Buradasınız: Anasayfa / Sorular ve Cevaplar / Kuranda Cennet Ayetleri

Kuranda Cennet Ayetleri

Sponsor Bağlantılar

Cennet İle İlgili Tüm Ayetler

İman edip salih amellerde bulunanları müjdele. Gerçekten onlar için altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Kendilerine rızık olarak bu ürünlerden her yedirildiğinde: “Bu daha önce de rızıklandığımızdır” derler. Bu onlara (dünyadakine) benzer olarak sunulmuştur. Orada onlar için tertemiz eşler vardır ve onlar orada süresiz kalacaklardır. (2/25)

Biz: Ey Âdem! Sen ve eşin (Havva) beraberce cennete yerleşin; orada kolaylıkla istediğiniz zaman her yerde cennet nimetlerinden yeyin; sadece şu ağaca yaklaşmayın. Eğer bu ağaçtan yerseniz her ikiniz de kendine kötülük eden zalimlerden olursunuz, dedik. (2/35)

İman edip yararlı iş yapanlara gelince onlar da cennetliktirler. Onlar orada devamlı kalırlar. (2/82)

(Ey müminler! ) Yoksa siz, sizden önce gelip geçenlerin başına gelenler size de gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Yoksulluk ve sıkıntı onlara öylesine dokunmuş ve öyle sarsılmışlardı ki, nihayet Peygamber ve beraberindeki müminler: Allah’ın yardımı ne zaman! dediler. Bilesiniz ki Allah’ın yardımı yakındır. (2/214)

İman etmedikçe putperest kadınlarla evlenmeyin. Beğenseniz bile, putperest bir kadından, imanlı bir câriye kesinlikle daha iyidir. İman etmedikçe putperest erkekleri de (kızlarınızla) evlendirmeyin. Beğenseniz bile, putperest bir kişiden inanmış bir köle kesinlikle daha iyidir. Onlar (müşrikler) cehenneme çağırır. Allah ise, izni (ve yardımı) ile cennete ve mağfirete çağırır. Allah, düşünüp anlasınlar diye âyetlerini insanlara açıklar. (2/221)

Nefsanî arzulara, (özellikle) kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük insanlara çekici kılındı. Bunlar, dünya hayatının geçici menfaatleridir. Halbuki varılacak güzel yer, Allah’ın katındadır. (3/14)

De ki: “Size bundan daha hayırlısını bildireyim mi? Korkup sakınanlar için Rablerinin katında içinde temelli kalacakları altından ırmaklar akan cennetler tertemiz eşler ve Allah’ın rızası vardır. Allah kulları hakkıyla görendir.” (3/15)

Yüzleri ağaranlar ise artık onlar Allah’ın rahmeti içindedirler içinde de temelli kalacaklardır. (3/107)

Allah’a ve Resûl’üne itaat edin ki rahmete kavuşturulasınız. (3/132)

Rabbinizin bağışına ve takvâ sahipleri için hazırlanmış olup genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun! (3/133)

O takvâ sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever. (3/134)

Yine onlar ki, bir kötülük yaptıklarında, ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah’ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tevbe-istiğfar ederler. Zaten günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir ki! Bir de onlar, işledikleri kötülüklerde, bile bile ısrar etmezler. (3/135)

İşte bunların karşılığı Rablerinden bağışlanma ve içinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan cennetlerdir. (Böyle) Yapıp-edenlere ne güzel bir karşılık (ecir var.) (3/136)

Yoksa Allah içinizden cihad edenleri belli etmeden, sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete gireceğinizi mi sandınız? (3/142)

Her canlı ölümü tadacaktır. Ve ancak kıyamet günnü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konursa o, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Bu dünya hayatı ise aldatma metâından başka bir şey değildir. (3/185)

Ey Rabbimiz! Gerçek şu ki biz, “Rabbinize inanın!” diye imana çağıran bir davetçiyi (Peygamberi, Kur’an’ı) işittik, hemen iman ettik. Artık bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört, ruhumuzu iyilerle beraber al, ey Rabbimiz! (3/193)

Rabbimiz! Bize, peygamberlerin vasıtasıyla vâdettiklerini de ikram et ve kıyamet gününde bizi rezil-rüsvay etme; şüphesiz sen vâdinden caymazsın! (3/194)

Bunun üzerine Rableri, onların dualarını kabul etti. (Dedi ki:) Ben, erkek olsun kadın olsun -ki hep birbirinizdensiniz- içinizden, çalışan hiçbir kimsenin yaptığını boşa çıkarmayacağım. Onlar ki, hicret ettiler, yurtlarından çıkarıldılar, benim yolumda eziyete uğradılar, çarpıştılar ve öldürüldüler; andolsun, ben de onların kötülüklerini örteceğim ve onları altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Bu mükâfat, Allah tarafındandır. Allah; karşılığın güzeli O’nun katındadır. (3/195)

Ama Rablerinden korkup-sakınanlar; onlar için Allah katında -bir şölen olarak- altlarından ırmaklar akan -içinde ebedi kalacakları- cennetler vardır. İyilik yapanlar için Allah’ın katında olanlar daha hayırlıdır. (3/198)

Bunlar, Allah’ın (koyduğu) sınırlardır. Kim Allah’a ve Peygamberine itaat ederse Allah onu, zemininden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır; orada devamlı kalıcıdırlar; işte büyük kurtuluş budur. (4/13)

İman edip salih amellerde bulunanları altından ırmaklar akan içinde ebedi kalacakları cennetlere sokacağız. Onda onlar için tertemiz kılınmış eşler vardır. Ve onları ‘ne sıcak-ne soğuk tam kararında gölgeliğe’ sokacağız. (4/57)

İman edip salih amellerde bulunanlar biz onları altından ırmaklar akan içinde ebedi kalacakları cennetlere sokacağız. Bu Allah’ın gerçek olan va’didir. Allah’tan daha doğru sözlü kim vardır? (4/122)

Erkek olsun, kadın olsun, her kim de mümin olarak iyi işler yaparsa, işte onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar. (4/124)

Andolsun ki Allah, İsrailoğullarından söz almıştı. (Kefil olarak) içlerinden on iki de başkan göndermiştik. Allah onlara şöyle demişti: Ben sizinle beraberim. Eğer namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, peygamberlerime inanır, onları desteklerseniz ve Allah’a güzel borç verirseniz (ihtiyacı olanlara Allah rızası için faizsiz borç verirseniz) andolsun ki sizin günahlarınızı örterim ve sizi, zemininden ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkâr yolunu tutarsa doğru yoldan sapmış olur. (5/12)

Eğer Kitap Ehli iman edip sakınsalardı elbette onların kötülüklerini örter ve onları ‘nimetlerle donatılmış’ cennetlere sokardık. (5/65)

Andolsun ki “Allah, kesinlikle Meryem oğlu Mesîh’tir” diyenler kâfir olmuşlardır. Halbuki Mesîh “Ey İsrailoğulları! Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a kulluk ediniz. Biliniz ki kim Allah’a ortak koşarsa muhakkak Allah ona cenneti haram kılar; artık onun yeri ateştir ve zalimler için yardımcılar yoktur” demişti. (5/72)

Resûle indirileni duydukları zaman, tanış çıktıkları gerçekten dolayı gözlerinden yaşlar boşandığını görürsün. Derler ki: “Rabbimiz! İman ettik, bizi (hakka) şahit olanlarla beraber yaz.” (5/83)

