Buradasınız: Anasayfa / Sorular ve Cevaplar / Fert olarak, Cemiyet, Millet olarak nasıl terakki edebiliriz ?

Fert olarak, Cemiyet, Millet olarak nasıl terakki edebiliriz ?

Sponsor Bağlantılar

Fert olarak,cemiyet,millet olarak nasıl terakki edebiliriz ?
Hakîki olarak terakki nedir? Şimdi medeniyetdenilen beşeri harekâtın en son ufku neresidir?

Terakki (İlerleme)hakikaten çok konuşulan bir husustur . Gazetelerde,radyoda, televizyonda,halkın arasında,kahvelerde,ocakta,bucakta her yerde terakkiden ilerlemeden,insanlığın ilerlemesinden bahsedilir. Bu ilerleme ile neyi kast ediyoruz, evvela onu tesbit etmek lâzım. Mesela ben terakki diyorum ne anlıyorum?

Sen terakki diyorsun ne anlıyorsun. Meselâ ben hür bir idare dediğim zaman bir şey anlıyorum. Sen de ayrı bir şey anlıyorsun. Evvelâ kelimeleri çok iyi bilmek lâzım. Ben terakki diyorum. Cemiyetin saadetini,selâmetini,iffetini,namusunu,huzur içinde yaşamasını düşünüyorum. Bir başkası terakki deyince fabrikaların çıkardığı dumanı düşünüyor,makinaların gürültüsünü düşünüyor. Avrupalı varoluşçu da,Eksistansiyalist te “fabrika cemiyetin hayatını tehdit ediyor” diyor. Yani herkesin terakki anlayışı değişiyor . Binaenaleyh meseleyi çok iyi anlamak lâzım.

Terakki; arapça bir kelimedir. Yükselme kökünden,yükselme mânâsına gelen bir kelime kökünden gelen tef’il babından bir kelimedir. İnsanın âdeta merdivenin basamaklarına basıyor gibi yükselmesi demektir. Bir ipten tutunup,semaya doğru yükselmesi demektir. Tabi bu kelime lügat mânâsından alınmış,cemiyetin hayat tarzı,hayat standardı,yaşayış kanunlarına tatbik edilmiş. Veya yaşayış kanunlarının seviyeli olmasına bir ad olarak vaz edilmiştir. Biz müterakki bir cemiyet, ileri bir cemiyet dediğimiz zaman bu cemiyetten şunları anlıyoruz: Bu cemiyetin aile hayatına ait meseleleri halledilmiştir. Bu cemiyetin içtimaî hayatına ait çok meseleleri halledilmiştir. Bu cemiyetin hayatını tehdit eden kendi milleti içindeki unsurlar yok edilmiş veya azaltılmıştır. Bu cemiyet içinde hastalık sıfıra doğru gitmektedir. Bu cemiyet içinde daha çok hastaneler yapıp,tabipler,hekimler yetiştireceklerine, hıfzıssıhha prensipleriyle, hijyen dedikleri prensiplerle daha ziyade hastalık gelmeden hastalığın önü alınmıştır. Bu cemiyet içinde aşağı tabaka yukarıdan memnundur. Yukarı aşağıya karşı saygılıdır,hürmetlidir.sevgilidir. Sevgiyle dolup taşmaktadır. Bu cemiyet içinde aile cennet köşelerinden bir köşedir. Bu cemiyet içinde fert rahatlıkla sokaklarda gezebilir. Hırsızlık endişesi yoktur,soygunculuk endişesi yoktur. Bu cemiyet içinde hükümet,falanın,filanın bâğî veya tâğî şeklinde baş kaldıracağı, kendisini yıkacağından endişeli değildir.Umumun reyi ile başa gelmiştir.Umumun tasvip edeceği prensipleri yaşamaktadır.Allah’ı hoşnut edecek istikamettedir. Biz müterakkî bir cemiyette bunu anlıyoruz. Teknik sadece buna hizmet edecektir.İnsanlığın hayatına zarar vermeyecek,sıhhatına zarar vermeyecek şekilde teknik de makbuldür. Yoksa teknik insanlığın hayatını tehdit ediyorsa,huzuru için bir tuzak ise insanlığın o teknik esasen vahşilerin yapacağını yapıyor demektir.

Terakkiyi çok iyi anlamak lâzım. O bakımdan beşer terakki edebileceği en son ufka Resulü Ekrem devrinde(S.A.V.), Hazreti Ebu Bekir ve Hazreti Ömer devrinde ulaştı. Adiy ibni Hatim meseleyi anlatırken diyor, “Eşkiyadan,fakru zaruretten Resul-i ekrem(A.S.M.)’e şikayette bulunuldu.”Ya Rasülallah bagiler var yollarda soygunculuk yapıyorlar.” denildi. Ve birisi de fakru takatten şikayet etti:”Ya Resulallah geçinecek şey bulamıyoruz. Zaruret içinde çırpınıp duruyoruz.” dedi.

