Buradasınız: Anasayfa / Sahabeler ve İslam Alimleri / İmam-ı Şarani Kimdir

İmam-ı Şarani Kimdir

Sponsor Bağlantılar

İmam-ı Şa’ranî Kimdir ? Hayatı
Abdülvehhâb-ı Şa’rânî Kimdir
İmam-ı Şa’ranî (1491-1566 m.)

Şafii mezhebinin ünlü alimlerindendir. Mısır’da yetişmiş ve burada hizmet etmiştir. Asıl adı Abdülvehhab’tır. Şa’ranî unvanıyla tanınıp meşhur olmuştur. Sünnet-i seniyyenin yaşanması ve yaşatılması üzerinde titizlikle durmuştur. Risâle-i Nur’da, velilerle ilgili anlatılan bazı olağanüstü hallerin inkâr edilmemesi üzerinde durulurken, yapılan izahatta ismi zikredilmektedir. Künyesi Ebül Mevahib Abdülvehhab bin Ahmed bin Ali bin Ahmed bin Muhammed bin Musa şeklindedir.

Abdülvehhab, 1491 yılında Mısır’ın Kalkaşend kasabasında doğdu. Babası eğitimine önem vererek küçük yaşlarda ilim tahsiline yolladı. Erken yaşlarda Kur’ân-ı Kerim’i ezberledi ve hafız oldu. Sekiz yaşından itibaren de düzenli olarak namazlarını kılmaya ve ibadetinin üzerinde titizlikle durmaya başladı. Aldığı vazifenin üzerinde titizlikle duran, en ince teferruatına kadar inen ve mükemmel şekilde yapmaya çalışan birisi olarak dikkatleri üzerine çekti. Çalışkanlığı ile hocalarının dikkat ve ilgisine mazhar oldu.

İlim meclislerine devam eden Abdülvehhab muhtelif hocalardan dersler aldı. Hocalarının ders olarak okuttuğu kitapları ezberledi. Hadis ve Fıkıh dalında edindiği birikim ile zamanının önemli alimleri arasında yer aldı. Daha sonraki dönemde yazdığı Tabakat adlı eserinin sonuna, ilminden istifade ettiği büyük şahsiyetlerin tamamının isimlerini ilave etti. Bu hareketiyle bir bakıma hocalarına karşı vefakârlığını gösterdi.

Abdülvehhab, geçimini sağlamak amacıyla dokumacılık işinde çalıştı. Kendini tam manasıyla yetiştirmek için hoca ve üstadlarına tam bir inançla ve sadakatla bağlandı. Nefsiyle mücadele ederken, bu duygunun istemediklerini yaparak terbiye etme yolunu seçti. Yalnız kaldığı zamanlarının büyük ekseriyetini ibadetle geçirdi. Haramlardan kaçındı ve takva üzere yaşamaya dikkat etti. Yiyecek bir şey bulamadığı zamanlarda bile durumunu hiç kimseye sezdirmedi ve kimseden bir şey istemedi.

İdarecilere karşı mesafeli duran Abdülvehhab, bu konudaki görüş ve tavrını, “vali konaklarının, sultan ve adamlarının evlerinin gölgesinden dahi geçmem, yolumu değiştiririm” demek suretiyle net bir şekilde ortaya koydu. Cenab-ı Hakk’ın emir ve yasaklarına samimi bir şekilde uyduktan sonra, yaptığı ibadetlerden büyük lezzet almaya başladığını belirtti.

Abdülvehhab, kendisi bizzat örnek bir şekilde davrandığı gibi müntesiplerine de, öğrendiklerini başkalarına aktarma konusunda büyük gayret sarf etmelerini tembihledi. Sevimliliği, huyunun güzelliği, doğruluğu, heyecanlı bir karaktere sahip olması, üstün insani özellikleri ve müsamahakârlığından dolayı çok derin etkiler bıraktı. Şöhreti geniş bir alana yayıldı. Şöhretinin yayılmasında, önemli sayıda ve herkesin anlayabileceği tarzda yazdığı eserlerinin de büyük etkisi oldu. Henüz hayatta iken telif ettiği eserleri geniş bir alana yayıldı ve çok sayıda baskısı yapıldı.

Peygamber Efendimizin (asm) sözleri ve sünnetine uymanın ehemmiyeti üzerinde duran Şa’ranî; sünnet ve hadis-i şeriflerin Kur’ân-ı Kerim’i açıkladığını, mezhep imamlarının sünneti, din alimlerinin de mezhep imamlarının sözlerini açıkladıklarını belirtti. Sünnetin ehemmiyeti üzerinde dururken; temizlik, namazın kaç rekat kılınacağı, rüku ve secdenin nasıl olması gerektiği, bayram ve cenaze namazlarının nasıl kılınacağı, zekatın ölçüsü gibi konuların en güzel şekilde Peygamber Efendimiz tarafından icra edildiğini, aksi takdirde tüm bunları hiçbir alimin sadece Kur’ân-ı Kerim’e bakarak çıkaramayacağını belirtti. Farzların seferde kaç rekat kılınacağını Kur’ân-ı Kerim’de bulamadıklarını söyleyenlere, Hazreti Ömer’in (ra) şu cevabını hatırlattı:

“Cenâb-ı Hakk, bize Muhammed Aleyhisselamı gönderdi. Biz, Kurân-ı Kerim’de bulamadıklarımızı, Resulullahtan gördüğümüz gibi yapıyoruz. O, seferde dört rekat farzları iki rekat kılardı. Biz de öyle yaparız.”