“Rabbimizin bizi iyiler arasına katmasını umup dururken niçin Allah’a ve bize gelen gerçeğe iman etmeyelim?” (5/84)

Böylelikle Allah dediklerine karşılık olarak içinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan cennetler verdi. Bu iyilik yapanların karşılığıdır. (5/85)

Ben onlara, ancak bana emrettiğini söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin, dedim. İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerine kontrolcü idim. Beni vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeyi hakkıyle görensin. (5/117)

Eğer kendilerine azap edersen şüphesiz onlar senin kullarındır (dilediğini yaparsın). Eğer onları bağışlarsan şüphesiz sen izzet ve hikmet sahibisin” dedi. (5/118)

Allah dedi ki: “Bu doğrulara doğru söylemelerinin yarar sağladığı gündür. Onlar için içinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan cennetler vardır. Allah onlardan razı oldu onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte büyük ‘kurtuluş ve mutluluk’ budur.” (5/119)

Bu (din), Rabbinin dosdoğru yoludur. Biz, öğüt alacak bir kavim için âyetleri ayrıntılı olarak açıkladık. (6/126)

Rableri katında onlara esenlik yurdu (cennet) vardır.Ve yapmakta oldukları (güzel) işler sebebiyle Allah onların dostudur. (6/127)

(Allah buyurdu ki) : Ey Adem! Sen ve eşin cennette yerleşip dilediğiniz yerden yeyin. Ancak şu ağaca yaklaşmayın! Sonra zalimlerden olursunuz. (7/19)

Bizim âyetlerimizi yalanlayıp da onlara karşı kibirlenmek isteyenler var ya, işte onlara gök kapıları açılmayacak ve onlar, deve iğne deliğine girinceye kadar cennete giremiyeceklerdir! Suçluları işte böyle cezalandırırız! (7/40)

İman edenler ve salih amellerde bulunanlar -ki biz hiç kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemeyiz- onlar da cennetin ashabı (halkı)dırlar. Onda sonsuz olarak kalacaklardır. (7/42)

Biz onların göğüslerinde kinden ne varsa çekip almışız. Altlarından ırmaklar akar. Derler ki: “Bizi buna ulaştıran Allah’a hamd olsun. Eğer Allah bize hidayet vermeseydi biz doğruya ermeyecektik. Andolsun Rabbimizin elçileri hak ile geldiler.” Onlara: “İşte bu yaptıklarınıza karşılık olarak mirasçı kılındığınız cennettir” diye seslenilecek. (7/43)

Cennet halkı ateş halkına (şöyle) seslenecekler: “Bize Rabbimizin vadettiğini gerçek buldunuz mu?” Onlar da: “Evet” derler. Bundan sonra içlerinden seslenen biri (şöyle) seslenecektir: “Allah’ın laneti zalimlerin üzerine olsun.” (7/44)

İki taraf arasında bir engel ve burçlar (A’raf) üstünde hepsini yüzlerinden tanıyan adamlar vardır. Cennete gireceklere: “Selam size” derler ki bunlar henüz girmeyen fakat (girmeyi) ‘şiddetle arzu edip umanlardır.’ (7/46)

Gözleri cehennem halkından yana çevrilince: “Rabbimiz bizi zalimler topluluğuyla birlikte kılma” derler. (7/47)

“Kendilerine Allah’ın bir rahmet eriştirmeyeceğine yemin ettiğiniz kimseler bunlar mıydı? (Cennettekilere de) Girin cennete. Sizin için korku yoktur ve mahzun olmayacaksınız.” (7/49)

Ateşin halkı cennet halkına seslenir: “Bize biraz sudan ya da Allah’ın size verdiği rızıktan aktarın.” Derler ki: “Doğrusu Allah bunları inkâr edenlere haram (yasak) kılmıştır.” (7/50)

O kâfirler ki, dinlerini bir eğlence ve oyun edindiler de dünya hayatı onları aldattı. Onlar, bu günleri ile karşılaşacaklarını unuttukları ve âyetlerimizi bile bile inkâr ettikleri gibi biz de bugün onları unuturuz. (7/51)

İşte gerçek mü’minler bunlardır. Rableri katında onlar için dereceler, bağışlanma ve üstün bir rızık vardır. (8/4)

Onlar Mescid-i Haram’ın mütevellîleri olmadıkları halde (müminleri) oradan geri çevirirlerken Allah onlara ne diye azap etmeyecek? Oranın mütevellîleri takvâ sahiplerinden başkaları değildir. Fakat onların çoğu bunu bilmez. (8/34)

İman edip de hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler, rütbe bakımından Allah katında daha üstündürler. Kurtuluşa erenler de işte onlardır. (9/20)

Rableri onlara katından bir rahmeti bir hoşnutluğu ve onlar için kendisine sürekli bir nimet bulunan cennetleri müjdeler. (9/21)

Onda ebedi kalıcıdırlar. Şüphesiz Allah büyük mükafaat katında olandır. (9/22)

Mümin erkeklerle mümin kadınlar da birbirlerinin velileridir. Onlar iyiliği emreder, kötülükten alıkorlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, Allah ve Resûlüne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Şüphesiz Allah azîzdir, hikmet sahibidir. (9/71)

Allah mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara içinde ebedi kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaadetmiştir. Allah’tan olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur. (9/72)

Fakat Peygamber ve onunla beraber inananlar, mallarıyla, canlarıyla cihad ettiler. İşte bütün hayırlar onlarındır ve onlar kurtuluşa erenlerin kendileridir. (9/88)

Allah onlar için süresiz kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırladı. İşte büyük ‘kurtuluş ve mutluluk’ budur. (9/89)

Bedevîlerden öylesi de vardır ki, Allah’a ve ahiret gününe inanır, (hayır için) harcayacağını Allah katında yakınlığa ve Peygamber’in dualarını almaya vesile edinir. Bilesiniz ki o (harcadıkları mal, Allah katında) onlar için bir yakınlıktır. Allah onları rahmetine (cennetine) koyacaktır. Şüphesiz Allah bağışlayan, esirgeyendir. (9/99)

Öne geçen Muhacirler ve Ensar ile onlara güzellikle uyanlar; Allah onlardan hoşnut olmuştur onlar da O’ndan hoşnut olmuşlardır ve (Allah) onlara içinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte büyük ‘kurtuluş ve mutluluk’ budur. (9/100)

Allah müminlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler, ölürler. (Bu), Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da Allah üzerine hak bir vaaddir. Allah’tan daha çok sözünü yerine getiren kim vardır! O halde O’nunla yapmış olduğunuz bu alış verişinizden dolayı sevinin. İşte bu, (gerçekten) büyük kazançtır. (9/111)

İman edenler ve salih amellerde bulunanlar da Rableri onları imanları dolayısıyla altından ırmaklar akan nimetlerle donatılmış cennetlere yöneltip-iletir (hidayet eder). (10/9)

Oradaki duaları: “Allah’ım Sen ne yücesin”dir ve oradaki dirlik temennileri: “Selam”dır; dualarının sonu da: “Gerçekten hamd alemlerin Rabbi olan Allah’ındır.” (10/10)

