Buradasınız: Anasayfa / Sorular ve Cevaplar / Kıble Ne Demektir? Hakkında Ansiklopedik Bilgi

Kıble Ne Demektir? Hakkında Ansiklopedik Bilgi

Sponsor Bağlantılar

Kıble Ne Demektir? Hakkında Ansiklopedik Bilgi

Arapça’da yön ve yönelme demektir. İslam’da müslümanların namaz kılarken yöneldikleri Kâbe yönünü dile getirir.

Hz. Muhammed (s.a.s) Mekke’de Kâbe’ye doğru, Kâbe’yi araya alarak ya da doğrudan Beytü’l-Makdis’e yönelerek namaz kılıyordu. Hicretten sonra Medine’de yaklaşık onyedi ay yine Beytü’l-Makdis’e doğru durarak namaz kıldı. Ancak;

“Biz senin yüzünün göğe doğru çevrilip durduğunu görüyoruz. Elbette seni hoşlanacağın bir kıbleye döndüreceğiz. (Bundan böyle) yüzünü Mescidü’l-Haram tarafına çevir. Nerede olursanız yüzlerinizi o yöne çevirin…” (el-Bakara, 2/144) âyetinin gelişinden sonra kıble Kâbe’ye çevrildi.

Görülmesi durumunda kıbleyi doğrudan Kâbe belirler. İslâm bilginleri bu konuda sözbirliği içindedirler. Kâbe’nin görülmemesi durumunda kıblenin nasıl belirleneceği konusunda ise başlıca üç görüş ortaya çıkmıştır. İmam Ebu Hanife’ye göre esas olan Kâbe’nin bulunduğu yöndür. Namaz kılan müslümanın Kâbe yönünde durması yeterlidir. Çünkü özellikle uzak mesafelerde Kâbe’yi tam karşıya alabilmek mümkün değildir.

İmam Şâfiî ve Ahmed b. Hanbel kıblenin yönü değil, Kâbe’nin bizzat kendisi olduğunu, bu nedenle nerede olunursa olunsun bizzat Kâbe’ye yönelinmesi gerektiğini savunurlar. Bu bilginlere göre Kâbe’nin tam karşıya alınmaması durumunda namaz geçerli olmaz. İmam Mâlik’in savunduğu üçüncü görüş temelde imam Ebu Hanife’nin görüşüyle aynıdır. Buna göre Mescidü’l-Haram içinde bulunanların kıblesi Kâbe, Harem bölgesi içinde bulunanların kıblesi Mescidü’l Haram, diğer yerlerdeki müslümanların kıblesi de Harem bölgesidir.

Kıbleye yönelmek namazın farzlarındandır. Herhangi bir yöne doğru kılınan namaz geçerli değildir. Kıbleye yönelerek namaza duran kişi daha sonra yönünü değiştirirse namazı bozulur. Yalnız yüzün kıbleden çevrilmesi ise mekruh olmakla birlikte namazı bozmaz. Kıblenin kesin biçimde bilinmemesi durumunda namaz kılacak kişinin kıbleyi tesbit etmek için araştırma yapması gerekir. Gerekli araştırmadan sonra kıble olarak belirlediği yönde namazını kılar. Bu durumda yön yanlış bile olsa namaz geçerlidir.

Ancak namaz sırasında yönünün yanlış olduğunu öğrenirse kıbleye yönelmesi gerekir. Araştırma yapılmadan kılınan namazda yanlış yöne durulduğu anlaşılırsa namaz yeniden kılınır. Araba, vapur, tren, uçak gibi ulaşım araçlarında namaza başlanırken kıbleye dönülür, aracın hareketi nedeniyle kıbleden sapılması namazı bozmaz. Savaş gibi hayati tehlikenin sözkonusu olduğu durumlarda kıbleye yönelme farz olmaktan çıkar. Bu tür durumlarda herhangi bir yöne doğru kılınan namaz geçerlidir.

Namazdaki gibi farz olmamakla birlikte diğer bazı durumlarda da Kabe’ye, eş deyişle kıbleye yönelmek Hz. Peygamber (s a.s)’in sünneti gereği gelenekleşmiştir. Namaz dışındaki dua ve ibadetlerde, Hac görevinin gereklerinden olan ihrama girilmesi sırasında, cemrelere taş atarken kıbleye dönülmesi gerekir. Cenazeler gömülürken sağ yanlarına yatırılarak yüzleri kıblene çevrilir. Hayvanlar da kesilirken kıbleye doğru yatırın. Tüm bunlar mü’minin ibadet ve fiillerinde Allah’a yönelişini, O’nun hoşnutluğunu arayışını simgeler. Buna karşılık bazı yakışıksız durumlarda kıbleye yönelmekten kaçınılmalıdır. Sözgelimi abdest bozulurken kıbleye yönelinmemesi, sırt dönülmemesi gerekir. Hz. Peygamber (s.a.s)’in, “Biriniz kaza-yı hacet istediği zaman, kıbleyi ne karşısına alsın, ne de arkasına. (Medine’ni) doğusuna ya da batısına doğru dönün” (Nesaî), anlamındaki söz ve davranışlarından kaynaklanan bu tutum, Allah’ı çirkinliklerden tenzihe yönelik bir tutumdur.

Müfessirler, Allah’ın fiillerinin belli bir nedene bağlanamayacağını kabul etseler de hem belli bir kıblenin varlığı, hem de kıblenin değiştirilmesi konusuna ilişkin birtakım hikmetler üzerinde durmuşlardır. Belli bir kıblenin belirlenmesi konusunda üzerinde durulan çok sayıdaki hikmetten en önemlileri müslümanlar arasındaki birlik ve uyumun sağlanması üzerinde yoğunlaşır. Buna göre Allah aralarında bir ihtilaf olduğu vehmini ortadan kaldırmak, birlik ve beraberlik içinde kulluk etmelerini sağlamak için belli bir yön tayin etmiş ve hepsinin o tarafa yönelmelerini buyurmuştur. Mekke’de kıble olarak Beytü’l Makdis’in seçilmesi mü’minlerin müşriklerden ayrılması; daha sonra kıblenin Kâbe yönünde değiştirilmesi de “Senin üzerinde olduğun (Kâbe’ny) kıble yapmamız ancak peygambere uyanları, ökçesi üzere dönenlerden ayırdetmek içindir” (el-Bakara, 2/143) âyetinin de işaret ettiği gibi mü’minlerin yahudilerden ayrılmaları hikmetine bağlıdır.

