridir. Düğün davetlerine mutlaka katılmak gerektiği ve bunun vâcip olduğu hususunda İslâm alimleri görüş birliği içindedir. Bunun dışındaki dâvetlere katılmak sünnet ya da müstehabdır. Şu kadar var ki, haram ve günahların işlendiği dâvetlere icabet edilmesi dinimizde câiz görülmemiştir.

Aksırdığı Zaman Ona Hayır Duada Bulunmak: Peygamberimiz (sav): “Aksırmak Allah’tan, esnemek şeytandandır.”(Tirmizî, Edeb 7) buyurur. Aksırmanın, sağlık açısından bedeni dinçleştirme ve zihnî uyanıklığı temin yönünden çeşitli faydaları vardır. Buna karşılık esnemenin uyuşukluk ve miskinlik belirtisi olduğu kabul edilir.

Bu durumda aksırmak bir nimettir. Her nimet gibi, bu da Allah’tandır. Allah’ın bütün nimetlerine hamdetmek, müslümanın kulluk vazifelerinden biridir. Bu sebeple, aksıran kimse “elhamdülillah” der. Aksıranın hamdettiğini duyan Müslüman, “yerhamükellah” diye karşılık verir. Bunun anlamı “Allah sana rahmetiyle muâmele etsin” demektir. Aksıran da kendisine dua eden Müslüman kardeşine“yehdînâ ve yehdîkümullah = Allah bize de size de hidayetini nasib etsin” diye karşılık verir. Bütün bunlar, müslümanların en küçük ayrıntılarda bile birbirlerine karşı bir takım hak ve vecibelerinin olduğunu göstermektedir.

Peygamberimiz (s.a.s) bir hadisinde şöyle buyurmaktadır:
“Hiçbiriniz kendi nefsiniz için arzu ettiğinizi kardeşiniz için etmedikçe iman etmiş olmaz” (Buhârî, imân, 7).
Hz. Ali (r.a) şöyle demektedir: “Senin hakiki kardeşin seninle beraber olan, sana menfaat versin diye, kendi nefsine zarar vermeye razı olan, zamanın felaketleri kapını çaldığı vakit, senin dağınık durumunu derlemek için o, derli toplu öz durumunu dağıtandır.

Kendin İçin Sevdiğini Mü’min Kardeşin içinde Seveceksin : Mü’minler kardeşlikte ve dostlukta tıpkı aksamı birbirine geçmiş mükemmel ve sapasağlam bir bina gibidirler veya bütün unsurları ve zerreleriyle birbirine bağlı bir vücud gibidirler. Bir vücudun herhangi bir azası rahatsız olduğunda nasıl ki bütün bir vücut aynı rahatsızlığı, aynı acıyı duyarsa, bir tek mü’minin -dünyanın ta öbür ucunda bile olsa- çektiği acıyı, duyduğu ızdırabı diğer mü’min kardeşleri derinden hisseder.

Mü’minlerin bu denli birbirlerine bağlı olduklarını Peygamber (s.a.s) şöyle ifade etmektedir. “Mü’minin mü’mine bağlılığı, parçaları birbirini bütünleyen bir bina gibidir.” Hadisi rivâyet eden Ebû Musa El-Eş’arî’nin bunu tarif için parmaklarını birbirine geçirdiği zikredilmektedir: “Mü’minleri kendi aralarındaki merhametleşmelerinde, sevişmelerinde, yardımlaşmalarında bir vücut gibi görürsün. Ki vücudun bir organı ağrırsa, vücudunun kalan kısmı uykusuzluk ve humma ile o organ için birbirini çağırır.” (bk. Buhârî, salat, 88, Mezalim, 5; Müslim, birr, 65; Tirmizî, birr, 18; Nesâî, zekat, 67)

Sponsor Bağlantılar

Bir önceki yazımız olan Endonezyada Kaç Milyon Müslüman Var Başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.


Etiketler: müslümanın müslüman üzerindeki hakları, müslümanın müslüman üzerindeki 7 hakkı, müslümanın müslüman üzerindeki hakkı, müslümanın müslüman üzerindeki 5 hakkı, müslümanın müslüman üzerindeki hakları nelerdir, müslüman ve müslüman üzerindeki haklar, müslümanın müslüman üzerindeki haklar, müslümanın müslüman üzerindeki 7 hakkı arapça metni, müslümanın müslüman üzerindeki 5 hakkı hadisi açıkla

Cevapla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Scroll To Top