Güzel davrananlara daha güzel karşılık, bir de fazlası vardır. Onların yüzlerine ne bir toz (kara leke) bulaşır ne de bir horluk (gelir). İşte onlar cennet ehlidirler. Ve onlar orada ebedî kalacaklardır. (10/26)

İman edip salih amellerde bulunanlar ve ‘Rablerine kalbleri tatmin bulmuş olarak bağlananlar’ işte bunlar da cennetin halkıdırlar. Onda süresiz kalacaklardır. (11/23)

Mutlu olanlar da, artık onlar cennettedirler. Rabbinin dilemesi dışında gökler ve yer sürüp gittikçe orada süresiz kalacaklardır. (Bu) kesintisi olmayan bir ihsandır. (11/108)

Onlar Adn cennetlerine girerler. Babalarından eşlerinden ve soylarından ‘salih davranışlarda’ bulunanlar da (Adn cennetlerine girer). Melekler onlara her bir kapıdan girip (şöyle derler:) (13/23)

Sabrettiğinize karşılık selam size. (Dünya) Yurdun(un) sonu ne güzel. (13/24)

İman edip salih amellerde bulunanlar, ne mutlu onlara. Varılacak yerin güzel olanı (onlarındır). (13/29)

Takva sahiplerine vadedilen cennet; onun altından ırmaklar akar yemişleri ve gölgelikleri süreklidir. Bu korkup-sakınanların (mutlu) sonudur inkâr edenlerin sonu ise ateştir. (13/35)

İman edip salih amellerde bulunanlar Rablerinin izniyle altından ırmaklar akan içinde ebedi kalacakları cennetlere konulmuşlardır. Orada birbirlerine olan dirlik temennileri: “Selam”dır. (14/23)

Gerçekten takva sahibi olanlar cennetlerde ve pınar başlarındadır. (15/45)

Oraya esenlikle ve güvenlikle girin. (15/46)

Onların göğüslerinde kinden (ne varsa tümünü) sıyırıp-çektik, kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıyadırlar. (15/47)

Orda onlara hiçbir yorgunluk dokunmaz ve onlar ordan çıkarılacak değildirler. (15/48)

“O halde, içinde ebedî kalacağınız cehennemin kapılarından girin! Kibirlenenlerin yeri ne kötüdür!” (16/29)

(Kötülüklerden) sakınanlara: Rabbiniz ne indirdi? denildiğinde, “Hayır (indirdi)” derler. Bu dünyada güzel davrananlara, güzel mükâfat vardır. Ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Takvâ sahiplerinin yurdu gerçekten güzeldir! (16/30)

Adn cennetleri; ona girerler onun altından ırmaklar akar içinde onların her diledikleri şey vardır. İşte Allah takva sahiplerini böyle ödüllendirir. (16/31)

Ki melekler güzellikle canlarını aldıklarında: “Selam size” derler. “Yaptıklarınıza karşılık olmak üzere cennete girin.” (16/32)

Şüphesiz ki bu Kur’an en doğru yola iletir; iyi davranışlarda bulunan müminlere, kendileri için büyük bir mükâfat olduğunu müjdeler. (17/9)

Onlar orada ebedî kalacaklarlardır. (18/3)

İman edip de güzel davranışlarda bulunanlar (bilmelidirler ki) biz, güzel işler yapanların ecrini zâyi etmeyiz. (18/30)

Onlar; altından ırmaklar akan Adn cennetleri onlarındır orada altın bileziklerle süslenirler hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler giyerler ve tahtlar üzerinde kurulup-dayanırlar. (Bu) Ne güzel sevap ve ne güzel destek. (18/31)

İman edip salih amellerde bulunanlar… Firdevs cennetleri onlar için bir ‘konaklama yeridir.’ (18/107)

Onda ebedi olarak kalıcıdırlar ondan ayrılmak istemezler. (18/108)

Ancak tevbe eden iman eden ve salih amellerde bulunanlar (onların dışındadır); işte bunlar cennete girecekler ve hiçbir şeyle zulme uğratılmayacaklar. (19/60)

Adn cennetleri (onlarındır) ki Rahman (olan Allah onu) kendi kullarına gaybtan vadetmiştir. Şüphesiz O’nun va’di yerine gelecektir. (19/61)

Onda ‘boş bir söz’ işitmezler; sadece selam (ı işitirler). Sabah akşam onların rızıkları orda (bulunmakta)dır. (19/62)

O cennet; biz kullarımızdan takva sahibi olanları (ona) varisçi kılacağız. (19/63)

Kim de iyi davranışlarda bulunmuş bir mümin olarak O’na varırsa, üstün dereceler işte sırf bunlar içindir. (20/75)

İçlerinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan Adn cennetleri de (onlarındır). Ve işte bu arınmış olanın karşılığıdır. (20/76)

Andolsun biz, daha önce de Âdem’e ahit (emir ve vahiy) vermiştik. Ne var ki o, (ahdi) unuttu. Onda azim de bulmadık. (20/115)

Bir zaman biz meleklere: Âdem’e secde edin! demiştik. Onlar hemen secde ettiler; yalnız İblis hariç. O, diretti. (20/116)

Bunun üzerine dedik ki: “Ey Adem bu gerçekten sana ve eşine düşmandır; sakın sizi cennetten sürüp çıkarmasın sonra mutsuz olursun.” (20/117)

Şimdi burada senin için ne acıkmak vardır, ne de çıplak kalmak. (20/118)

Yine burada sen, susuzluk çekmeyecek, sıcaktan da bunalmayacaksın. (20/119)

Derken şeytan onun aklını karıştırıp “Ey Adem! dedi, sana ebedîlik ağacını ve sonu gelmez bir saltanatı göstereyim mi?” (20/120)

Böylece ikisi ondan yediler hemen ardından ayıp yerleri kendilerine açılıverdi üzerlerini cennet yapraklarından yamayıp-örtmeye başladılar. Adem Rabbine karşı gelmiş oldu da şaşırıp-kaldı. (20/121)

Ailene namazı emret; kendin de ona sabırla devam et. Senden rızık istemiyoruz; (aksine) biz seni rızıklandırıyoruz. Güzel sonuç, takvâ iledir. (20/132)

Onun uğultusunu bile duymazlar. Onlar nefislerinin arzuladığı (sayısız nimet) içinde ebedi kalıcıdırlar. (21/102)

Onları o en büyük korku hüzne kaptırmaz ve: “İşte bu sizin gününüzdür size va’dedilmişti” diye melekler onları karşılayacaklardır. (21/103)

Muhakkak ki Allah, iman edip iyi davranışlarda bulunan kimseleri, zemininden ırmaklar akan cennetlere kabul eder. Şüphesiz Allah dilediği şeyi yapar. (22/14)

Hiç şüphesiz Allah iman edenleri ve salih amellerde bulunanları altından ırmaklar akan cennetlere sokar orada altından bileziklerle ve incilerle süslenirler; ordaki elbiseleri ipek(ten)tir. (22/23)

Onlar sözün en güzeline iletilmişlerdir ve övülen doğru yola iletilmişlerdir. (22/24)

O gün, mülk Allah’ındır. İnsanlar arasında hüküm verir. (Bu hüküm gereği) iman edip iyi davranışlarda bulunanlar Naîm cennetlerinin içindedirler. (22/56)

Yine onlar (o müminler) ki, emanetlerine ve ahidlerine riayet ederler; (23/8)

Ve onlar ki, namazlarına devam ederler. (23/9)