KIBLE

Başta namaz olmak üzerebazi ibadet ve davranışlardayönelinen taraf, Kabe.
Sözlükte “yön, yönelinen cihet veya şey” anlamına gelen kıble terim olarak müs-lümanların namazda yönelmeleri gereken İstikameti, Kabe’yi ifade eder. Kabe’ye yönelmek ayrıca ezan, ikâmet (kamet), cenazenin defni, hayvan kesimi, dua gibi hususlarda da söz konusudur.
İslâm’dan Önceki Dinlerde Kıble. Ge­rek semavî dinlerde gerekse diğer dinler­de inananların özellikle bazı bedenî iba­detleri yerine getirirken belli bir istika­mete doğru yönelmeleri gerekli görül­müştür. Kutsala doğru olan bu yöneliş, bütün ferdî ve içtimaî alanları kapsama­sına rağmen bir varlığı kendisinden baş­ka bir gerçeklikle ilişkilendirmeyi hedef­lediğinden bütün hakikatlerin bir araya geleceği bir merkez meydana getirir. Kutsalla bir şekilde irtibatlandınlan yer veya yönler insanlar tarafından seçilme­miş, sadece keşfedilmiştir. Çünkü kutsal mekânlar ilâhî bir işaretle belirlenmiştir. Nitekim Kabe’nin yeri Hz. İbrahim’e Al­lah tarafından gösterilmiş [1][431] Kudüs’teki mabedin yeri de Davud’a Tanrı tarafından melek aracılığıyla bildirilmiş­tir.[2][432] Ayrıca hemen bütün dinlerde kutsal kabul edilerek ibadet anında kendilerine yönelinen bu tür mekânlarda mâbedler yapılmak suretiyle kutsallıkları teyit edilmiştir. Öte yandan bu mekânların doğu-batı, kuzey-güney gibi ana yönlerle ilişkileri bulunduğu gibi dünyanın her yerinden İnsanların bura­lara yönelmeleri sebebiyle bizzat kendi­leri de bir yön oluşturmuştur.
Mayalar ibadetlerinde güneşe doğru yönelirlerdi. Sâbiîler, Işık kralının ve Işık âleminin mekânı olduğuna ve nurla kap­lı bulunduğuna inandıkları için diğer iba­detlerinde olduğu gibi namazlarında da kuzeye dönmektedirler. Maniheistler de kâinatın en yüksek ve gök kubbenin orta kısmı kabul ettikleri için ibadetlerinde Ku­zey kutbuna yönelmişlerdir. Harrânîler’in ise Güney kutbuna yöneldikleri bilinmek­tedir. Hinduizm’de tanrılara nisbet edilen özel mekânlar ve coğrafî yönlere yükleni­len mitolojik anlamlar sebebiyle tapmak­lar farklı istikametlere doğru inşa edil­miştir. Ancak bir Hindu sabah kalktığın­da güneşe doğru eğilir ve yüzünü doğu­ya çevirerek sabah ibadetini yapar.
Yahudilikle ibadetler Kudüs’e dönüle­rek yapılmakta olup bu yön “mizra” (do­ğu yönü) olarak adlandırılmaktadır. Ku­düs’ün Dâvûd tarafından Yebûsîler’den alınışından sonra Rab Yahova, Davud’a mabedi inşa edeceği yeri melek aracılığıy­la bildirmiş [3][433] oğlu Süleyman tarafından milâttan önce yak­laşık 950’lerde şetiya taşı üzerine mabe­din inşa edilmesinden itibaren Kudüs Ya­hudiliğin dinî merkezi haline gelmiştir.[4][434] Süleyman döneminde başlayan bu uygulamaya Daniel’in kita­bında da rastlanmaktadır. Onun Bâbil sürgününde dahi odasının pencerelerini Kudüs’e doğru açtığı ve önceleri yaptığı gibi günde üç defa diz çökerek Tann’nın huzurunda dua edip şükrettiği kaydedil­mektedir.[5][435] Kudüs’ü işgal eden Romalılar’ın mabedi yıkmasından, hatta başka milletlerin Kudüs’ü ele ge­çirmesinden ve yahudilerin dünyanın de­ğişik bölgelerine sürgün edilerek dağıl­masından sonra da bütün dönemlerde Kudüs onların ibadet ederken yöneldik­leri dinî bir merkez olma özelliğini koru­muştur.
Kudüs Mâbedi’nin yıkılışından sonra dünyanın farklı bölgelerindeki sinagoglar (beyt hakneset) Önceleri giriş kısımları, sonradan kıbleleri Kudüs’e gelecek şekil­de inşa edilmiştir. Sinagoglarda rulo halindeki el yazması Tevrat tomarlarının muhafaza edildiği, Aron ha -kodes adı verilen ve camilerdeki mihraba benzeyen özel bölümler de Kudüs’e yönelik yapıl­mıştır. Yahudiler sinagoglarda olduğu gi­bi evlerinde de ibadet ederken Kudüs’e doğru yönelmektedirler.
Diğer Sâmî milletler gibi İbrânîler’in te­mel yönünü tesbitte güneşin doğuşu be­lirleyici bir rol oynamış, günlük hayatların­da da doğu yönü onlar için Önemli ol­muştur. Ahd-i Atîk’te bu yöne “mizrah [6][436] mizrah şemeş” (gün doğusu) [7][437] veya sa­dece moşa (yükselmek) [8][438] şeklinde atıflarda bulunulmuştur. Diğer yönler de tanımlarını doğuya nisbetle al­mışlardır. Buna göre batı “arka [9][439] kuzey “sol [10][440] ve güney de “sağ [11][441] olarak nitelendiril­miştir. Kuzey yönü daha çok mitolojik te­malarla ilişkilendirilmiştir.[12][442] Güneşin doğuş yönü “Ön” ola­rak kabul edilmiş, Kudüs Mâbedi’nin doğu kapısı, güneş ışıkları ilkbaharda ve gündönümünde mabedin iç mekânlarına gi­recek şekilde yapılmıştır. Nitekim Heze-kiel’in rü’yetlerinde bu kapıdan “doğuya bakan kapı” ifadesiyle bahsedilmektedir.[13][443] Hıristiyanlar ibadetlerini doğuya yöne­lerek yapmaktadırlar. Çünkü îsâ Mesîh doğuda, Beytlehem’de doğmuş [14][444] onun doğumu üzerine müneccimler doğudan gelmişler, doğumuna işaret eden yıldızları’da doğuda görmüşlerdir.[15][445] Matta İncili’nde isa’nın tek­rar gelişinin de doğudan olacağına işaret edilmektedir.[16][446] Bizans İmpa­ratorluğu döneminde Kudüs hıristiyan-ların eline geçmesine ve onlara göre de kutsal sayılmasına rağmen iik Kıptî ve Doğu kiliseleriyle daha sonraki dönem­lerde Batı kiliseleri doğuya dönük olarak yapılmıştır. Süryânî mimarisinde de bü­tün kiliseler îsâ’nın doğudan geri dönece­ği inancı gereği bu yöne doğru inşa edil­miş, mezbahm orta bölümünde “kduş-kudşin” olarak adlandırılan niş şeklindeki kısım da îsâ’ya taç olarak süslenmiştir.
Beytlehem’de inşa edilen Doğuş Kilisesi doğuda bulunduğundan kilise binaların-daki yön geleneği kökenlerini, yahudi si­nagoglarının Kudüs Mâbedi’ne doğru şek­lindeki coğrafî yönlendirilişinden ziyade Greko-Romen mâbedlerinin doğuya doğ­ru şeklindeki evrensel yönlendirilişinden alır. Genellikle ilk kiliseler bir doğu-batı ekseni üzerinde yönlendirilmiştir. Bunun­la birlikte en eski kiliseler ve IV. yüzyılda­ki büyük Konstantin bazilikalarının girişleri doğuda olmak üzere kıbleleri batıyı gösterecek tarzda inşa edilmiştir. V. yüz­yılla birlikte bu plan, kiliselerin girişleri batıda ve çoğunlukla yarım daire şeklin­deki “altar” denilen çıkıntılı kısımları do­ğuda olacak şekilde düzenlenmiştir. Bu­na rağmen altarın doğuda bulunması, ibadet eden her hıristiyanın yüzünü doğuya döndürmüş olduğu anlamına gel­memektedir. Çünkü modern uygulamaya göre bir kilisede bulunan oturaklar iba­dete katılanların farklı yönlere dönecek­leri şekilde yerleştirilebilmektedir.
Manevî bir sebebe bağlı olmamakla bir­likte daha sonraki dönemlerde kiliselerin doğuya döndürülmesine eskatolojik bir anlam da yüklenmiştir. îsâ’nın tekrar dö­nüşünün doğudan olacağı Matta İncili’n­de ifade edildiğinden (24/27) hıristiyan-iar ibadetlerinde doğuya dönmüşlerdir. İlk bazilikalarda yarım daire şeklindeki çıkıntılı kısımda bulunan ve “insanoğlu­nun İşareti” sayılan geniş bir haç dualar­da odak noktası olmuştur.
Modern İnsanın belirli bir tarafa yönel­me sembolizmini zayıf bulabileceği, ayrı­ca yer darlığı sebebiyle şehirlerde gelene­ğe uygun kilise inşa etmenin zorluğu dik­kate alınarak son zamanlarda kiliselerin pusulasız inşa edilmesi âdet olmuştur.

