Buradasınız: Anasayfa / Sorular ve Cevaplar / İnsan Duada olmayacak şeyleri istememeli

İnsan Duada olmayacak şeyleri istememeli

Sponsor Bağlantılar

İnsan Duada olmayacak şeyleri istememeli

Duâda Rabbimizin hikmetine aykırı düşmeyecek şeyleri istemeli, İlâhî kanunlara aykırı düşecek istek ve niyazda bulunmamalıdır. Meselâ, yâ Rabbi, kışları kaldır, bütün zaman yaz olarak devam etsin, yahut benim bütün istek ve arzularım tümüyle elime geçsin, ne merde, ne de nâmerde muhtaç olmadan yaşayayım, gibi isteklerle bulunmak, İlâhî kanunlara zıddır. Rabbimiz kışı da, yazı da devam ettirecektir. İnsanları birbirinden farklı şekilde yaratmış, birini diğerine muhtaç kılmıştır. Tâ ki, yardımlaşma ve teavün hikmeti meydana gelsin. Bunların yok olmasını istemek mânâsına gelecek duâlar elbette kabûl olmaz, redde mâruz ve mahkûmdur.
Nitekim adamın biri ellerini açmış:
Yâ Rab, beni nâmerde değil, merde bile muhtaç eyleme, diye duâ ediyormuş. Bunu duyan Hazret-i Ali şöyle ikâzda bulunmuş:
Kardeşim, Allah’dan hikmetine uyacak şeyleri iste. Uymayacak şeyleri değil. Bir insanın kimseye muhtaç olmadan yaşaması mümkün değildir. Sen ne merde, ne de nâmerde muhtaç olmadan yaşanacak bir hayat düşünebiliyor musun? Şayet böyle yaşamak mümkün olsaydı, insan da hayvanlar gibi dağlarda, derede tek başına yaşar, hemcinsleriyle bir araya gelip de yardımlaşarak köyler, şehirler kurma ihtiyacında olmazdı. Sen şöyle duâ et: Yâ Rab, beni nâmerde muhtaç eyleme!
Demek ki Rabbimizden her şeyi isteyebiliriz. Ama istediğimiz şey hikmetine aykırı olmamalı, adâletine zıd düşmemelidir.
Zaten Cenâb-ı Hakk’ın hazinesi kullarınki gibi hudutlu ve fakir değildir. Kullardan çok şey istenmez. Yahut istendiği takdirde hazinesinde azalma, servetinde eksilme olur. Lâkın Rabbimizin hazinesinde azalma olmayacağından, hikmetine uygun düşen her şey kolayca istenebilir. Mahzur teşkil etmez. Yeter ki, hayırlı şeyler istensin, sadece dünyaya ait değil, âhiretimize yardımı olacak şeyler de talep edilmiş olunsun.
Nitekim Musâ Aleyhisselâm Tûr’a giderken bir adamın şöyle bir dileğine muhatap olmuş. Adam diyormuş ki:
Yâ Musâ! Rabbimden üç isteğim var, söyle bu duâmı kabûl etsin.
İsteğini de şöyle sıralıyormuş:
1 Benim gözlerim görmüyor, açılmasını diliyorum.
2  Çocuğum olmuyor, bir oğlan evlâdı istiyorum.
3  Bir de fakirim, fakirlikten çok çektim. Hiç olmazsa doğacak oğlum fakir olmasın, onun zengin olmasını diliyorum.
Musâ Aleyhisselâm Tûr’da bu kulun üç dileğini nakledince Rabbimiz:
Üç dileğini birden kabûl etmem. Tek şey istesin, birini kabûl edeceğim, buyurmuş. Musâ Aleyhisselâm da adama bunu duyurunca düşünceye dalan adam, üç isteğini tek dileğin içine sıkıştırarak bu defa da şöyle açıkgözce duâda bulunmuş:
Yâ Rab, oğlumun altın tasla su içtiğini gözlerimle görmeyi diliyorum.
Böylece hem gören göz, hem oğul evlâdı, hem de altın tasla su içecek kadar da zenginlik dilemiş oluyormuş. İnsan dileklerini böyle hep dünya işine hasretmemeli, ebedî âhireti düşünmelidir.
Bunların hepsinin de dünyada kalacağı, kendisi âhirette ebedî olacağı gerçeği hatırdan çıkarılmamalıdır.
Mâneviyat büyüklerinin bizlere kadar gelmiş olan duâlarında hep âhireti istediklerini, Cehennem’den kurtulup Cennet’e kavuşmayı hedef aldıklarını görmekteyiz. Onlar Yaradanlarına karşı kendilerini dâima suçlu bulmuş, her zaman aflarını, mü’minlerin de afvını dilemiş, yâni âhiret saâdetini esas almışlardır. Dünyevî istek ve arzular, duâlarında esas olmamıştır. Mânevî tarafı zayıf olanlardır ki, hep para pul, altın gümüş, dünyevî istirahat ve bedenî huzur dilemekte, sanki bunları gaye edinmiş gibi fâni isteklerin içinde boğulup kalmaktalar.
Halbuki, dünyevî isteklerin hepsi de yine dünyada kalmakta, âhirete pek bir şey gitmemektedir. Nitekim mânen ilerlemiş bir karı-koca son derece fakirce bir hayat yaşamaktaymışlar. Bir gün dindar hanımın sabrı tükenmiş, müttakî beyine:
Ne olur duâ et de, içinde kıvrandığımız şu fakirlikten bir nebzecik olsun kurtulalım, demiş.
Sabrının mükâfatını âhirette bekleyen zât:
Hanım, demiş, bizim bu dünyevî sabrımız uhrevî servetimize zenginlik getiriyor; istersen sabrımıza devam edelim, âhiret saâdetini kâfi bulalım…
Ancak hanım ısrar edince kollarını kaldırıp duâ eden zâtın eline ansızın bir altın kerpiç düşüvermiş. Hanım şaşkın şaşkın bakarken imanı kuvvetli zât izah etmiş:
İşte bu altın kerpiç Cennet’teki köşkümüzün duvarına konmakta olan kerpiçlerden biridir. İstersen sabrımıza devam edelim, köşkümüzün bir kerpici eksilmesin, istemezsen bu kerpici burada kullanalım, Cennet köşkümüzden bir kerpiç eksik olsun.
Hanım feryad etmiş:
İstemem, kerpiç yerine gitsin.
Nitekim öyle de olmuş.
Ahmet Şahin.

Sponsor Bağlantılar

Bir önceki yazımız olan Cunnilingus (oral ilişki) Caiz Midir Caiz Değilmidir? Başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Cevapla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Scroll To Top