İşte (yeryüzünün hakimiyetine ve ahiretin nimetlerine) varis olacak onlardır. (23/10)

Ki onlar Firdevs (cennetlerin)e de varis olacaklardır; içinde de ebedi olarak kalacaklardır. (23/11)

Dilediği takdirde sana bundan daha hayırlısı olarak altından ırmaklar akan cennetler veren ve senin için köşkler kılan (Allah) ne yücedir. (25/10)

De ki: “Bu mu daha hayırlı yoksa takva sahiplerine va’dedilen ebedi cennet mi? Ki onlar için bir mükafat ve son duraktır.” (25/15)

İçinde ebedi kalıcılar olarak orada her istedikleri onlarındır; bu Rabbinin üzerine aldığı istenen bir vaaddir. (25/16)

O gün cennet halkının kalacakları yer daha hayırlı dinlenecekleri yer çok daha güzeldir. (25/24)

İşte onlar sabretmelerine karşılık (cennetin en gözde yerinde) odalarla ödüllendirilirler ve orda esenlik dileği ve selamla karşılanırlar. (25/75)

Orda ebedi olarak kalıcıdırlar; o ne güzel bir karargah ve ne güzel bir konaklama yeridir. (25/76)

Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat. (26/83)

Bana, sonra gelecekler içinde, iyilikle anılmak nasip eyle! (26/84)

Beni, Naîm cennetinin vârislerinden kıl. (26/85)

(O gün) Cennet takva sahiplerine yaklaştırılır. (26/90)

Şu halde, kendisine güzel bir vaadde bulunduğumuz ve ardından ona kavuşan kimse, (sırf) dünya hayatının geçici menfaat ve zevkini yaşattığımız, sonra kıyamet gününde (azap için) huzurumuza getirilenler arasında bulunan kimse gibi midir? (28/61)

İman edip salih amellerde bulunanlar; onları içinde ebedi kalıcılar olarak altından ırmaklar akan cennetin yüksek köşklerine muhakkak yerleştireceğiz. (Salih) Amellerde bulunanların ecri ne güzeldir. (29/58)

Böylece iman edip salih amellerde bulunanlar; artık onlar ‘bir cennet bahçesinde’ ‘sevinç içinde ağırlanırlar’. (30/15)

Kim inkâr ederse artık onun inkârı kendi aleyhinedir; kim salih bir amelde bulunursa artık onlar kendi lehlerine olarak (cennetteki yerlerini) döşeyip hazırlamaktadırlar. (30/44)

(Ancak) Gerçekten iman edip salih amellerde bulunanlar ise; onlar için nimetlerle-donatılmış cennetler vardır. (31/8)

Orada ebedi olarak kalıcıdırlar. Allah’ın va’di haktır. O üstün ve güçlü olandır hüküm ve hikmet sahibidir. (31/9)

İman eden ve salih amellerde bulunanlar ise artık onlar için yaptıklarınıza karşılık olmak üzere bir ağırlanma konağı olarak barınma cennetleri vardır. (32/19)

Hamd, göklerde ve yerde bulunanların hepsinin sahibi olan Allah’a mahsustur. Ahirette de hamd O’na mahsustur. O, hikmet sahibidir, (her şeyden) haberi olandır. (34/1)

Sizi huzurumuza yaklaştıracak olan ne mallarınızdır ne de evlâtlarınız. İman edip iyi amelde bulunanlar müstesna; onlara yaptıklarının kat kat fazlası mükâfat vardır. Onlar (cennet) odalarında güven içindedirler. (34/37)

Gölge ile sıcak da bir olmaz. (35/21)

Sonra Kitab’ı, kullarımız arasından seçtiklerimize verdik. Onlardan (insanlardan) kimi kendisine zulmeder, kimi ortadadır, kimi de Allah’ın izniyle hayırlarda öne geçmek için yarışır. İşte büyük fazilet budur. (35/32)

Adn cennetleri (onlarındır); oraya girerler orada altından bileziklerle ve incilerle süslenirler. Ve orada onların elbiseleri ipek(ten)dir. (35/33)

Derler ki: “Bizden hüznü giderip yok eden Allah’a hamdolsun; şüphesiz Rabbimiz gerçekten bağışlayandır şükrü kabul edendir.” (35/34)

Ki O bizi kendi fazlından (ebedi olarak) kalınacak bir yurda yerleştirdi; burada bize bir yorgunluk dokunmaz ve burada bize bir bıkkınlık da dokunmaz. (35/35)

Gerçek şu ki bugün cennet halkı ‘sevinç ve mutluluk dolu’ bir meşguliyet içindedirler. (36/55)

Kendileri ve eşleri gölgeliklerde tahtlar üzerinde yaslanmışlardır. (36/56)

Orada taptaze-meyveler onların ve istek duydukları herşey onlarındır. (36/57)

Çok esirgeyen Rabb’dan onlara bir de sözlü “Selam” (vardır). (36/58)

(Bu azaptan) Ancak Allah’ın hâlis kulları istisnâ edilecek. (37/40)

İşte onlar; onlar için bilinen bir rızık vardır. (37/41)

Çeşitli-meyveler. Onlar ikram görenlerdir. (37/42)

Nimetlerle donatılmış (naim) cennetlerde. (37/43)

Birbirlerine karşı tahtlar üzerinde (otururlar). (37/44)

Kaynaktan (doldurulmuş) kadehlerle çevrelerinde dolaşılır. (37/45)

Bembeyaz; içenlere lezzet (veren bir içki). (37/46)

Onda ne bir gaile vardır ne de kendilerinden geçip akılları çelinir. (37/47)

Ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş iri gözlü kadınlar vardır. (37/48)

Sanki onlar saklı bir yumurta gibi (çarpıcı ve pürüzsüz). (37/49)

Böyleyken kimi kimine yönelmiş olarak birbirlerine soruyorlar: (37/50)

Bir sözcü der ki: “Benim bir yakınım vardı.” (37/51)

Derdi ki: Sen de gerçekten (dirilişi) doğrulayanlardan mısın? (37/52)

Bizler öldüğümüz toprak ve kemikler olduğumuzda mı gerçekten biz mi (yeniden diriltilip sonra da) sorguya çekilecekmişiz? (37/53)

(Konuşan yanındakilere) Der ki: “Sizler (onun şimdi ne durumda olduğunu) biliyor musunuz?” (37/54)

Derken bakıverdi onu ‘çılgınca yanan ateşin’ tam ortasında gördü. (37/55)

Dedi ki: “Andolsun Allah’a neredeyse beni de (şu bulunduğun yere) düşürecektin.” (37/56)

Eğer Rabbimin nimeti olmasaydı muhakkak ben de (azab yerine getirilip) hazır bulundurulanlardan olacaktım. (37/57)

Birinci ölümümüz hariç, bir daha biz ölmeyecek miyiz? (37/58)

Yalnız ilk ölümümüz, başka ölüm yok ve biz azâba da uğratılmayacağız ha?!” (37/59)

Şüphesiz bu, asıl büyük ‘kurtuluş ve mutluluğun’ ta kendisidir. (37/60)

Böylece çalışanlar da bunun bir benzeri için çalışmalıdır. (37/61)

Şimdi ziyafet olarak, cennet ehli için anılan bu nimetler mi daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?. (37/62)

