Buradasınız: Anasayfa / Sorular ve Cevaplar / Mü’minin Durumu Gıpta ve Hayranlığa Değer Hadisinin Açıklaması

Mü’minin Durumu Gıpta ve Hayranlığa Değer Hadisinin Açıklaması

Sponsor Bağlantılar

Müminin durumu gıpta ve hayranlığa değer
Mü’minin durumu gıpta ve hayranlığa değer Hadisinin verdiği mesaj nedir?

Ebû Yahyâ Suheyb İbni Sinân radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Müminin durumu gıbta ve hayranlığa değer. Çünkü her hâli kendisi için bir hayır sebebidir. Böylesi bir özellik sadece müminde vardır. Sevinecek olsa, şükreder; bu onun için hayır olur. Başına bir bela gelecek olsa sabreder; bu da onun için hayır olur.” Müslim, Zühd 64

Suheyb-i Rûmî
Hadisimizin ravisi Suheyb İbni Sinân, Suheyb-i Rûmî diye meşhur bir sahabidir. Çocuk yaşta önce Rumlara sonra da Araplara esir düştü. Mekke’de İbni Ced’ân’ın müttefiği olarak bulunurken Ammâr İbni Yâsir radıyallahu anh’den İslamiyet’i öğrenip hemen Müslüman oldu. İnancı uğruna işkenceye uğrayan ilk Müslümanlardandı. Nesi var nesi yoksa, hepsini müşriklere vererek Medine’ye binbir zahmetle hicret etti. Medine’de hastalandı. Hz. Peygamber Medine’yi teşrif edince Suheyb, durumunu ona arz etti. Hz. Peygamber onu, “İnsanlar arasında öyleleri var ki, Allah rızası uğrunda kendilerini satarlar.” ayetini okuduktan sonra “Ebû Yahya! Sen bu alışverişte zarar etmiş değilsin!” buyurarak müjdeledi (Hâkim, el-Müstedrek, III, 398). Ok atmada büyük bir maharet sahibi olan Hz. Suheyb, Hz. Peygamber’in maiyetinde bütün savaşlara katıldı. Hz. Ömer’in suikasta uğradığı günlerde halifenin isteği üzerine yeni halife seçilinceye kadar üç gün süre ile Hz. Ömer’e vekâleten halifelik yaptı.

Orta boylu, kırmızı tenli, çok cömert bir insan olan Suheyb’in dilinde hafif bir kekemelik vardı.

Birgün Hz. Ömer kendisine:

– “Oğlun olmadığı hâlde Ebû Yahya künyesiyle anılıyor, Araplardan olduğunu söylüyor ve pek çok yemek ikramında bulunuyorsun. İsrafçı sayılmaz mısın?” diye takıldı.

O şu cevabı verdi:

– “Bana Ebû Yahya künyesini veren Resul-i Ekrem’dir. Ben Musul ahalisinden Nemir İbni Kâsıt hanedanındanım. Ancak küçük yaşta esir düşüp ailemi ve kavmimi kaybettim. Resul-i Ekrem “En iyileriniz, yemek yediren ve selam verendir.” buyurduğu için fazlaca yemek ikramında bulunuyorum.” (bk. Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 16).

Bütün ömrünü İslamiyet uğrunda büyük fedakârlıklarla geçirmiş olan Suheyb-i Rûmî, hicretin 38. yılında 73 yaşında iken vefat etmiş ve Medine’deki Bakî kabristanına defnolunmuştur.

Allah ondan razı olsun.

[B] Açıklamalar

İmanı uğrunda Mekke müşriklerinin dayanılmaz işkencelerine uğramış olan bu çilekeş ve büyük sahabinin rivayet ettiği Hadis-i şerifte sevgili Peygamber Efendimiz müminin imrenilecek durumuna, onun her hâlükârda hayır üzere ve mutlu olduğuna dikkat çekmekte, dolayısıyla Müslümanları sabır ve şükre davet etmektedir. Bilinen bir gerçektir ki, hayır içinde olmak, kâr etmek, mutlu yaşamak, yarınlara umutla bakmak her insanın temel arzusudur. Şerre, kötülüğe, mutsuzluğa, zarara razı olacak akıllı bir kişi düşünmek mümkün değildir. Zira böyle bir şey fıtrata aykırıdır.