Bibliyografya :

H. Lesâtre, “Orient”, DB, IV/ll, s. 1866; J. Soustelle, “Les relîgions du Mexique”, Histoire de retig’ıorıs (ed. M. Brillant), Paris, ts., V, 48; Shmuel Himelstein. “Mizrah”, The Oxford Dic-tionary of the Jeıvİsh Reügion (ed. Zwi Wer-blowsky-G.Wigoder), Oxford 1997, s. 474; Elif Keser. Tur Abdin: Süryani Ortodoks Dini Mi­marisi, İstanbul 2002, s. 97, 119; A. Bride, “Eglises”, Cathoiicisme, !!l, 1443-1444; B. 5. Childs, “Orientation”, IDB, III, 608-609; C. Vogel, “Orientaüon of Churches”, rieıv Catholic En-cyclopedia, Washington 1967, X, 766-767; L. Levy. “Eglise”, Eün.,\l, 990; M. Eliade-L E. Sullivan, “Orientation”, ER, XI, 105-108; J. P. Brereton. “Sacred Space”, a.e., XII, 526-535.Ahmet Güç

İslâm’da Kıble.

Diğer semavî dinlerdeki gibi İslâm inancına göre de Allah mekân­dan münezzeh olmakla birlikte özellikle sembolik birtakım bedenî hareketlerin söz konusu olduğu bazı ibadetlerde yön tasavvuru, ibadetin belli bir yöne dönmek suretiyle ifası, gerek ibadet disiplini ge­rekse kişinin manevî bir merkezle bütün­leşmesi açısından gerekli görülmüştür. Bu durum, insanın mutlak ve aşkın olan Allah’la içte ve manevî planda bütünleş­mesi için önemli bir vasıta olduğu gibi bubütünleşme ve birliğin (tevhid) dışta ve sosyal alandaki tezahürü de aynı manevî merkeze yönelen insanların (ümmet) bir­liğini temsil aracı olarak büyük önem ta­şır. Hz. Peygamber’in, “Sizden biri kıbleye yöneldiği zaman Allah’a yönelmiş olur [17][447] ve, “Kim bizim namazımızı kılar, kıblemi­ze yönelir, kestiğimiz hayvanın etini yer­se o Allah’ın ve resulünün güvencesi altın­daki müslümandır; Allah’ın verdiği gü­venceyi bozmayın” [18][448] mealindeki hadislerinden ilki kıblenin iç ve manevî, diğeri de dış ve maddî alan­daki işlev ve önemini ortaya koymakta­dır. Son hadis ve aynı muhtevadaki diğer bazı hadisler [19][449] Resûl-İ Ek­rem’in davetini kabul eden müslümanla-rı diğer din bağlılarından ayıran ve İslâm ümmetine mensubiyetin görünürdeki işaretleri olan belli başlı davranışları açık­lamakta, namazın bir şartı ve parçası ol­duğu halde kıblenin ayrıca zikredilmesi de ona atfedilen önemi göstermektedir.[20][450] Her manevî oluş temelde ferdî bir ma­hiyet taşır. Aynı ruhî ve manevî temayül­lere sahip bulunan insanlar arasında bir­lik ve bütünleşme de ancak ortak maddî ve içtimaî tezahürlerle mümkün olur. Kur’ân-ı Kerîm’de her ümmetin yöneldi­ği bir kıblesi bulunduğuna yapılan vurgu [21][451] maddî ve manevî alan­da ortak şuura bağlı bir toplumun teşek­külünde kıblenin son derece önemli rol oynadığını göstermektedir [22][452] Gerek manevî ferdî derinlik ve ol­gunluk gerekse ortak toplumsal kimlik bakımından namaz ve kıblenin sahip ol­duğu merkezî rol sebebiyle İslâm ümme­tine mensubiyet ehl-i salât veya daha yaygın olarak ehl-i kıble şeklinde ifade edilmiş, din yorumlan ne kadar farklı ve aşırı olursa olsun temel çerçevenin dışı­na çıkmadıkça bütün mezhep ve fırkalar ehl-i kıble olarak müslüman sayılmıştır.[23][453] Kur’ân-ı Kerîm’de kıble kelimesi beş âyette yedi defa tekrarlanmakta [24][454] konuyla il­gili hükümler ayrıca muhtelif âyetlerde [25][455] ve birçok hadis­te [26][456] yer almaktadır. Yûnus süresindeki âyette kıb­le çeşitli yorumlara göre namazda yöne-linecek taraf şeklindeki terim anlamıyla veya mecazen mescid mânasında geç­mekte, Bakara sûresinin 115. âyetinde doğunun da batının da Allah’a ait olduğu, hangi tarafa dönülürse dönülsün Al­lah’ın zâtıyla karşılaşılacağı ifade edil­mektedir. Bakara süresindeki diğer âyet­ler ise (142-150) kıblenin nihaî olarak Ku­düs’ten Kabe istikametine çevrilişini ve bu konuda meydana gelen polemiklere verilen ilâhî cevabı konu edinmektedir. Namaz dışındaki diğer bazı ibadet ve dav­ranışlarda kıbleye dönülmesiyle ilgili fıkhî ahkâm ise daha çok bu konudaki hadis­lere dayanır.
Kıblenin Tahvili. İslâm kaynaklarına göre Kabe Hz. İbrahim’den beri kıble idi. Kıblenin Kabe’ye çevrilmesi üzerine yahu-dilerin takındığı tutumu kınayan âyetler­de [27][457] Ehl-i kitabın gerçeği bilmekte, fakat gizlemekte oldu­ğunun ifade edilmesi müfessirlerce bu hususun onlara gönderilen ilâhî kitaplar­da da teyit edildiği şeklinde yorumlanır.[28][458] İslâmiyet’in zuhu­rundan önce Hanîfler de Kabe’ye saygı gösteriyor ve ona doğru yönelerek na­maz kılıyorlardı.[29][459] Putlara tap­mayan ve ilk müslümanlardan olduğu bilinen Ebû Zer el-Gıfârfnin belirttiğine göre müslüman olmadan iki veya üç yıl önce namaz kılmaya başlamış, hangi ta­rafa döndüğü sorulduğunda da “rabbimin beni döndürdüğü tarafa” cevabını ve-rerek [30][460] belirli bir istikamet aramadığını ifade et­miş, Mekke’ye geldiğinde de Kabe’nin ya­nına gidip Müslümanlığını ilân etmiştir. Hz. Peygamber’in hicretten Önce on yıl boyunca kıble olarak hangi tarafa yönel­diği konusunda kesin bir bilgi bulunma­makta, bu hususta üç farklı rivayet zikre­dilmektedir. Katâde’den nakledilen riva­yete göre Resûl-i Ekrem Mekke dönemin­de Kudüs’e yönelerek namaz kılmıştır. İbn Cüreyc, Resûlullah’ın önceleri Kabe’ye, daha sonra Kudüs’e yönelerek namaz kıl­dığım kaydeder. Bu iki rivayet çerçevesin­de ensann da hicretten önce iki veya üç yıl boyunca Kudüs’e doğru namaz kıldığı belirtilir. İbn Abbas’tan nakledilen ve bu iki görüşü telif eden rivayete göre İse Hz. Peygamber Kabe’yi önüne alarak Kudüs’e doğru namaz kılmaktaydı.[31][461] İbn Abbas, na­mazın mi’rac gecesi Kudüs’e doğru farz kılındığını kaydeder.[32][462] Medineli müslümanlardan olup İkin­ci Akabe Biatı’na katılan ve Resül-i Ek­rem’e ilk biat eden Berâ b. Ma’rûr, Ka­be’ye arkasını dönmeyeceğini belirterekMekke’ye doğru namaz kılarken diğer müslümanlar Hz. Peygamber’in Kudüs’e yöneldiğini ileri sürerek ona uymadılar.