İşte bu, bir hatırlatmadır. Doğrusu Allah’a karşı gelmekten sakınanlara güzel bir gelecek vardır. (38/49)

Adn cennetleri; kapılar onlara açılmıştır. (38/50)

İçinde yaslanıp-dayanmışlardır; orda birçok meyve ve şarap istemektedirler. (38/51)

Ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş yaşıt kadınlar vardır. (38/52)

İşte hesap günü size va’dedilen budur. (38/53)

Şüphesiz bu, bizim rızkımızdır, bitip tükenmesi de yok (38/54)

Bu böyle; ama azgınlara kötü bir gelecek vardır. (38/55)

Ancak Rablerinden korkup-sakınanlar ise; onlara yüksek köşkler vardır, onların üstünde de yüksek köşkler bina edilmiştir. Onların altında ırmaklar akmaktadır. (Bu) Allah’ın va’didir. Allah va’dinden dönmez. (39/20)

Görmedin mi? Allah gökten bir su indirdi, onu yerdeki kaynaklara yerleştirdi, sonra onunla türlü türlü renklerde ekinler yetiştiriyor. Sonra onlar kurur da sapsarı olduklarını görürsün. Sonra da onu kuru bir kırıntı yapar. Şüphesiz bunlarda akıl sahipleri için bir öğüt vardır. (39/21)

Onlar için Rableri yanında diledikleri her şey vardır. İşte bu, iyilik edenlerin mükâfatıdır. (39/34)

Böylece Allah, onların geçmişte yaptıkları en kötü hareketleri bile örtecek ve yaptıklarının en güzeline denk olarak mükâfatlarını verecektir. (39/35)

Rablerinden korkup-sakınanlar da cennete bölük bölük sevkedildiler. Sonunda oraya geldikleri zaman kapıları açıldı ve onlara (cennetin) bekçileri dedi ki: “Selam üzerinizde olsun, hoş ve temiz geldiniz. Ebedi kalıcılar olarak ona girin.” (39/73)

(Onlar da) Dediler ki: “Bize olan va’dinde sadık kalan ve bizi bu yere mirasçı kılan Allah’a hamd olsun ki cennetten dilediğimiz yerde konaklayabiliriz. (Salih) Amellerde bulunanların ecri ne güzeldir.” (39/74)

Melekleri görürsün ki, Rablerine hamd ile tesbih ederek Arş’ın etrafını kuşatmışlardır. Artık aralarında adaletle hükmolunmuş ve “alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun” denilmiştir. (39/75)

Arş’ı yüklenen ve bir de onun çevresinde bulunanlar (melekler), Rablerini hamd ile tesbih ederler, O’na iman ederler. Müminlerin de bağışlanmasını isterler: Ey Rabbimiz! Senin rahmet ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O halde tevbe eden ve senin yoluna gidenleri bağışla, onları cehennem azabından koru! (derler). (40/7)

Rabbimiz onları Adn cennetlerine sok ki onlara (bunu) va’dettin; babalarından eşlerinden ve soylarından salih olanları da. Gerçekten Sen üstün ve güçlü olansın hüküm ve hikmet sahibisin. (40/8)

Kim bir kötülük işlerse kendi mislinden başkasıyla ceza görmez; kim de -erkek olsun dişi olsun- bir mü’min olarak salih bir amelde bulunursa işte onlar içinde hesapsız olarak rızıklandırılmak üzere cennete girerler. (40/40)

Şüphesiz: “Bizim Rabbimiz Allah’tır” deyip sonra dosdoğru bir istikamet tutturanlar (yok mu); onların üzerine melekler iner (ve der ki:) “Korkmayın ve hüzne kapılmayın size vadolunan cennetle sevinin.” (41/30)

Biz dünya hayatında da, ahirette de sizin dostlarınızız.Orada sizin için canlarınızın çektiği her şey var ve istediğiniz her şey orada sizin için hazırdır. (41/31)

(O gün) Zalimleri kazandıkları dolayısıyla korkuyla titrerlerken görürsün; o (yaptıkları) da üstlerine çöküvermiştir. İman edip salih amellerde bulunanlar ise cennet bahçelerindedirler. Rableri katında her diledikleri onlarındır. İşte büyük fazl (nimet ve üstünlük) budur. (42/22)

Onlar için Rableri yanında diledikleri her şey vardır. İşte bu, iyilik edenlerin mükâfatıdır. (43/34)

Böylece Allah, onların geçmişte yaptıkları en kötü hareketleri bile örtecek ve yaptıklarının en güzeline denk olarak mükâfatlarını verecektir. (43/35)

O gün, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar dışında, dost olanlar (bile) birbirlerine düşman kesilirler. (43/67)

Ey kullarım! Bugün size korku yoktur. Sizler üzülmeyeceksiniz de. (43/68)

Onlar âyetlerimize inanan ve müslüman olan (kullarım)idiler. (43/69)

Siz ve eşleriniz cennete girin; ‘sevinç içinde ağırlanacaksınız. (43/70)

Onların etrafında altın tepsiler ve testilerle dolaşılır; orada nefislerin arzu ettiği ve gözlerin lezzet (zevk) aldığı herşey var. Ve siz orada süresiz kalacaksınız. (43/71)

İşte yaptıklarınız dolayısıyla mirasçı kılındığınız cennet budur. (43/72)

Orda sizin için birçok meyveler vardır; onlardan yiyeceksiniz. (43/73)

Muttakilere gelince; muhakkak onlar güvenli bir makamdadırlar. (44/51)

Cennetlerde ve pınarlarda (44/52)

Hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan (elbiseler) giyinirler karşılıklı (otururlar). (44/53)

İşte böyle; ve biz onları iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir. (44/54)

Orda güvenlik içinde her türlü meyveyi istiyorlar; (44/55)

Orda ilk ölümün dışında başka ölüm tadmazlar. Ve (Allah da) onları cehennem azabından korumuştur. (44/56)

(Bunlar) Rabbinden bir lütuf olarak (verilmiştir). İşte büyük kurtuluş budur. (44/57)

“Rabbimiz Allah’tır” deyip sonra da dosdoğru yaşayanlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. (46/13)

Onlar cennet ehlidirler. Yapmakta olduklarına karşılık orada ebedî kalacaklardır. (46/14)

İşte, yaptıklarının iyisini kabul edeceğimiz ve günahlarını bağışlayacağımız bu kimseler cennetlikler arasındadırlar. Bu, kendilerine verilen doğru bir sözdür. (46/16)

İman edip yararlı işler yapanların, Rableri tarafından hak olarak Muhammed’e indirilene inananların günahlarını Allah örtmüş ve hallerini düzeltmiştir. (47/2)

Bunun sebebi, inkâr edenlerin bâtıla uymaları, inananların da Rablerinden gelen hakka uymuş olmalarıdır. İşte böylece Allah, insanlara kendilerinden misallerini anlatır. (47/3)

(Savaşta) inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onlara iyice vurup sindirince bağı sıkıca bağlayın (esir alın). Savaş sona erince de artık ya karşılıksız veya fidye karşılığı salıverin. Durum şu ki, Allah dileseydi, onlardan intikam alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek ister. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmaz. (47/4)

Allah onları muratlarına erdirecek, gönüllerini şâdedecek. (47/5)

Onları, kendilerine tanıttığı cennete sokacaktır. (47/6)

