Buradasınız: Anasayfa / Sorular ve Cevaplar / Ekmeğin Hikayesi (Ekmeğin Çilesi)

Ekmeğin Hikayesi (Ekmeğin Çilesi)

Sponsor Bağlantılar

Ekmeğin Hikayesi (Ekmeğin Çilesi)
Ekmeğin gözyaşları hikayesi
ekmeğin gözyaşları hikayesi

 

Benim adım ekmek İster zengin olsun, ister fakir, herkesin sofrasında bulunurum O kadar alışılmış, o kadar bilinen bir şeyim ki, sofradaki varlığımın farkına dahi varmazlar Ziyafet listelerinde adıma hiç rastlamazsınız; lakin, bensiz yemek yavan ve tatsız olurdu kuşkusuz Benim en yakın dostlarım çocuklardır; okuldan eve gelir gelmez beni isterler

Lakin bazı kimselerde vardır, önemsemezler beni, sofrada yarım bırakarak yemekten kalkarlar!

Halbuki beni elde etmek adına ne çabalar harcanır!

Benim hikayem hayli uzundur Önceleri, elde edildiğim buğday tanesi, bugünki gibi unla dolu değildi Eskiden buğday, taneleri hayli küçük olan, yabani bir tahıl ürünüydü.Her hasat sonunda, en iri taneli buğdaylar tohumluk olarak seçile seçile bugünki  dolgun başaklar elde edildi Geçmişteki insanlar, geleceğin ekmeği uğrunda, nice zaman buğdaylarını tohumluğa ayırıp ekmek sıkıntısı çektiler Bugün bile en verimli tohumlukları ayırıp üretmek için, hala araştırmalar yapılıyor, laboratuvarlarda harıl harıl çalışılıyor, değişik çiçek tozlarıyla denemelere girişiliyor ve bütün bu çabalar, çoğu zaman da başarısızlıkla sonuçlanıyor.

Hele beni buğday tanesinden elde etmek için harcanan o emekler!… Diyebilirim ki ben, ağırlığımca insan alınterinin ürünüyüm.Gerçi makine, beni üretenlerin çilesini hayli hafifletti, ama yine de tamamıyle ortadan kaldıramadı.

Benim için didinenlerin başında köylü gelir elbet… Ürün kalkar kalkmaz, köylünün toprağını yeni ne hazırlaması gerekir Önce toprak, evlek evlek sürülür.Tarla, sonbahar yağmurlarını içip de kuruduktan sonra, toprağın hafiflemesi ve iyice karışması için sürgülenir Sürgü çekme bittikten sonra, tohum elle ya da makineyle ekilir

Ekilen buğday tohumu, kışı, çoğunlukla kar örtüsünün altında, dondan korunarak geçirir. İlkbaharda o, henüz birkaç santimetre boy atmış, ince bir sap halindedir Toprağa daha kuvvetle kök salmasını ve bir tek tohumluk tanenin birçok başak vermesini sağlamak için bu saplar kırılır Yine ilkbaharda, bitkinin zayıfsa gelişmesi ve hastalıklarla zararlı otlardan korunması için gerekli bakım işleri yapılır.

Eğer her şey yolunda gitmiş de başakları şiddetli yağmurlar çürütmemiş, sert rüzgarlar yatırmamışsa, sıra hasada gelir Büyük işletmelerde, buğday yerinde biçilip dövülür Aksi halde, biçildikten ve demetlenip dokurcun haline getirildikten sonra dövülmek üzere harman yerine veya iyice kurutulmak üzere ambarlara taşınır Buğday tane haline geldi mi, köylü için işin zor kısmı bitmiş demektir Ancak, bu buğdayı ayıklamak, temizlemek, rutubetten ve böcek, fare gibi zararlı hayvanlardan korumak lazımdır.

Nihayet, kupkuru ve tertemiz duruma gelen buğday, dövülmek üzere değirmenin yolunu tutar…

Şimdi vazife sırası değirmencinindir Değirmen taşlarıyla ya da silindirli ezicilerle donatılmış değirmende buğday, irmikle kepek karışımı bir un haline gelir Elek makinelerinde de bu un, kepek ve irmikten ayrılır.”

Bu aşamadan sonra da fırına yolculuk başlar Fırında un yoğurulup hamur haline getirilir, mayalanır, sonra pişirilmek üzere fırına salınır.

İşte, fırıncının tezgahı üzerinde ya da vitrininde görüp imrendiğimiz, nar gibi kızarmış, mis gibi kokan ekmeğin öyküsü…

Evet, bir parça ekmek için çekilen çileler, harcanan çabalar bunlar…

İnsan emeğinin ve alınterinin sembolü olan bu kutsal nimeti, lütfen artık sofrada yarım bırakmayalım!…

Onun bir dilimi için yollara düşüp can veren Afrika halkı ve çocuklarını unutmayalım!…

Ve bu öyküde sahne alan tüm elemanlara saygıdan, lütfen artık israf etmeyelim…

Selametle Kalın….

Sponsor Bağlantılar

Bir önceki yazımız olan Hikmetli Konuşma Yolu Başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.


Etiket: ekmeğin hikayesi

Cevapla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Scroll To Top