Şa’ranî, günümüzde yanlış bir şekilde anlaşılan ve icra edilen bazı uygulamalara da cevap teşkil edecek önemli açılamalara yer verdi. Vefat olayından sonra, her türlü manevi yardıma muhtaç olan insanlar için yapılacak hayır işi ve verilecek sadaka için yedinci, kırkıncı veya elli ikinci günü-gecesini beklemenin gereksizliğini ima etti; “Denize düşen insana atılacak kurtarıcı can simidi ne kadar erken atılırsa o kadar makbule geçeceği gibi, ölen insan adına yapılacak iyilikler, hayır hasenatlar da aynen öyledir. Ne kadar erkene alınır da acele ile gönderilirse o kadar makbul olur.”

Şafii mezhebi imamlarından olan Şa’ranî, İmam-ı Şafii’nin İmam-ı Azam hakkındaki tutumunu aktarmasıyla da önemli bir vazife gördü. Şa’ranî, Mısır’dan Bağdat’a gelen İmam-ı Şafii’nin ilk önce İmam-ı Azam’ın kabrini ziyaret ettiğini belirtti. İmam-ı Şafii sabah namazlarında mutlaka Kunut duasının okunması içtihadında bulunmuştu. Bağdat’ta ise sabah namazını daha önce yaptığının aksine Kunut duasız kıldırdı. Akabinde cemaat içinde fısıldaşma ve kendi görüşünden vazgeçti şeklindeki söylentiler üzerine; “Hayır, görüşümden vazgeçmedim. İçtihadımı da terk etmedim. Ancak şu ilerideki mezarda benim görüşüme zıt görüş ve içtihat sahibi Ebu Hanife yatıyor. Onun görüşüne hürmet ve saygımdan dolayı onun içtihadıyla amel ederek kıldırdım sabah namazını. Benim gibi düşünmese de o büyük insanın görüşüne olan hürmet ve saygım, beni böyle davranmaya sevk etti” mealinde karşılık verdi. (Ahmed Şahin, Zaman, 08.10.2003).

Risâle-i Nur’da, evliyanın olağa üstü halleri ile ilgili olarak anlatılan hadiselerin inkâr edilmemesi ikazında bulunulmaktadır. İmam-ı Şa’ranî’nin Fütuhat-ı Mekkiye adlı büyük eseri bir günde 2,5 kez mütalaa etmesi örnek olarak verilmektedir. Buna benzer ve insanı tasdike yaklaştıran misallerin çok olduğu belirtilmektedir. Mesela, rüyada bir saat zarfında bir senenin geçmekte ve birçok işler görülmektedir. Şayet o saat içinde yapılan işler yerine Kur’ân okunmuş olsa, hatim indirilebilir. Bu durumun evliya için, uyanıklık ve uyku hali arasında bir durum olan “yakaza”da inkişaf ettiği belirtilmektedir. Meselenin ruhi bir mahiyet aldığı, ruhun da zamanla sınırlı olmadığı ilave edilmektedir. Ayrıca, ruhu cismaniyetine üstün gelenlerin fiillerinin de sürat kazandığına işaret edilmektedir (Mesnevi-i Nuriye, 1994, s. 166).

Abdülvehhab Şa’ranî 1566 yılında Kahire’de vefat etti. Yakınına gömüldüğü cami kendi adını taşımaktadır. Bir çok talebe yetiştirdiği gibi çok sayıda eser yazdı. Mizanü’l-Kübra adlı eserinde dört mezhebin fıkıh ilmini bir araya topladı. Tabakatü’l-Kübra’sında dört yüzden fazla büyük alimin hayatları ve bazı özelliklerine yer verdi. Diğer eserleri şunlardır: Envarü’l-Kudsiye, Ecvibetü’l-Merdiyye, Ahlaku’z-Zekiyye vel Ulumü’l-Ledünniyye, İrşadü’l-Muğfelin, Bahrü’l-Mevrud, Siracü’l-Münir, Fethü’l-Mübin, Feraidü’l-Kalaid, Meşarikü’l-Envari’l-Kudsiyye.

Kaynak: Risale-i Nur Enstitüsü

Sponsor Bağlantılar

Bir önceki yazımız olan Ali Küçük Hoca Efendi Başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.


Etiket: imam şarani, munir şarani suriye

Cevapla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Scroll To Top