Mekke’ye geldiklerinde Berâ durumu Re-sûlullah’a anlatınca böyle yapmamasını ve bulunduğu kıble üzerine sabretmesini is­temiş, o da Kudüs’e yönelerek namaz kıl­mıştır.[33][463] Bununla birlikte Berâ b. Ma’rûr, hicretten bir ay kadar önce vefat edeceğini hissedince Ka­be’ye doğru defnedilmesini vasiyet et­miştir.[34][464] Mekke dönemiyle ilgili rivayetlerin fark­lılığına karşılık hicretten sonra belli bir sü­re Kudüs’ün kıble olduğu hususunda gö­rüş birliği vardır. Hz. Peygamber Medi­ne’ye geldiğinde Tevrat’ta kendisi hak­kında bilgi sahibi olan yahudilerin çoğun­lukta bulunduğunu görünce onlarla iyi ilişkiler kurup kendisine tâbi olmalarını umarak namazda yine kutsal bir mabe­din (Mescid-i Aksa) yer aldığı Kudüs’e yö­neldi. Bu uygulamanın dayanağı konusun­da Resûl-i Ekrem’in muhayyer bırakıldığı ve onun da belirtilen amaçla tercihini Ku­düs yönünde kullandığı yahut bunu Al­lah’ın emriyle yaptığı şeklinde ulemâ ara­sında iki farklı yaklaşım mevcuttur. Bu iki yaklaşım, aynı zamanda Kur’an’ın sün­neti neshedip etmeyeceği konusundaki görüş ayrılığının da gerekçelerinden biri­dir.[35][465] Medine döneminde Kudüs’ün ne kadar süreyle kıble olarak kaldığı hususuna ge­lince dokuz, on, on üç, on sekiz, on dokuz ay veya iki yıl gibi isnadı zayıf rivayetler [36][466] bir tarafa bırakılırsa ge­nel olarak hicretten on altı veya on yedi ay sonra kıblenin Kabe’ye çevrildiği kabul edilir.[37][467] Bu süre içinde Hz. Peygamber Kudüs’e yönelerek namaz kılmakla birlikte ilgili âyette de. “Biz se­nin yüzünü gökyüzüne çevirdiğini biliyo­ruz. Şimdi seni hoşnut olacağın kıbleye döndüreceğiz” [38][468] denilerek işaret edildiği üzere Kabe’nin kıble yapıl­masını arzulamakta ve bu hususta bir vahiy beklemekteydi. Bu arzunun, yahu­dilerin, “O ve ashabı kıblelerinin neresi ol­duğunu bilmiyorlardı, biz öğrettik [39][469] veya, “O bize muhalefet ediyor, ama kıblemize uyuyor [40][470] şeklindeki sözlerinden duyduğu üzüntüden kaynaklandığı yahut yahudi­lerin İslâm’a girmesinden ümidini kes­mesi, Kabe’nin Hz. İbrahim’in kıblesi olması ve Araplar’ı İslâm’a davet için daha uygun bulması sebebiyle bunu arzuladığı kaydedilir [41][471] Âyetin deva­mında yer alan, “Artıkyüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Siz de -ey inananlar-nerede olursanız olun yüzlerinizi ona doğ­ru çevirin” hükmü bu dua ve beklentinin ilâhî irade tarafından onaylandığını ve kalıcı bir ilke olarak vazedildiğini bildir­mekte, müteakip âyetler de Ehl-i kitap ile müslümanların kıblelerinin kesin bir şekilde ayrıldığını vurgulayarak Kabe’ye dönme hükmünü pekiştirmektedir.[42][472] Kıblenin Kudüs’ten Kabe yönüne çev­rilişinin Öğle veya ikindi namazı sırasında gerçekleştiği ve namazın iki rek’atının Ku­düs’e, son iki rek’atının Mekke’ye yönelik kılındığı, yahut vahyin namaz dışında in­diği ve ilk olarak ikindi namazının Kabe’­ye yönelik kılındığı şeklinde farklı rivayet­ler nakledilmektedir. Ayrıca Hz. Peygam-ber’in Mescid-i Nebevî’de öğle namazını kılarken kıblenin değiştiğine dair bir ri­vayet nakledilirse de Bişr b. Berâ b. Ma’-rûr’un annesini ziyarete gittiğinde Benî Selime Mescidi’nde öğle namazı kıldığı sırada kıblenin değiştiği ve bundan dolayı da buranın Mescidü’l-kıbleteyn diye anıl­dığı rivayeti daha sağlam kabul edilmek­tedir [43][473] İkindiyle ilgili rivayet de Kabe’ye doğru tam olarak kılınan ilk namaz olarak yorumlanabilir.[44][474] Bu sırada Resûl-i Ekrem ile birlikte namaz kılan bir kişinin ensardan ikindi namazını kılmak­ta olan bir grubun yanına geldiği ve ken­dilerine kıblenin değiştiğini söylemesi üzerine onların da dönerek Kabe’ye yö­neldikleri [45][475] aynı du­rumun ertesi gün Küba’da sabah nama­zı sırasında gerçekleştiği ve kıblenin de­ğiştiğini öğrenen müslümanların namaz­da Kabe’ye döndükleri rivayet edilir.[46][476] Her iki yerde de kıb­lenin değiştiğini haber veren sahâbînin Abbâdb. Bişr olduğu kaydedilir.[47][477] İlgili âyetlere de yansıdığı üzere kıble­nin bu şekilde tahvili yahudiler, münafık­lar ve müşrikler tarafından önemli bir po­lemik konusu yapılmış, müslümanlann kendileriyle paylaştıkları kıblenin değiş­mesine yahudiler tenkit ve alayla tepki göstererek, “O (peygamber) bizim kıble­mizi hasetten dolayı terketti, çünkü bi­zim kıblemiz peygamberlerin kıblesidir.
Bizim kıblemiz üzere kalsaydı beklediği­miz peygamber olmasını umardık mü­nafıklar “Doğum yerini özlediği için kıb­lesini değiştirdi. Bir zaman bir kıble, son­ra başkası, ne oluyorlar? müşrikler ise kendi yandaşlarına yönelik, “Dinini şaşır­dı, doğru yolda olduğunuzu görerek size yöneldi, sizin dininize girebilir” şeklindeki sözlerle müslümanlan tereddüde sürük­leyip tahrik etmeye çalıştılar.[48][478] Kur’an, “süfehâ (dar kafalı, be­yinsiz) kimseler” olarak nitelendirdiği bu grupların giriştiği fesat ve dedikodu kam­panyasını sert bir dille eleştirerek doğu­nun da batının da Allah’a ait olduğunu ve Allah’ın dilediğini doğru yola iletece­ğini, müslümanlann başlı başına seçkin bir ümmet kılındığını, kıble değişikliğinin de Hz. Peygamber’e içten bağlı olanlarla iki yüzlüleri ayırt etmek için yapıldığını, bu sebeple kıble tahvilinin inanmayanlara ağır geleceğini bildirdi.[49][479] Bu açıklama muhaliflere bir cevap, müslümanlar için de moral kaynağı oldu. Çünkü herhangi bir yön bizzat kendinden dolayı kıble olamaz. Allah kullan için bir yönü kıble olarak belirlediği için o yön kıb­le olur.[50][480] On­ların, eğer Kabe gerçek kıble ise daha ön­ce kılınan namazların geçersiz olacağı ve o durumda ölenlerin sapıklık üzere öl­müş olacakları şeklindeki iddiaları ve bazı müslümanlann da zihinlerinin bu soru­larla meşgul olması üzerine Bakara sû­resinin 143. âyetinde müminlerin amel­lerinin asla zayi edilmeyeceği belirtilerek şüpheler ortadan kaldırılmış ve inkarcı­lar susturulmuş oldu.