Muhakkak ki Allah, inanıp iyi işler yapanları, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar; inkâr edenler ise (dünyadan) faydalanırlar, hayvanların yediği gibi yerler. Onların yeri ateştir. (47/12)

Takva sahiplerine va’dedilen cennetin misali (şudur): İçinde bozulmayan sudan ırmaklar tadı değişmeyen sütten ırmaklar içenler için lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır ve orda onlar için meyvelerin her türlüsünden ve Rablerinden bir mağfiret vardır. Hiç (böyle mükafaatlanan bir kişi) ateşin içinde ebedi olarak kalan ve bağırsaklarını ‘parça parça koparan’ kaynar sudan içirilen kimseler gibi olur mu? (47/15)

(Bütün bu lütuflar) mümin erkeklerle mümin kadınları, içinde ebedî kalacakları, zemininden ırmaklar akan cennetlere koyması, onların günahlarını örtmesi içindir. İşte bu, Allah katında büyük bir kurtuluştur. (48/5)

Köre vebal yoktur, topala da vebal yoktur, hastaya da vebal yoktur. (Bunlar savaşa katılmak zorunda değildirler.) Kim Allah’a ve Peygamberine itaat ederse, Allah onu altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Kim de geri kalırsa, onu acı bir azaba uğratır. (48/17)

Cennet de muttakiler için uzakta değildir (o gün) yakınlaştırılmıştır. (50/31)

İşte size vâdedilen cennet! Ki o, daima Allah’a yönelen,(O’nun buyruklarını)koruyan, (50/32)

Görmeden Rahmân’a saygı gösteren ve(Allah’a) dönük bir kalp getiren herkesin (mükâfatı budur). (50/33)

Ona ‘esenlik ve barış (selam)la’ girin. Bu ebedilik günüdür. (50/34)

Orda diledikleri herşey onlarındır; katımızda daha fazlası da var. (50/35)

Şüphesiz muttaki olanlar cennetlerde ve pınarlardadırlar; (51/15)

Rablerinin kendilerine verdiğini alanlar olarak. Çünkü onlar bundan önce ihsanda (güzel davranışta) bulunanlardı. (51/16)

Hiç şüphesiz muttakiler cennetlerde ve nimet içindedirler; (52/17)

Rablerinin verdikleriyle ‘sevinçli ve mutludurlar’. Rableri kendilerini ‘çılgınca yanan cehennemin’ azabından korumuştur. (52/18)

Yaptıklarınızdan dolayı afiyetle yiyin ve için. (52/19)

Özenle dizilmiş tahtlar üzerinde yaslanmışlardır. Ve Biz onları iri-ceylan gözlü hurilerle evlendirmişiz. (52/20)

İman eden ve soylarından gelenlerde, imanda kendilerine tâbi olanlar (var ya)! İşte biz, onların nesillerini de kendilerine kattık. Onların amellerinden de bir şey eksiltmedik. Herkes kazandıklarına karşı bir rehindir. (52/21)

Onlara istek duyup-arzuladıkları meyvelerden ve etten bol bol verdik. (52/22)

Orada bir kadeh kapışır-çekişirler ki onda ne ‘boş ve saçma bir söz’ ne günaha sokma yoktur. (52/23)

Kendileri için (hizmet eden) civanlar etrafında dönüp dolaşırlar; sanki (her biri) ‘sedefte saklı inci gibi tertemiz pırıl pırıl.’ (52/24)

Kimi kimine dönüp sorarlar; (52/25)

Dediler ki: “Biz doğrusu daha önce ailemiz (yakın akrabalarımız) içinde endişe edip-korkardık.” (52/26)

“Şimdi Allah bize lütufta bulundu ve ‘hücrelere kadar işleyen kavurucu’ azabdan korudu.” (52/27)

“Gerçekten biz bundan önce O’na yalvarıyorduk. Çünkü iyilik eden, esirgeyen ancak O’dur.” (52/28)

Andolsun onu, önceden bir defa daha görmüştü, (53/13)

Sidretü’l-Müntehâ’nın yanında . (53/14)

Ki Cennetü’l-Me’va onun yanındadır. (53/15)

Sidre’yi kaplayan kaplamıştı. (53/16)

Takvâ sahipleri cennetlerde ve ırmakların kenarlarındadır. (54/54)

Güçlü ve Yüce Allah’ın huzurunda hak meclisindedirler. (54/55)

Rabbin makamından korkan kimse için ise iki cennet vardır. (55/46)

Çeşit çeşit ‘inceliklere ve güzelliklere’ (veya her türden sık ağaçlara) sahiptirler. (55/48)

İkisinde de akmakta olan iki pınar vardır. (55/50)

İkisinde de her meyveden iki çift vardır. (55/52)

Astarları ağır işlenmiş atlastan yataklar üzerinde yaslanırlar. İki cennetin de meyve-devşirmesi (ordakilere) yakın (kolay)dır. (55/54)

Orada bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş kadınlar vardır ki bunlardan önce kendilerine ne bir insan ne bir cin dokunmuştur. (55/56)

Sanki onlar yakut ve mercan gibidirler. (55/58)

İhsanın karşılığı ihsandan başkası mıdır? (55/60)

Bu-ikisinin ötesinde iki cennet daha var. (55/62)

Alabildiğine yemyeşildirler. (55/64)

İçlerinde durmaksızın fışkırıp-akan iki pınar vardır. (55/66)

İçlerinde (her türden) meyve eşsiz-hurma ve eşsiz-nar vardır. (55/68)

Orada huyları güzel, yüzleri güzel kadınlar vardır. (55/70)

Otağlar içinde korunmuş huri kadınlar. (55/72)

Bunlardan önce kendilerine ne bir insan ne bir cin dokunmuştur. (55/74)

Yeşil yastıklara ve çarpıcı güzellikteki döşeklere yaslanırlar. (55/76)

Büyüklük ve ikram sahibi Rabbinin adı yücelerden yücedir. (55/78)

Yarışıp öne geçenler de öne geçmiş öncülerdir. (56/10)

İşte onlar yakınlaştırılmış (mukarreb) olanlardır. (56/11)

Nimetlerle-donatılmış cennetler içinde; (56/12)

Birçoğu geçmiş (ümmet)lerden (56/13)

Birazı da sonrakilerden. (56/14)

‘Özenle işlenmiş mücevher’ tahtlar üzerindedirler. (56/15)

Karşılıklı yaslanmışlardır. (56/16)

Çevrelerinde ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dönüp dolaşır; (56/17)

Kaynağından (doldurulmuş) testiler, ibrikler ve kadehler (56/18)

Ki, bundan ne başlarını bir ağrı tutar, ne de kendilerinden geçip akılları çelinir. (56/19)

Arzulayıp-seçecekleri meyveler (56/20)

Canlarının çektiği kuş eti. (56/21)

Ve iri gözlü huriler (56/22)

Sanki saklı inciler gibi; (56/23)

Yaptıklarına bir karşılık olmak üzere (onlara sunulur); (56/24)

Orada ne ‘saçma ve boş bir söz’ işitirler ne günaha sokma. (56/25)

Yalnızca bir söz (işitirler:) Selam selam. (56/26)

Ashab-ı Yemin ne (kutludur o) Ashab-ı Yemin. (56/27)

Yüklü dalları bükülmüş kiraz (ağaçları) (56/28)

Üstüste dizili meyveleri sarkmış muz ağaçları (56/29)