Allah Rasülü(S. A. V.) gerçek İslâm ruh ve şuurunun gönüllere hakim olduktan sonra bu problemlerin hepsinin halledileceğini söyledi. Ve şöyle buyurdu: ” Bir gün gelecek ta Haderat-il mevtten Yemen’e kadar,veyahut San’adan Şam’a kadar tek başına bir kadın hevdeci içinde gidecek. Fakat hiç bir endişesi olmayacaktır.” Bir kadın ta oradan kalkacak bin kilometrelik bir mesafeyi katedecek. Fakat kimse ona elini uzatmayacaktır. Adiy, Allah’a yemin ederek söylüyor. “Ben Allah’a kasem ediyorum ki,Resulü Ekrem’in o zaman dediği şeyi istiğrab ve istib’ad etmiştim. ‘Bu olur mu?’ demiştim. Fakat ben şu gözlerimle bunun olduğunu gördüm. Bir kadın çok rahatlıkla bin kilometre, ikibin kilometre mesafe katediyor gidiyordu da fakat ona kimse ilişmiyordu. Mallar açık meydandaydı,ama kimsenin malı çalınmıyordu. Kapılar açıktı. Bunu çok iyi görebilmek için Cenab-ı Hak nasip etti canan eline bir iki defa gitmeyi müyesser kıldı . Müslümanlığın onda birini yaşayan bir yerdir orası. Dünyanın sair yerlerinde müslümanlık % bir yaşanır. Orada onda bir yaşanır,onda on değil,onda on dünyanın hiç bir yerinde yoktur. Onda biri yaşanıyor. Bununla beraber benim gördüğüm şey şudur:

Dükkânları çok rahatlıkla bırakıp camiye gidebilirler, înci boncuk vesaire çok kıymetli eşya da vardır. Saatler de vardır, Eğer taşradan gelenler,Yemenli bir Hırsız çalmazsa orada hiç bir şey çalınmaz. Görürsünüz bunu.Resulü Ekrem (A.S.V.)’ın saadet asrında attığı taş bu güne kadar mevceler meydana getirmiştir. Bu günün sahilinde dahi bunun büyük tesirini görüyoruz. Bir de ondort asır ötesine gidilirse nasıl bir huzur ve saadet devri geldiğini varın siz kıyas edin. Tabi o devletin başında esasen aşağı tabakanın tenkit etmeyeceği kimseler vardır. Bunu bir konferans münasebetiyle arzetmiştim. Vaktinizi alıyorum arzedeyim. Meseleyi bana uzun sorduğu için uzun ben de arzediyorum.

Gerçek terakki halk tabakasıyla idareciler arasında avamca tabiriyle çok ciddi bir kontağın kurulması,tatlı bir münasebetin teessüs etmesi,yu kardan sevginin inmesi, aşağıdan hürmetin yükselmesi şeklinde olacaktır. Aşağı yukarıya katiyyen itimad edecektir; paranın çarçur olmadığına,israfın olmadığına,meselelerin İslâm ekonomisi üzerine müesses olduğuna itimad edecektir. Yukarı da aşağıya katiyyen itimad edecektir ki Ben hak ve hakikat istikametinde icrayı faaliyetde bulunduğum müddetçe kimse bana baş kaldırmayacak ve isyan etmeyecektir. Hazreti Ömer (RA) Rasul-i Ekrem aleyhisselâtü vesselâm vefat buyurduktan 2 sene küsur ay kadar sene sonra halife oldu. 10 küsur senede bunu devam ettirdi.Efendimizden,10 sene 13 sene 15 sene uzaklaştıktan sonra yine bu saffet,bu sadelik bozulmamıştı. Halkın en fakiri kadar