Kıblenin önce Kudüs’e, ardından Ka­be’ye çevrilmesi hem geleneksel olarak Kabe’ye bağlı olan Arap müslümanlan, hem kutsal kitaplarında Hz. Peygamber hakkında bilgi sahibi olan ve onun kendi­lerine muhalefetini inkârları için bahane olarak kullanmaya hazır yahudiler açısın­dan önemli bir sınavdı. Nitekim bu olay üzerine yukarıda işaret edilen tepkileri ve inananları tereddüde sevkedecek tavırla­rıyla münafıklar inkârlarını açığa vurmuş­lar, yahudiler ve müşrikler de küfürlerin­de ısrar etmişlerdir.[51][481] Hicret sonrasında Medine’de siyasî ve hu­kukî kimliğiyle oluşan yeni İslâm toplumu­nun sağlam temellere dayanması açısın­dan dinî mensubiyetin en esaslı tezahür­lerinin başında gelen kıble konusu son derece önemli bir işlev gördü. Bu suretle İslâm toplumuna gönülden bağlı olanlarla olmayanlar kesin şekilde ortaya çıkaraksaflar iyice belirgin hale geldi, kıblenin tahviliyle ilgili son âyette de [52][482] işaret edildiği üzere inkâr ehlinin kıble konusunda müslümanlar aleyhine ileri sürebilecekleri tutarlı bir gerekçeleri kalmadı. Böylece “Allah’ın evi” (beytullah) diye nitelenen Kabe, Allah’ın huzurunda duruşun ve O’na yönelişin en derin ve so­mut ifadesi sayılan namaz başta olmak üzere çeşitli ibadet ve davranışlarda yönelinen, bu bakımdan İslâm ümmetinin birliğinin en önemli tezahür ve sembolü olarak nihaî kıble yapılmıştır.
Fıkhî Hükümler. İster farz ister nafileolsun namaz kılarken kıbleye yönelmek (istikbâl-İ kıble) namazın geçerlilik şartla­rından biri olup bazı zorunluluk ve ruh­sat halleri dışında bu şarta uyulmazsa na­maz sahih olmaz [53][483]Dört mezhebe göre de Mescid-i Harâm’da namaz kılan kimsenin yüzünü ve yönünü bizzat Kabe binasına çevirmesi şarttır. Bu sebeple Mescid-i Harâm’da cemaatle namaz kılı­nırken saflar Kabe’yi çevreler: düz bir saf oluşması halinde Kabe hizasında olma­yanların namazı geçersizdir. Hicr’in Ka­be’den olup olmadığı konusundaki görüş ayrılığına bağlı olarak Hanefîler, Mâlikî-ler’in çoğunluğu ve Şafiî mezhebinde sa­hih kabul edilen görüş sadece Hicr’e yö­nelmeyi yeterli bulmazken Hanbelîler, ba­zı Mâliki âlimleri ve Şafiî mezhebinde bir görüşe göre sadece Hicr’e yönelerek kılı­nan namaz da geçerlidir. Kabe’den uzak­ta olan kimselerin ise Kabe’nin bizzat kendisine değil bulunduğu tarafa yönelmesi yeterlidir. Fakihler, bu yönelişte küçük kaymaları kıbleden sapma telakki etme­mekte ve genel olarak Kabe’nin bulundu­ğu noktadan 45 dereceye kadar sağa ve sola sapmalar bu çerçevede düşünülmek­tedir. Ayrıca kıble olarak Kabe’nin yeri esas teşkil ettiğinden binanın alt ve üst istikametleri de kıble sayılır.[54][484] Kabe’ye uzak bölgelerde kıblenin nasıl tayin edileceği hususu öteden beri fakih-leri fazlasıyla meşgul etmiş bir konudur. Müslümanların namaz kılageldiği cami ve mescidlerin kıblesi hakkında ilâve bir araştırma yapmaya gerek kalmaksızın onların kıblelerine tâbi olmak yeterli sa­yılır. Bunun dışında yön tayiniyle ilgili bil­gi ve tecrübelerden hareketle araştırma yapılarak kıble tesbit edilir. Bu konuda zann-ı gâlib yeterli olup bizzat Kabe’ye isabet zorunluluğu yoktur. Yabancı bir ül­ke veya şehirde bulunan kimse kıble istikametini bilmiyorsa öncelikle o yöre hal­kından kimselere sorarak ona göre hare­ket eder. Doğru söyledikleri hususunda ağırlıklı kanaate ulaşmadıkça bu konuda şahitlikleri geçerli sayılmayan kâfir, fâsık ve çocukların verdiği habere itibar edil­mez. Ayrıca yanında soracak kimse yoksa kapı çalıp sorması da gerekmez. Soracak kimse bulunmaması halinde pusula, yıl­dızlar, güneş ve ay gibi işaretlerden ha­reketle gerekli araştırmayı yapar ve kıb­le olduğuna kanaat getirdiği tarafa yö­nelerek namaz kılar. Kıble yönünü tesbit ehliyeti dinî bilgiyle değil çeşitli araç ve gereçler yahut tabii işaretlerle yön tayini konusunda bilgi sahibi olmakla elde edi­lir. Fukaha bu hususta bilgi ve yetenek sahibi olan kimsenin dinî konularda müc-tehid gibi başkalarının kanaatine uyma­sının, yani başkasını taklit etmesinin caiz olmadığını belirtir. Kıble tesbiti hususun­da bilgi sahibi olmayanların ise başkası­na uymaları gerekir. Uymadan kendi ar­zusuna göre kılması halinde Hanefî ve Mâlikîler’e göre hatalı olduğu bilinmedik­çe namazı geçerlidir. Şafiî ve Hanbelîler’e göre ise kıbleye isabet etse bile namazı yeniden kılması gerekir.