Yayılıp-uzanmış gölgeler, (56/30)

Durmaksızın akan su(lar); (56/31)

Ve (daha) birçok meyveler arasında (56/32)

Kesilip-eksilmeyen ve yasaklanmayan (meyveler). (56/33)

Yükseklere-kurulmuş döşekler (sedirler). (56/34)

Gerçek şu ki, Biz onları yeni bir inşa (yaratma) ile inşa edip-yarattık. (56/35)

Onları hep bakireler olarak kıldık (56/36)

Eşlerine sevgiyle tutkun (ve) hep yaşıt (56/37)

Ashab-ı Yemin olanlar için. (56/38)

(Bunların) Birçoğu geçmiş (ümmet)lerden (56/39)

Birçoğu da sonrakilerdendir. (56/40)

Eğer o (ölecek kişi), yakın kılınan (mukarreb olan)lardan ise (56/88)

Bu durumda rahatlık ,güzel rızık ve nimetlerle donatılmış cennet (onundur). (56/89)

Ve eğer, Ashab-ı Yeminden ise (56/90)

Artık, Ashab-ı Yeminden selam sana. (56/91)

Şüphesiz ki bu, kesin gerçektir. (56/95)

Ne oluyor size ki, Allah yolunda harcamıyorsunuz? Halbuki göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. Elbette içinizden, fetihten önce harcayan ve savaşanlar, daha sonra harcayıp savaşanlara eşit değildir. Onların derecesi, sonradan infak eden ve savaşanlardan daha yüksektir. Bununla beraber Allah hepsine de en güzel olanı vâdetmiştir. Allah’ın yaptıklarınızdan haberi vardır. (57/10)

O gün, mü’min erkekler ile mü’min kadınları nurları önlerinde ve sağlarında koşarken görürsün. Bugün sizin müjdeniz içinde ebedi kalıcılar (olduğunuz) altından ırmaklar akan cennetlerdir. İşte ‘büyük kurtuluş ve mutluluk’ budur. (57/12)

Rabbinizden bir mağfirete; Allah’a ve peygamberlerine inananlar için hazırlanmış olup genişliği gökle yerin genişliği kadar olan cennete koşuşun. İşte bu, Allah’ın lütfudur ki onu dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir. (57/21)

Allah’a ve ahiret gününe iman eden hiçbir kavim (topluluk) bulamazsın ki Allah’a ve elçisine başkaldıran kimselerle bir sevgi (ve dostluk) bağı kurmuş olsunlar; bunlar ister babaları ister çocukları ister kardeşleri isterse kendi aşiretleri (soyları) olsun. Onlar öyle kimselerdir ki (Allah) kalplerine imanı yazmış ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir. Onları altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır; orda süresiz olarak kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte onlar Allah’ın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz Allah’ın fırkası olanlar felah (umutlarını gerçekleştirip kurtuluş) bulanların ta kendileridir. (58/22)

Ateş halkı ile cennet halkı bir olmaz. Cennet halkı ‘umduklarına kavuşup mutluluk içinde olanlardır.’ (59/20)

O da sizin günahlarınızı bağışlar sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki güzel konaklara yerleştirir. İşte ‘büyük mutluluk ve kurtuluş’ budur. (61/12)

Sizi, toplanma günü için bir arada toplayacağı gün; işte bu aldanma (teğabün) günüdür. Kim Allah’a iman edip salih bir amelde bulunursa (Allah) onun kötülüklerini örter ve içinde ebedi kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan cennetlere sokar. İşte büyük ‘mutluluk ve kurtuluş (fevz)’ budur. (64/9)

İman edip salih amellerde bulunanları, karanlıklardan nura çıkarması için Allah’ın apaçık ayetlerini size okuyan bir elçi de (gönderdik). Kim iman edip salih bir amelde bulunursa (Allah) onu içinde süresiz kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Allah gerçekten ona ne güzel bir rızık vermiştir. (65/11)

Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile Allah’a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter. Peygamberi ve Onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Onların önlerinden ve sağlarından (amellerinin) nûrları aydınlatıp gider de, “Ey Rabbimiz! Nûrumuzu bizim için tamamla, bizi bağışla; çünkü sen her şeye kadirsin” derler. (66/8)

Allah, iman edenlere de Firavun’un karısını örnek verdi. Hani demişti ki: “Rabbim bana kendi katında cennette bir ev yap; beni Firavun’dan ve onun yaptıklarından kurtar ve beni o zalimler topluluğundan da kurtar.” (66/11)

Şu da muhakkak ki, takvâ sahipleri için Rableri katında nimetleri bol cennetler vardır. (68/34)

Öyle ya, (Allah’a) teslimiyet gösterenleri, (o) günahkârlar gibi tutar mıyız hiç? (68/35)

Kitabı sağ tarafından verilen:” Alın, kitabımı okuyun” der. (69/19)

” Doğrusu ben, hesabımla karşılaşacağımı zaten biliyordum.” (69/20)

Artık o, hoşnut kalacağı bir hayat içindedir, (69/21)

Yüce bir cennette, (69/22)

Meyveleri sarkmış halde. (69/23)

(Onlara denir ki:) Geçmiş günlerde işlediklerinize (iyi amellerinize) karşılık, âfiyetle yeyin, için. (69/24)

Ancak şunlar öyle değildir: Namaz kılanlar, (70/22)

Ki, onlar namazlarında devamlıdırlar (ihmal göstermezler;). (70/23)

Mallarında, belli bir hak vardır, (70/24)

Sâile ve mahrûma(vermek için). (70/25)

Ceza (ve hesap) gününün doğruluğuna inananlar; (70/26)

Rab’lerinin azabından korkanlar, (70/27)

Ki Rab’lerinin azabı(na karşı) emin olunamaz; (70/28)

Irzlarını koruyanlar (70/29)

Ancak eşlerine ve cariyelerine karşı müstesna; çünkü onlar kınanmaz; (70/30)

Bundan öteye (geçmek) isteyenler ise, onlar taşkınların ta kendileridir, (70/31)

Emanetlerine ve ahitlerine riayet edenler; (70/32)

Şahitliklerini (dosdoğru) yapanlar; (70/33)

Namazlarını koruyanlar; (70/34)

İşte bunlar, cennetlerde ağırlanırlar. (70/35)

Onlardan her biri nimet cennetine sokulacağını mı umuyor? (70/38)

Ancak sağdakiler başka. (74/39)

Onlar cennetler içinde sorarlar. (74/40)

Günahkârların durumunu: (74/41)

“Sizi şu yakıcı ateşe sokan nedir?” diye (74/42)

Onlar şöyle cevap verirler: Biz namaz kılanlardan değildik, (74/43)

Yoksulu doyurmuyorduk, (74/44)

(Bâtıla) dalanlarla birlikte dalıyorduk, (74/45)

Ceza gününü de yalan sayıyorduk, (74/46)

Sonunda bize ölüm geldi çattı. (74/47)

Artık şefaatçilerin şefaati onlara fayda vermez. (74/48)

Yüzler vardır ki, o gün ışıl ışıl parıldayacaktır. (75/22)

Rablerine bakacaklardır (O’nu göreceklerdir). (75/23)

İyiler ise, kâfûr katılmış bir kadehten (cennet şarabı) içerler. (76/5)