Bunun yanında dünyanın meşakkatler, sıkıntılar, külfetler ve tezatlar yurdu olduğu da bir başka gerçektir. Bu sebeple tezatlar içinde doğruyu bulmak, sıkıntılar içinde mutlu olabilmek, külfetler içinde boğulmadan, kötülüğe kapılmadan hayır üzere hayatı sürdürebilmek büyük bahtiyarlıktır. İşte insanı bu bahtiyarlığa ve başarıya ulaştıran özellik tek kelime ile iman’dır. Çünkü iman duygu ve davranışlarda orta hallilik (itidal) ve hayırda devamlılık (istikrar) kaynağıdır. İnsanlar hatayı itidallerini kaybettikleri anda işlerler. İman, ilahî irade ile irtibat kurmak demektir. Bu irtibat kesintiye uğrarsa, insan tehlike, zarar ve şerle karşı karşıya kalır.

Hayat sevinç-üzüntü şeridi hâlinde devam edip gider. Sevinç vesileleriyle karşılaşınca şımarmak, üzüntü sebepleriyle yüz yüze gelince ölçüsüz şekilde üzülmek; müminin iradesini aşırılıktan uzak, orta halli yaşayışını etkileyip onu büyük yanlışlara sürükleyebilir. İşte bu tehlikeli ortamdan mümin, nimete kavuşunca şükretmek, sıkıntıya düşünce sabır göstermekle kurtulur.

Hadisimiz, olgun Müslüman’ın öteki insanlardan farklı olan bu özelliğine işaret etmekte, inananlara hayat mücadelesinde güçlü ve mutlu olmanın en doğru yolunu göstermektedir.

İnsanların olaylar karşısında gösterdikleri tepkiler değişiktir. Çok büyük sevinç anlarını geçiştiriveren kişilerin yanında, her türlü kaydı unutmuş görünerek olmadık aşırılıklara düşenler de görülmektedir. Büyük sıkıntıları büyük bir metanetle karşılayanlar olduğu gibi, çok küçük sıkıntıları bile dayanılması imkânsız felaketmiş gibi büyütüp feryad-ü figan edenler, hatta işi daha da ileri götürüp – Allah saklasın – kendi canına kıyanlar, intihara kalkışanlar da bulunmaktadır.

Unutulmamalıdır ki şükür; şımarıklığa, aşırılığa, dolayısıyla nimetin zevaline engel olma iradesidir. Sabır; belayı daha başka belalara sebep kılmama, günahı günahlara gerekçe yapmama disiplinidir. Hadisimiz, bu irade ve disiplinin sadece olgun mümine has olduğunu haber vermekte, imanın tepkilerimize olan etkisini gözler önüne sermektedir.

Hadisimizden anladığımıza göre, mümin olmak demek bela ve sıkıntıya uğramamak demek değildir [bk. Ankebût sûresi (28), 2]. Öteki insanlar gibi mümin de sıkıntılarla karşılaşır, imtihan olunur. Ne var ki o, bu sıkıntı ve musibet ortamından kurtulma imkânına, sabır gibi bir can yeleğine sahiptir.

O hâlde “çekilmesi güçleşen dünya hayatı”nın, “yaşanması istenen” bir hayat haline gelebilmesi için gerçek anlamda mümin olma yarışına girmek lazımdır. “Dayanıklı mümin” olmak konusunda öteki mümin kardeşlerimize destek olmak gerekmektedir. Hadisimizin ihtiva ettiği hayret karışımı takdirin ve teşvikin anlamı bu olsa gerektir.

Hadisten Öğrendiklerimiz

1. İman, bela ve musibete uğramaya mâni değildir.

2. Sabretmek suretiyle bela nimete dönüştürülebilir.

3. Nimete şükür nimetin arttırılmasına sebep olduğu gibi, belaya sabır da onun hayra dönüşmesine vesile olur.

4. Şükür ve sabır, bütün hayatı hayır üzere geçirme imkânıdır. Bunu da Allah Teâlâ müminlere ihsan buyurmuştur.

vakit namazınızı kıldınızmı?
Ebu Hüreyre’den (r.a.) rivayetle:
Mü’minin durumu yeşil ekin gibidir. Rüzgar ne taraftan gelse onu eğer. Rüzgar durduğunda doğrulur. Mü’min de böyledir. O da bela ve musibetlerle eğrilir. Kafirin durumu ise çam ağacı gibidir. Allah dile*diği zaman sert ve dik durur. [Bela ve musibetlere uğramaz.] İmam-ı Buharı, İmam-ı Darimi

Sponsor Bağlantılar

Bir önceki yazımız olan Seferi İken Kazaya Kalan Namazların Kazası Nasıl kılınır ? Başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.


Etiketler: müminin durumu gıpta ve hayranlığa, müminin durumu hayranlık

Cevapla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Scroll To Top