Bir kimse, kendi araştırma ve görüşü­ne göre kıble belirleyip ona göre namaz kıldıktan sonra kıbleyi kesin olarak bilen birisi doğru yönü haber verecek veya ken­di içtihadıyla hata ettiğini anlayıp görüş değiştirecek olursa Hanefî, Şafiî ve Han-belî mezheplerine göre namaz tamam-lanmışsa iade etmez, ancak yeni kılacağı namazı ikinci yöne doğru eda eder. Na­maz sırasında haber verilmiş veya kana­ati değişmişse o tarafa dönerek namazını tamamlar. Mâlikîler’e göre namaz sırasın­da görüşü değişmişse namazı keserek yeniden kılması gerekir. Namazı tamam-lamışsa iade etmesi gerekli değilse de menduptur. Kıble konusunda herhangi bir şüphe duymadan ve araştırmaya ge­rek görmeden namaz kılan kimse daha sonra hata ettiğini anlarsa Hanefî ve Mâ­likîler’e göre henüz tamamlamamışsa na­mazı bozulur. Hanbelîler’e ve Şafiî mez­hebinde bir görüşe göre ise bununla bir önceki durum arasında fark yoktur. Şafiî mezhebinde kuvvetli görüş namazın iade edileceği yönündedir.
Kıble tayini konusunda farklı görüşlere sahip iki kişi birbirine imamlık yapamaz. Çünkü her biri diğerinin hatalı olduğu ka­naatindedir. Bu hüküm dört mezhep fa-kihlerinin genel görüşü olup Ebû Sevr ve İbn Kudâme gibi bazı âlimler, her birinindiğerinin namazının geçerli olduğuna İnanması sebebiyle ona uyabileceği gö­rüşündedir. Yön konusunda ittifak olup da sağa veya soia hafif dönme hususun­da farklı kanaat bulunması uymaya en­gel değildir. Hanefîler’e göre imama uyan kimse namaz sırasında farklı bir kanaate varırsa o tarafa dönemez; zira kasten imama uymadığı için cemaatle namazı bozulur. İmama uyarak namazı tamamla­ması halinde de kendince kıble sayılma­yan bir tarafa yönelerek kıldığı için nama­zı geçersiz olduğundan daha sonra nama­zı yeniden kılması gerekir. Diğer üç mez­hebe göre ise imamdan ayrılmaya niyet ederek namazını ayrı olarak tamamlar.
Kıble tesbiti konusunda bilgi sahibi olan bir kişi havanın bulutlu veya karan­lık olması, bulunduğu yerden dışarı çıka­maması yahut belirtilerin çelişmesi se­bebiyle değerlendirmesinde kesin bir so­nuca varamaması durumunda gönlünün yattığı tarafa yönelerek namazını kılar.
Kabe’ye yönelmenin nasıl gerçekleşe­ceği hususunda fakihler arasında görüş ayrılığı bulunmaktadır. Hanefî ve Şâfiî-ler’e göre bunda esas yüz değil göğsün kıble yönüne dönük olmasıdır. Mâlikî ve Hanbelîler’e göre ise ayakların o tarafa yönelmesi esastır. Yüzün kıbleye yönelik olması dört mezhebe göre de sünnet olup terki mekruhtur. Bu hükümler ayakta ve oturarak namaz kılanlar için söz konusu­dur. Hastalık vb. sebeplerle sırt üstü veya yan yatarak namaz kılmak zorunda olan­ların güçleri yetiyorsa yüzlerini kıble ta­rafına çevirmeleri gerekir.
Dört mezhep imamı hasta, bağlı gibi fizikî bir engeli olan kimsenin kıbleye dö-nememesi halinde kolayına gelecek şe­kilde namaz kılacağı hususunda görüş birliği İçindedir. Şâfiîler ile Hanefî mezhe­binden Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed, kıble şartının ancak o kişiyi kıbleye yönel­tecek birinin bulunmaması halinde düşe­ceğini belirtirler. Kıbleye yönelmeye düş­man veya yırtıcı hayvan korkusu, sel ve yangın gibi dinî bakımdan geçerli sayılan bir engel varsa kişi yönelebildiği tarafa doğru ve gerekirse ima ile namaz kılar. Ayrıca çeşitli mezheplere göre kafile ar­kadaşlarından geri kalma endişesi, bine­ğinden inmesi halinde malının çalınması veya elbisesinin çamura bulanması, yahut yalnız başına kalma veya kendi kendine tekrar binememe korkusu da geçerli bir özür sayılmıştır. Bu çerçevede günümüz­deki nakil vasıtalarıyla yolculuk sırasında da bu şekilde namaz kılınabileceği açıktır. Ancak mümkünse mola sırasında kıl­mak daha uygundur. Dört mezhebe göre imkân dahilinde olması sebebiyle gemi­de farz namaz kılan kimsenin bütün na­maz boyunca kıbleye yönelmesi gerekir. Gemi döndükçe namaz kılan kimse de yö­nünü kıbleye doğru sabit tutmak için dö­ner.
Hz. Peygamber’in uygulamasından ha­reketle fakihler, yolculuk sırasında her­hangi bir özür bulunmasa da binek üze­rinde kıbleden başka tarafa yönelerek ima ile nafile namaz (farz dışındaki sün­netler ve vitir dahil) kılınabileceği husu­sunda görüş birliği içindedir. Şâfiîler ve bazı Hanbelîler, yaya yolcuların da kıble­ye yönelerek başladıktan sonra bu şekil­de nafile namaz kılabileceklerini belirtir­ler. Ayrıca diğer üç mezhebin aksine Mâ-Hkîler. ancak namazın kısa şekliyle kılına­bileceği (kasr) bir yolculukta bunun yapı­labileceği görüşündedir.
Kıbleye yönelmek namaz dışında diğer bazı ibadetler veya ibadet anlamı taşıyan davranışlarda da söz konusudur. Hatta bazı âlimler bunu, “Aksine delil bulunma­dıkça hertaatte kıbleye dönülür” şeklinde bir kural olarak ifade etmişlerdir.[55][485] Hz. Peygam­ber’in ve sahabenin uygulamaları ile tav­siyelerinden hareketle ezan, ikâmet, dua, abdest, teyemmüm. Kur”an okuma, zem­zem suyu içme, uyuma, hayvan kesme sı­rasında kıbleye yönelme ve ayrıca ölmek üzere olan kimseyi kıbleye doğru çevir­mek ve ölüyü kıbleye yönelik olarak göm­mek müstehap kabul edilmiştir. Gerek namazla ilgisi gerekse başlı başına dinî bir sembol olması sebebiyle ezan sırasın­da kıbleye yönelmek özellikle önem taşı­makta, bu sırada kıbleye yönelmemek mütevâtir sünneti terkten dolayı mekruh kabul edilmektedir. Ancak sesin daha iyi duyulabilmesi için belli durumlarda sağa sola yönelmek veya minarede dönmek meşru sayılmıştır.
Açık arazide tuvalet ihtiyacı giderilir­ken kıbleye ön veya arkanın dönülmesini fakihlerin çoğunluğunun caiz görmeme­si. İmam Mâlik ve Şafiî’nin kapalı mekân­da bulunulduğunda, Ahmed b. Hanbel’in ise iki durumda da caiz görmesi, bu ko­nuda birbiriyle çelişen hadis rivayetleri­nin bulunmasından [56][486]ve bunlarla ilgili yo­rumların farklılığından kaynaklanmakta­dır.