Hz.Ömer(RA) Hazretleri bir şey yiyor,birşey giyiyor,ona göre vaziyet alıyordu. Mevsuk şeyler var bu mevzuda. Müsaadenizle bir-iki tanesini arzedeyim. Meselâ şunu görüyoruz herkes halifenin ne giydiğini,sırtında olan şeyin neden ibaret olduğunu çok iyi biliyor. Hz. Ömer minbere çıkıyor hutbe îrad etmek üzere,tam hutbesini irad edeceği zaman” Dinleyin, belleyin.” diyor. Birden bire cemaatin çok iyi tanıdığı birisi, -bir kitapta bunun Selmân-ı Farisî olduğunu gördüm.- Hemen kılıcın üzerine dayanarak kalkıyor,”Hayır” diyor.”Ne dinliyorum,ne de belliyorum.” Millet biliyordu ki Selman, Hz. Ömer’i çok sever. Ama niçin burada baş kaldırdı? Hz. Ömer “Niçin?” diyor. Selman ” Dün ganimetten sen herkese kumaş dağıttın,bez dağıttın. Bana da bir parça verdin. Kendime bir gömlek yapamadım. Görüyorum ki sen o uzun kametine,kâmet-i bâlâna bir gömlek çıkarıvermişsin. Belli ki hırsızlık yapmışsın. Sen çalmışsın milletin malını” deyince Hz. Ömer tebessüm ediyor. Raiyyeti içinde böyle eğrildiği zaman kendisini düzeltecek hüşyar,cesur,şecaatli insanların bulunmasından memnundur esasen. Oğluna işaret ediyor.”Oğlum, Şu gömleğin macerasını bir anlatıver bunlara.” diyor.

İbn-i Ömer kalkıyor,ayak üstüne doğruluyor. “Evet. Babam, kendisine ve bana düşen iki parça kumaşla eve geldi. Ben benimkini bana gömlek yapamadım. O da kendininkini kendisine gömlek yapamadı . Halk huzuruna çıkarken,iyi bir elbise ile çıksın diye ben kendi parçamı, kumaşımı ona verdim.İşte Ömer’in sırtındaki gömleğin macerası budur.” deyince Selman,tekrar başını kaldırıyor ve haykırıyor.”Ey Allah’ın Peygamberinin Halifesi işte şimdi dinliyorum.”diyor. Bu devlet reisidir. O devirde devletin bütçesine gelen de Türkiye’nin birkaç senelik bütçesi kadardır. Çok geniştir. O devri Mevlânâ Şibli derin tahkikatıyla anlatırken Medine’de bizzat Hz. Ömer’in nezaretinde kırkbin at besleniyordu,harbe iştirak etmiyordu. Fevkalâde halde kullanılacaktı. Devletin gücünü o güne göre varın tasavvur edin. Bu güçlü devletin reisi,lideri o vaziyetti idi. Hz.Ali bir sözü var: “İnsanlar içinde insanlardan bir insan ol. “der.Ömer,insanlardan bir insan idi. Ebu Bekir ondan geri değildi. Osman ondan geri değildi. Ali ondan geri değildi. Size bir de valisini arzedeyim . Huzur nasıl oluyor,müterakki bir cemiyet nasıl oluyor düşünelim. Said ibni Amr, Hz. Ömer tarafından nasbedilen bir âmil,bir vali idi. Ömer Eyalete mektup yazdı.” Bana eyaletin fakirlerinin listesini gönderin.” Liste gönderildi. Listeyi benim kâğıdı aldığım gibi aldı,okudu. Birden bire ürperdi. Listenin başında,fakir listesinin başında Said ibni Âmir’in adı yazılı idi. Hz.Ömer Bu kimdir? başka Said ibni Âmir varmı? dedi. “Hayır Bizim valimizdir o.” dediler Vali o beldenin en fakir insanıdır. En az maaşı alır, “ben bu kadarlıkla iktifa ederim,milletime hizmet etmekle mükellefim”der. Bu raiyet,çobanını sever,idarecisini sever, idarecisi raiyetine çok bağlıdır,çok saygılıdır, İşte asıl müterakki cemiyet budur. Burada Nebiler nebisinin kürsisinde böyle nâsezâ,nâbecâ sözleri sarfedip,kulaklarınızı tırmalamak istemem ama. Sosyalizm aşaması,komünizm aşaması,huzur devleti filan hülyalarına sizin karnınız toktur. Ben de benimkinin tok olmasını arzu ederim. Böyle hülyalara kulak asmamak lâzım. Realite planında müterakkî devlet,müterakkî millet bir kere arz-ı dîdâr etmiştir. Ve sonra peyderpey kendisini göstermiş, Yeniden müslümanlar müterakkî bir millet haline gelmek istiyorlarsa;sadrı İslâm’a dönsünler. Nebiler nebisinin arkasında yerlerini alsınlar. Benim terakkî anlayışım budur.

Sponsor Bağlantılar

Bir önceki yazımız olan Hangi durumlarda oruç tutmak farz değildir? Başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.


Etiketler: gercek-terakki-nedir-fert-ve-toplum-olarak-nasil-terakki-edebiliriz-beserin-terakki-edebilecegi-en-son-ufuk-neresidir

Cevapla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Scroll To Top