(Bu,) Allah’ın has kullarının içtikleri ve akıttıkça akıttıkları bir pınardır. (76/6)

O kullar, şiddeti her yere yayılmış olan bir günden korkarak verdikleri sözü yerine getirirler. (76/7)

Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler. (76/8)

“Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz.” (76/9)

“Biz, çetin ve belâlı bir günde Rabbimizden (O’nun azabına uğramaktan) korkarız” (derler). (76/10)

İşte bu yüzden Allah onları o günün fenalığından esirger; (yüzlerine) parlaklık, (gönüllerine) sevinç verir. (76/11)

Sabretmelerine karşılık onlara cenneti ve (cennetteki) ipekleri lütfeder. (76/12)

Orada koltuklara kurulmuş olarak bulunurlar; ne yakıcı sıcak görülür orada, ne de dondurucu soğuk. (76/13)

(Cennet ağaçlarının) gölgeleri, üzerlerine sarkar; kolayca koparılabilen meyveleri istifadelerine sunulur. (76/14)

Yanlarında gümüşten kaplar ve billûr kupalar dolaştırılır. (76/15)

Gümüşten öyle kadehler ki onları istedikleri ölçüde tayin ve takdir etmişlerdir. (76/16)

Onlara orada bir kâseden içirilir ki (bu şarabın) karışımında zencefil vardır. (76/17)

(Bu şarap) orada bir pınardandır ki adına Selsebîl denir. (76/18)

O insanların etrafında öyle ölümsüz genç nedîmler dolaşır ki, onları gördüğünde, etrafa saçılıp dağılmış inciler sanırsın. (76/19)

Ne yana bakarsan bak, (yığınla) nimet ve ulu bir saltanat görürsün. (76/20)

Üzerlerinde yeşil ipekten ince ve kalın elbiseler vardır; gümüş bilezikler takınmışlardır. Rableri onlara tertemiz bir içki içirir. (76/21)

(Onlara şöyle denir:) Bu, sizin için bir mükâfattır. Sizin gayretiniz karşılığını bulmuştur. (76/22)

Şüphesiz (o gün) takvâ sahipleri, gölgeliklerde ve pınar başlarında, (77/41)

Canlarının çektiği çeşit çeşit meyveler arasındadırlar. (77/42)

(Kendilerine:) “İşlediklerinizin karşılığı olarak şimdi âfiyetle yeyin için” (denir). (77/43)

İşte, biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız. (77/44)

Şüphesiz takvâ sahipleri için de başarı ödülü vardır. (78/31)

Bahçeler, bağlar, (78/32)

Göğüsleri tomurcuk gibi kabarmış yaşıt kızlar, (78/33)

Ve içki dolu kâse(ler). (78/34)

Onlar orada ne boş bir lâkırdı ne de yalan işitirler. (78/35)

Bunlar Rabbinin yeterli bir bağışı, mükâfatıdır. (78/36)

Rabbinin makamından korkan ve nefsini kötü arzulardan uzaklaştırmış kimse için, (79/40)

Şüphesiz cennet(onun) yegâne barınağıdır. (79/41)

Ve cennet yaklaştırıldığında, (81/13)

İyiler muhakkak cennettedirler, (82/13)

Hayır! Onlar şüphesiz o gün Rablerinden (O’nu görmekten) mahrum kalmışlardır. (83/15)

İyiler kesinkes cennettedir. (83/22)

Tahtlar üzerinde bakıp-seyretmektedirler. (83/23)

Onların yüzünde nimetlerin sevincini görürsün. (83/24)

Kendilerine mühürlü hâlis bir içki sunulur. (83/25)

Onun içiminin sonunda misk kokusu vardır. İşte yarışanlar ancak onda yarışsınlar. (83/26)

Karışımı Tesnîm’dendir. (83/27)

(O Tesnîm Allah’a) Yakın olanların içecekleri bir kaynaktır. (83/28)

Şüphesiz günahkârlar, (dünyada) iman edenlere gülerlerdi. (83/29)

Onlarla karşılaştıklarında kaş göz hareketiyle alay ederlerdi. (83/30)

Ailelerine döndüklerinde, (alaylarından dolayı) keyiflenerek dönerlerdi. (83/31)

Onları gördükleri zaman ise: “Bunlar elbette şaşkın-sapıklardır” derlerdi. (83/32)

Halbuki onlar, müminleri denetleyici olarak gönderilmediler. (83/33)

İşte o gün (ahirette) de iman edenler kâfirlere gülerler. (83/34)

Koltuklar üzerinde etrafa bakarlar. (83/35)

Kâfirler yaptıklarının cezasını bulduar mı! (Elbette buldular.) (83/36)

Şüphesiz inanmış erkeklerle inanmış kadınlara işkence edip sonra tevbe de etmeyenlere cehennem azabı ve (orada) yanma cezası vardır. (85/10)

Şüphesiz, iman edip salih amellerde bulunanlara gelince; onlar için altından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük ‘kurtuluş ve mutluluk’ budur. (85/11)

Dilediği şeyleri mutlaka yapandır. (85/16)

O gün öyle yüzler de vardır ki, nimette (engin bir mutluluk içinde)dirler. (88/8)

Harcadığı-çabadan dolayı hoşnuttur. (88/9)

Yüksek bir cennettedir. (88/10)

Orda anlamsız bir söz işitmez. (88/11)

Orda ‘durmaksızın akan’ bir kaynak vardır. (88/12)

Orda ‘yükseklerde kurulmuş tahtlar da vardır; (88/13)

Konulmuş (içecek dolu) kaplar, (88/14)

Dizi dizi yastıklar, (88/15)

Ve serilmiş yaygılar. (88/16)

Ey mutmain (tatmin bulmuş) nefis (89/27)

Rabbine, hoşnut edici ve hoşnut edilmiş olarak dön. (89/28)

Artık, kullarımın arasına gir. (89/29)

Cennetime gir. (89/30)

En çok korunan ise ondan (ateşten) uzak tutulur. (92/17)

O ki , Allah yolunda malını verir, temizlenir. (92/18)

Onun nezdinde hiçbir kimseye ait şükranla karşılanacak bir nimet yoktur. (92/19)

O ancak Yüce Rabbinin rızasını aramak için verir. (92/20)

Ve o (buna kavuşarak) hoşnut olacaktır. (92/21)

Halbuki onlara ancak, dini yalnız O’na has kılarak ve hanifler olarak Allah’a kulluk etmeleri, namaz kılmaları ve zekât vermeleri emrolunmuştu. Sağlam din de budur. (98/5)

Ehl-i kitap ve müşriklerden olan inkârcılar, içinde ebedî olarak kalacakları cehennem ateşindedirler. İşte halkın en şerlileri onlardır. (98/6)

İman edip salih amellerde bulunanlar ise; işte onlar da yaratılmışların en hayırlılarıdır. (98/7)

Rableri katında onların ödülleri, içinde ebedi kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan Adn cennetleridir. Allah onlardan razı olmuştur, kendileri de O’ndan razı (hoşnut memnun) kalmışlardır. İşte bu Rabbinden ‘içi titreyerek korku duyan kimse’ içindir. (98/8)

(Resûlum!) Kuşkusuz biz sana Kevser’i verdik. (108/1)

Sponsor Bağlantılar

Bir önceki yazımız olan Seher Vakti Saati Ne Zaman Başlar Başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Cevapla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Scroll To Top