Bibliyografya :

Wensinck, el-Mu’cem, “kbl” md.; a.mlf., “Kibla”, £/?(İng.), V, 82-83; Müsned, III, 24; BuhârV’Şalât”, 28, 31-32, “Tefsir”, 14,16-18, “VudıT”, 14; Müslim, “Fezâ^ilü’ş-şahâbe”, 132, “Mesâcid”, 11-13. “Taharet:”, 57,59-60,62; Ebû Dâvûd. “Şalât”, 22; İbn Mâce. “Taharet”, 17-18; Mukatil b. Süleyman. Tefsinı Mukâtü b. Süleyman (nşr. Abdullah Mahmûd Şehhâte), Kahire 1979, I, 143-149; İbn Hişâm. es-Sire, II. 439-440; İbn Sa’d, et-Tabakât, I, 241-243; Ta-berî, Câmi’u’l-beyân (Bulak), I, 399-403; II, 2-21;Kâsânî, BedaY.l, 107-110, 117-121; Fah-reddin er-Râzî. Mefâtihu’l-ğayb, IV, 18-19, 90-140; XVII, 147-148; İbn Kudâme. el-Muğnİ{r\şr. Abdullah b. Abdülmuhsin et-Türkî-Abdül(ettâh M. el-Hulv). Kahire 1412/1992, II, 92-121; Ab-dülkerîm b. Muhammed er-Râfiî, el-^Azlz şer-f\u.’i-Veclz (rışr. Ali M. Muavvaz – Âdil Ahmed Abdülmevcûd), Beyrut 1417/1997, I, 428-459; Kurtubî. el-Câmi\ II, 79-83, 148-163; VIII, 371; Nevevî, Şerhu Müslim, V, 8-11; Karâfî, ez-Zahîre (nşr. Saîd Arâb), Beyrut 1994, II, 113-134; İbn Seyyidünnâs, ‘üyûnü’l-eserinşr. Muhammed el-Îdii’l-Hatrâvî-Muhyiddin Müstû). Medine 1413/ 1992, I, 363-372; Şemseddin İbn Müflih. Kitâ-bü’l-Fürû’ (nşr. Abdüssettâr Ahmed Ferrâc), Beyrut 1405/1985, I, 152, 380-389; İbn Hacer, Fethu’t-bârUSa’d).], 166-170; III, 52-64; XVII, 24-27; Şâmî. Sübülü’t-hüdâ, III, 537-544; Şir-târû, Muğni’t-muhtâcA, 142-147; Buhûtî. Keş-şâfü’l-kınâ’ (nşr. M. Emîn ed-Dannâvî). Beyrut 1417/1997, I, 281-291; Muhammed b. Ahmed ed-Desûki, Haşiye cate’ş-Şerhi’l-kebîr, Kahire 1328,1, 222-230;Şevkânî, Meylü’l-eulârM 185-193;a.mlf.. Fethu’l-kadir, Beyrut 1403/1983,1, 150-158; İbn Âbidîn. Reddü7-mu/ı£âr(Kahire). I, 427-436; Elmaiilı. Hak Dini, I, 477, 521 -540; Cevâd Ali. ei-Mufaşşat, İli, 472-475; J. Burton. The Sources of Islamic Law, Edinburgh 1990, s. 173-183; S. M. Zwemer, “Return to the Old Qibla”, MW, XXVI! (1968), s. 13-19; Akbar Masih, “Quibla and NamaZ”, The Bulletin, 1/3, Hydera-bad 1978, s. 14-23; Bili A. Musk, “Müslim Qiblah Orientation: Toward and Beyond Mecca”, a.e., IX/1-2 (1986), s. 36-53; Shimon Shtober, “Lâ Yajüz an Yaktın fi aI-cAlam Ii-llâhi Qiblatayn: Judeo-Islamic Polemics Concerning the Qibla (625-1010)”, MedieualEncounters,V/1, Leiden 1999, s. 85-98; “İstikbâl”, Mo.F, IV, 61-77; Ah­met Önkal. “Berâ b. Ma’rûr”, DM, V, 470.Ahmet Özel

Kıble Tayini.

Namaz kılarken Kabe’ye yönelmek farz olduğundan kıblenin tayini büyük önem taşır. Bu sebeple İslâm ast­ronomlarının çoğu konu üzerinde çalış­mış, hazırlanan zîc, usturlâbve rubu’ tah­talarına kıble cetvelleri eklenmiştir. Kıble tayini genelde pratik ve bilimsel metot­larla olmak üzere ikiye ayrılır.
1. Pratik Metotlarla Kıble Tayini. Kay­naklarda güneş, yıldızlar ve rüzgâr yardı­mıyla kıblenin nasıl bulunacağına dair çe­şitli bilgiler yer almakta ve bunların ge­leneksel-folklorik nitelikte olduğu görül­mektedir. Astronomi kitaplarından çok dua mecmualarıyla tarihî ve coğrafî eserlerde rastlanan bu bilgiler genellikle gün­düzleri güneşin doğuşu veya batışıyla, ge­celeri ise bazı yıldızların bulunduğu nok­talarla ilgilidir. Meselâ Afrika’nın kuzey­batısında geceyle gündüzün eşit olduğu günlerde güneşin doğduğu, Yemen’de kutup yıldızının bulunduğu, Suriye’de Sü­heyl (Canopus) yıldızının doğduğu, Irak’ta kış ortasında güneşin battığı ve Hindis­tan’da geceyle gündüzün eşit olduğu günlerde güneşin battığı yönler kıbledir. Yine kaynaklarda yer alan bazı şekillerde de rüzgârlara göre kıble tayini yapıldığı görülmektedir.
2. Bilimsel Metotlarla Kıble Tayini. Bîlimsel metotların en basiti Mekke mer­kezli haritalardan faydalanmaktır. Bir usturlâb gibi tahta üzerine çizilen bu tip haritalarda Mekke dünyanın merkezi ola­rak gösterilmekte ve ortasından buraya tesbit edilen hareketli bir ibre yardımıyla (döndürülmek suretiyle) istenilen yerin kıblesi kolaylıkla bulunabilmektedir.
Oldukça basit bir usul de coğrafî koor­dinatlar yardımıyla kıble tayinidir. Önce kıblesi araştırılan yerin boylam ve enlemi belirlenir, ardından bir daire ve bu daire­nin kuzey-güney (KG) ve doğ-batı (DB) çaplan çizilir. Çaplar üzerinde merkezden itibaren doğuya doğru söz konusu yerle Mekke’nin boylam ve güneye doğru en­lem farkları alınıp bu noktalardan çapla­ra paralel birer çizgi çekilir. Paralel çizgi­lerin kesiştiği nokta ile merkez birleştiril­diğinde elde edilen doğru kıbleyi gösterir.
Kıble yönüBu yöntem Bettânî, Ebü’l-Hasan İbn Yûnus, Ali Şah el-Buhârî el-Müneccim, Ali Kuşçu ve Mîrim Çelebi gibi âlimler ta­rafından kullanılmıştır. Pratik metotlarla
ve nisbeten bu usulle de yapılan kıble ta­yinleri ancak yaklaşık bir yön belirleyebil­mekte, asıl kesin çözüme ise trigono­metrik hesaplarla ulaşılabilmektedir.
Matematiksel ifade ile herhangi bir yerin kıblesi, Mekke ile o yerin enlem veboylamlarının trigonometrik fonksiyonu­dur.
Şekildeki P herhangi bir yeri, M Mekke’yi, N kuzey kutbunu ve AB ekva­toru göstersin. P ve M’den geçen merid­yenler sırasıyla NPA ve NMB’dir. Mate­matiksel terimlerle P’ye göre kıble P ve M boyunca çizilen hat ile tanımlanır. PM hattı ile NPA meridyeni arasındaki q açısı kıble inhirafı (sapması) olarak adlandırılır. 9 bulunulan yerin enlemini (PA yayı), cpm Mekke’nin enlemini (MB yayı) ve AL de boylamlar arasındaki farkı (AB yayı) gös­tersin. Bu durumda q açısı <p, cpm ve AL’nin bir fonksiyonudur ve küresel trigonomet­ri ile tesbit edilir. Buna göre modern formul şöyledir: İs­lâm astronomları tarafından verilmiş olan çözümler bu değere çok yakındır.
Kıble yönünün tayini için kesin çözüm­lerin genelde trigonometri ağırlıklı olma­sına karşılık bazı astronomlar çözümlerin­de Menelaus teoremini kullanmışlardır. Bunlardan Bîrûnî. Tahdîdü nihâyâti’l-emâkin adlı eserinde diğerlerinden farklı bir medot önermekte ve önerdiği ilginç çözüm küresel trigonometri alanında İs­lâm bilim adamlarının ne kadar ilerlemiş olduğunu göstermektedir. Bîrûnfnin yön­temi dörtyardımcıyayile değerinin bulunmasıdır. 8t gündüz daire­sine olan uzaklık yayı, 62 Mekke’nin ufkuna göre düzeltilmiş bölgesel enlem, 83 enlem düzeltimi, 04 iki yer arasındaki mesafedir.
Halîlî bu formülle kırk dört önemli yer için kıble tayini yapmış ve bunları tablo­lar halinde vermiştir.
Günümüzde pratik ve bilimsel metot­ların dışında -aslında bilimsel metotların pratik sonucu olarak en kolay ve en ha­tasız kıble tayini, namaz vakitlerini gös­teren duvar takvimlerindeki “kıble saa-ti”nde gölgelerin uzandığı yöne dönmek­le yapılmaktadır.

Bibliyografya :

Bîrûnî, The Determination of the Coordinates of Cities(Uc. \aml) Ali], Beirut 1967, s. 12-13, 199, 241-263; J. B. Delambre. Historie de l’as-tronomie du moyen âge, Paris 1819, s. 57-60; L. A. Sedillot, Prolegomenes des tables astro-nomiqu.es d’Oloug -Beg: Traductlon et com-mentaıre, Paris 1853; E. S. Kennedy. A Com-mentary upon Bîrûnî’s Kitâb Tahdîd al-Ama-kin, Beyrut 1973, tür.yer.;G. Rudloff-A. Hoch-heim, “‘Die Astronomie des Mahraüd ibn Mu-hammed ibn ‘Omar al-Ğagmini”, ZDMG, XLVI! (1893), s. 213-275; C.Schoy. “Abhandlung des al-Hasan İbn al-Hasan ibn al-Haitam (Alhazen) überdie Besümmungder Richtung der Qibla”, a.e., LXXV(1921], s. 242-253; a.mlf., “Abhan-dlung von al-Fadl b. Hatim al-Nairizi über die Richtung der Qİbla”, SBAW(1922), s. 55-68; a.mlf.. “Kıble”, İA, VI, 668-671; D. A. King. “ibn Yûnus’ Very Useful Tables for Reckoning Time by the Sun”, Archive for History ofExact Science, X, Heîdelberg 1973, s. 342-394; a.mlf.. “Al-KhaJili’s QİblaTable”, J/VES(1975). s. 81-122;a.mlf.,”Kibla”, £/2(lng.), V, 83-88;a.mlf.. “Astronomy and Islamic Socieıy: Qibla, Gno-monics and Timekeeping”, Encyclopedia of the History of Arabİc Science (ed. Roshdi Rashed), London 1996, 1, 128-184; E. S. Kennedy – Y. İd.. “A Letter of al-Birüni: Habash al-Hasîb’s Analemma for the Qibla”, Historia Malhemat-ica. I, California 1974, s. 3-11; E. M. Bruins, “Piolemaic au Islamic İYigonometry: The Prob­lem of Qibla”, MTÜA, IX/1-2(1991). s. 45-68; Ahmad S. Dallal, “ibn al-Haytham’s Universal Solution for Findİng the Direction of the Qibla”, Arabic Sciences and Philosoph, V, Cambridge 1995, s. 145-193. Yavuz Unat

Sponsor Bağlantılar

Bir önceki yazımız olan İmamın Rükuda iken sonradan Gelenleri Beklemesinin Hükmü Başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.


Etiket: kıble ne demektir

Cevapla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Scroll To Top